Galatasaray, Spor Toto Süper Lig Ahmet Çalık Sezonu'nun 34. haftasında Altay'ı deplasmanda 1-0 mağlup ederek dış sahadaki üç maçlık galibiyet hasretine İzmir'de son verdi. Alsancak Mustafa Denizli Stadı'nda oynanan karşılaşmanın tek golünü 8. dakikada Kerem Aktürkoğlu kaydetti. Sarı-kırmızılılar ilk yarıda farkı artırabilecek çok sayıda fırsat bulmasına rağmen bunları değerlendiremedi; ikinci yarıda ise Altay'ın baskısına karşı daha fazla savunmada kalmak zorunda kaldı. Fernando Muslera'nın özellikle uzatma dakikalarındaki kritik kurtarışı üstünlüğün korunmasını sağladı. Galatasaray bu sonuçla puanını 47'ye çıkardı ve maç sonunda ligde 11. sıraya yükseldi.
Galatasaraylı olarak üç puana elbette seviniyorum; fakat bu maç bana sezon boyunca tekrar tekrar yaşadığımız temel sorunu bir kez daha gösterdi. İlk yarıda maçı bitirecek kadar pozisyon buluyoruz, golü atamadığımız için ikinci yarıda tek farklı skoru korumaya çalışırken gereksiz yere acı çekiyoruz. Altay karşısında da aynı senaryo yaşandı. Kerem'in erken golünün ardından Nelsson, Gomis ve diğer hücumcularla farkı büyütebileceğimiz fırsatlar geldi. Bunları değerlendiremedik ve son dakikada Muslera'nın kurtarışına ihtiyaç duyduk. Kazanmak önemli; ama Galatasaray'ın böyle maçları daha rahat bitirebilmesi gerekiyor.
Altay-Galatasaray maçının tek golü Kerem'den
| Dakika | Gol | Skor |
|---|---|---|
| 8 | Kerem Aktürkoğlu | Altay 0-1 Galatasaray |
Karşılaşmanın skor tabelasında yalnızca bir gol var ancak özellikle ilk yarı, bu sonucun anlatabileceğinden daha fazla Galatasaray fırsatı içeriyordu. Torrent de maç sonrasında ilk devrede çok sayıda net gol pozisyonu yakaladıklarını, ikinci yarıda ise ortaya çıkan oyundan hiç memnun olmadığını açıkça söyledi. Bu nedenle 1-0'ı sadece savunma ağırlıklı kazanılmış bir deplasman maçı gibi değerlendirmek doğru olmaz. Galatasaray ilk 45 dakikada farkı açamadığı için ikinci bölümün senaryosu değişti.
Galatasaray'ın Altay karşısındaki ilk 11'i
Domènec Torrent karşılaşmaya Fernando Muslera, Omar Elabdellaoui, Patrick van Aanholt, Marcao Teixeira, Victor Nelsson, Erick Pulgar, Berkan Kutlu, Emre Kılınç, Ryan Babel, Kerem Aktürkoğlu ve Bafetimbi Gomis ilk 11'iyle çıktı. Yeni Malatyaspor karşısındaki 2-0'lık galibiyetin ardından temel yapı büyük ölçüde korunurken Taylan Antalyalı bu kez başlangıç kadrosunda yer almadı ve merkezde Pulgar-Berkan birlikteliği kullanıldı.
Ben bu kadronun özellikle ilk yarıda topu kullanma bakımından başarılı olduğunu düşünüyorum. Pulgar geriden pas bağlantısı kurdu, Berkan farklı bölgelere hareket ederek top taşıdı, Kerem sol taraftan tehdit oluşturdu, Babel zaman zaman içeri yaklaşarak Gomis'in çevresine destek verdi. Omar ve Van Aanholt da kenarlardan genişlik sağlamaya çalıştı. İlk devrede yaratılan fırsatların sayısı bu yapının rakip savunmayı açabildiğini gösteriyor.
Ancak futbol sadece pozisyona girmekten ibaret değil. Galatasaray'ın sezon boyunca en büyük problemlerinden biri yakaladığı fırsat sayısıyla attığı gol sayısı arasındaki fark oldu. Torrent'in maç sonunda özellikle bu noktaya dikkat çekmesi tesadüf değil. İlk yarıda dört-beş net fırsatı gole çeviremediğinizde ikinci yarıda rakibin tek duran topu veya tek kontratağı bütün emeği silebilir.
8. dakika: Pulgar başladı, Berkan hazırladı, Kerem bitirdi
Galatasaray'ın golü çok kaliteli bir pas zincirinin ardından geldi. Erick Pulgar merkezden ileriye doğru yaptığı isabetli pasla hücumu başlattı. Berkan Kutlu yay çevresinde topu kontrol ederek sol taraftaki Kerem Aktürkoğlu'nu gördü. Kerem ceza sahasına girdikten sonra topu soluna aldı ve dar açıya rağmen sol ayağıyla çok sert vurdu. Mateusz Lis'in müdahale edemediği top ağlara gitti ve Galatasaray 8. dakikada 1-0 öne geçti.
Ben golün sadece Kerem'in bitiriciliğine indirgenmesini istemiyorum. Pulgar'ın ilk pası savunma hattını hareket ettirdi, Berkan topu doğru tarafa aktardı ve Kerem pozisyonu son derece kararlı bitirdi. Üç oyuncu da topu gereğinden fazla ayağında tutmadı. Rakip savunma yeniden yerleşemeden hücum tamamlandı.
Bu, sezon boyunca görmek istediğimiz Galatasaray hücumuna güzel bir örnekti. Yavaş yatay paslar yerine çizgiler arasında bir pas, hemen ardından yön değiştirme ve ceza sahasına doğrudan giriş. Kerem'in sol ayağıyla yaptığı güçlü bitiriş ise hücumun kalitesini tamamladı. Genç oyuncunun artık yalnızca sağ ayağına çekip uzak köşeyi arayan tek yönlü bir hücumcu olmadığını göstermesi gelişimi açısından da önemli.
Kerem ligde dokuzuncu golünü attı
Altay karşısındaki gol, Kerem Aktürkoğlu'nun 2021-2022 Süper Lig sezonundaki dokuzuncu golü oldu. Genç hücumcu daha önce Kasımpaşa, Gaziantep FK, Fenerbahçe, Antalyaspor, Hatayspor, Alanyaspor ve iki kez Beşiktaş karşısında fileleri havalandırmıştı. Böylece Galatasaray'ın ligdeki en üretken hücum oyuncularından biri olmayı sürdürdü.
Ben Kerem'in bu sezondaki gelişimini yalnızca dokuz gol üzerinden okumuyorum. Sezonun başında daha çok savunma arkasına koşuları ve top taşımasıyla öne çıkan oyuncu, ilerleyen aylarda duran top kullanmaya, ceza sahası içinde farklı koşular yapmaya ve bitiricilik sorumluluğu almaya başladı. Beşiktaş'a attığı kafa golü ile Altay karşısındaki sol ayak bitirişi bile hücum repertuvarının genişlediğini gösteriyor.
Fakat bu gelişimin başka bir sonucu da var: Takım hücumda Kerem'e giderek daha fazla bağımlı hale geliyor. Ben Galatasaray'ın bütün yaratıcı yükü tek bir genç oyuncunun üzerine bırakmasını istemem. Kerem rakip tarafından kapatıldığında Babel, Emre Kılınç, Cicâldău, Moruţan veya diğer hücum oyuncularının da sorumluluk alması gerekiyor. İyi takım, en formda oyuncusunu daha fazla kullanan ama onsuz tamamen çökmeyen takımdır.
11. dakikada Nelsson farkı ikiye çıkarabilirdi
Galatasaray golün hemen ardından Altay'a yeniden baskı kurdu. 11. dakikada kazanılan serbest vuruşta Pulgar topu arka direğe gönderdi. Victor Nelsson rakip savunmanın arasında kendisini unutturdu ve kafa vuruşunu yaptı. Kaleci Mateusz Lis son anda topu kornere çeldi.
Ben bu pozisyonda özellikle duran top organizasyonunu değerli buluyorum. Nelsson'un arka direkte boş kalması tesadüfi görünmüyor; topun gönderildiği bölge ve stoperin hareketi birbirini tamamladı. Avrupa'da Marcao'nun Barcelona'ya attığı golde de duran topun önemini görmüştük. Galatasaray'ın sezon boyunca açık oyunda zorlandığı dönemlerde bu tür organizasyonlardan daha fazla gol üretmesi gerekirdi.
Stoperlerden gelecek gol katkısı ayrıca önemli. Santrforun veya Kerem'in her maç skor üretmesini beklemek yerine duran toplarda Nelsson, Marcao ve Alpaslan gibi hava hakimiyeti olan oyuncuları tehdit haline getirmek rakip savunmanın işini zorlaştırır.
20. dakikada Gomis gole çok yaklaştı
Galatasaray 20. dakikada hızlı gelişen hücumda ikinci gole bir kez daha yaklaştı. Kerem'in pasıyla sağ çaprazda topla buluşan Bafetimbi Gomis kaleyi düşündü. Tecrübeli santrforun şutuna Lis müdahale etti ve top kornere çıktı.
Gomis'in bu pozisyona girebilmesi hücumdaki hareketliliğin başka bir göstergesiydi. Santrfor sadece ceza sahasının merkezinde sabit beklemedi; savunmanın arasındaki boşluğu kullanarak sağ çapraza hareket etti. Ben Gomis'i en verimli kullanacağımız alanın ceza sahası olduğunu düşünsem de bu tip kısa koşuların rakip stoperleri yerlerinden çıkarması da önemli.
Sorun, yakalanan fırsatın yine ikinci gole dönüşmemesi. Galatasaray o bölümde Altay'ın psikolojik olarak kırılabileceği bir an yakalamıştı. 2-0'ı erken bulabilsek rakibin kendi sahasında daha fazla öne çıkması gerekecek ve Kerem gibi hızlı oyuncular için daha büyük boşluklar oluşacaktı. Futbolda bir gol bazen bir sonraki golün şartlarını da hazırlar.
Gomis ilk yarıda Altay savunmasını çok yordu
Galatasaray'ın resmî maç raporunda Gomis'in ön alandaki yoğun presine ve rakip savunmayı yıpratmasına özellikle dikkat çekildi. 37. dakikada Berkan'ın pasıyla kaleciyle karşı karşıya kalmaya yaklaşan Fransız santrfor, son anda gelen savunma müdahalesi nedeniyle gol vuruşunu yapamadı. 44. dakikada Emre Kılınç'ın sağdan yaptığı ortada ise tek vuruşla kaleyi düşündü ancak çerçeveyi bulamadı.
Ben Gomis'i sadece attığı gol sayısıyla değerlendirmediğimi daha önce de söyledim. Altay maçında gol atamadı ama ilk yarıda rakip stoperlerin sürekli onunla ilgilenmesini sağladı, önde baskıya katıldı ve birkaç gol pozisyonunun doğrudan içinde bulundu. Torrent'in maç sonunda bitiricilik sorununu anlatırken Gomis'i veya tek bir hücumcuyu hedef göstermemesi de bence doğru.
Bir takım sezon boyunca çok fazla pozisyon bulup az gol atıyorsa sorun tek bir santrfora indirgenemez. Kanat oyuncularının, orta sahaların ve duran top kullananların da skor yükünü paylaşması gerekiyor. Galatasaray'ın en golcü oyuncusunun dokuz golde kalması, Torrent'in de dikkat çektiği üzere genel hücum verimliliği sorununu gösteriyor.
Altay ilk yarıda yalnızca bir şutla tehdit oluşturabildi
Galatasaray ilk devrede oyunu büyük ölçüde kontrol ederken Altay'ın en belirgin şut girişimi 42. dakikada Thaciano'dan geldi. Ceza sahası dışından yapılan vuruşu Fernando Muslera tek hamlede kontrol etti. Ev sahibi takım ilk yarıda Galatasaray savunmasını ciddi biçimde tehdit etmekte zorlandı.
Ben ilk 45 dakikadaki Galatasaray'ı bu nedenle beğeniyorum. Sadece gol fırsatları üretmedik; rakibin hücum yapmasını da büyük ölçüde engelledik. Topu rakip yarı alanda tutmak savunmanın da en iyi yollarından biri. Altay topu kazandığında çevresinde hemen Galatasaraylı oyuncular bulduğu için hızlı çıkış üretmekte zorlandı.
Torrent'in “Galatasaray topa sahip olduğunda rakibinden daha iyi oynayabilir” düşüncesinin sahadaki karşılığı da buydu. İlk yarıda topu kullandığımız sürece hem hücum ettik hem rakibin hücum sayısını azalttık. İkinci yarıda top hakimiyetini kaybettiğimiz anda ise aynı rahatlık ortadan kalktı.
İlk yarıda maçı koparamadık
Galatasaray soyunma odasına 1-0 önde girdi ama bu skor ilk yarıda oluşan fırsat sayısına göre oldukça kırılgandı. Torrent maç sonrası değerlendirmesinde dört net gol fırsatını daha değerlendiremediklerini söyledi. Anadolu Ajansı'na yaptığı daha kapsamlı açıklamada ise ilk yarı için yedi net fırsattan söz etti. Kullanılan pozisyon tanımı farklı olsa da teknik direktörün ana mesajı aynıydı: Galatasaray maçı ilk devrede bitirebilirdi.
Emre Kılınç da karşılaşma sonrasında ilk yarıdaki pozisyonları değerlendirseler maçın çok daha farklı olabileceğini söyledi. Bence bu iki açıklama sezonun önemli bir problemini özetliyor. Teknik ekip de futbolcu da aynı şeyi görüyor: Pozisyona giriyoruz ama gol sayısı karşılığını vermiyor.
Ben “şanssızlık” kelimesini böyle uzun dönemler için yeterli bulmuyorum. Bir maçta kaleci olağanüstü oynar, iki top direkten döner ve şanssız diyebilirsiniz. Fakat haftalar boyunca aynı problem devam ediyorsa bitiricilik antrenmanı, oyuncu tercihleri, şut kalitesi ve hücumdaki kararlar birlikte incelenmeli. Şans uzun vadeli sistem açıklaması değildir.
İkinci yarının Galatasaray'ı bambaşka bir görüntü verdi
Karşılaşmanın ikinci yarısında Altay daha önde baskı yapmaya başladı. Galatasaray ilk devredeki kadar rahat pas yapamadı ve oyun giderek sarı-kırmızılı takımın yarı alanına taşındı. Torrent maç sonrasında ikinci devredeki performansı açık biçimde çok kötü olarak nitelendirdi.
Ben bu kadar keskin iki yarı arasındaki farkın nedenini önemli buluyorum. Skor 1-0 olduğunda oyuncular bilinçli veya bilinçsiz biçimde golü koruma moduna geçmiş olabilir. Rakip de kümede kalma mücadelesi verdiği için risk almak zorundaydı. Bunun sonucunda Altay daha önde, Galatasaray daha geride konumlandı.
Ancak Galatasaray'ın büyük takım refleksi bu noktada ortaya çıkmalı. Rakip öne çıktığında bunun bize yeni hücum alanları oluşturması gerekir. İlk yarıdan daha fazla geriye çekilip topu her kazandığımızda hemen rakibe verirsek baskının süresini uzatırız. İkinci yarıda tam olarak bu tehlikeyi yaşadık.
Muslera uzun şutlarda hata yapmadı
Altay ikinci yarının ilk bölümünde özellikle ceza sahası dışından vuruşlarla Fernando Muslera'yı sınamaya çalıştı. Martin Rodriguez'in uzak mesafeden yaptığı girişimlerde Uruguaylı kaleci hata yapmadı. Galatasaray savunması da ilk 20-25 dakikalık bölümde rakibe çok net ceza sahası fırsatı vermedi.
Ben Muslera'nın bu maçtaki performansını özellikle son dakikalardaki kurtarış nedeniyle önemli buluyorum. Uzun sakatlık döneminden döndüğünden beri maç ritmini yeniden kazanmaya çalışıyordu. Gaziantep deplasmanında üç gol yemiş, sonrasında Yeni Malatyaspor karşısında kalesini kapatmıştı. Altay maçında da temiz kale ile tamamlaması özgüveni açısından değerli.
Fakat Galatasaray'ın amacı Muslera'yı her hafta maçın kahramanı yapmak olmamalı. Kalecinin kalitesi size birkaç kritik pozisyonda puan kazandırabilir; savunma düzeninin yerini alamaz. Son dakikada Poko'nun kafa vuruşunu kurtarması güzel, ama ideal senaryo rakibin o kadar rahat kafa vurmasına hiç izin vermemek.
Marcao'nun sakatlığı zorunlu değişiklik getirdi
İkinci yarıda Marcao yaşadığı sakatlık nedeniyle oyuna devam edemedi. Brezilyalı stoperin yerine Alpaslan Öztürk sahaya girdi. Bu değişiklik teknik tercih değil, zorunlu oyuncu değişikliğiydi. Marcao sahadan ayrılırken hakemin en yakın çizgiden çıkması yönündeki uyarısına uymadığı gerekçesiyle sarı kart gördü.
Bu sarı kartın başka bir sonucu daha vardı: Marcao cezalı duruma düştü ve bir sonraki hafta Demir Grup Sivasspor karşılaşmasında forma giyemeyecek hale geldi. Ben özellikle böyle kartlardan rahatsız oluyorum. Mücadele sırasında yapılan faul nedeniyle görülen kart futbolun içinde olabilir. Oyundan çıkış şekli nedeniyle cezalı duruma düşmek ise önlenebilir bir kayıp.
Marcao takımın savunmadaki önemli oyuncularından biri ve sezon boyunca Nelsson ile güçlü bir ikili oluşturdu. Sakatlığının durumunun yanında bir de cezanın eklenmesi teknik heyetin Sivasspor planını doğrudan etkileyebilir. Oyuncuların bu tür ayrıntılarda daha dikkatli olması gerekiyor.
65. dakikada Cicâldău ve Mostafa Mohamed oyuna girdi
Torrent ikinci yarıda oyunun kontrolünü yeniden kazanmak ve hücumu tazelemek amacıyla 65. dakika civarında iki değişikliğe gitti. Ryan Babel'in yerine Alexandru Cicâldău, Bafetimbi Gomis'in yerine Mostafa Mohamed sahaya çıktı. Böylece orta saha-hücum bağlantısına daha hareketli bir oyuncu eklenirken santrfor profili de değiştirildi.
Mostafa'nın fizik gücü ve savunma arkasındaki hareketliliği, Gomis'in ceza sahası tecrübesinden farklı bir seçenek sunuyor. Cicâldău da Babel'e göre merkeze daha fazla yaklaşarak topun Galatasaray'da kalmasına yardımcı olabilecek bir oyuncu. Ben değişikliklerin kağıt üzerinde ikinci yarının problemine cevap verebilecek nitelikte olduğunu düşünüyorum.
Ancak sahaya giren oyuncular da Galatasaray'ın ilk yarıdaki kontrolünü tamamen geri getiremedi. Bu bize sorunun yalnızca isimlerde olmadığını gösteriyor. Takımın genel psikolojisi ve saha yerleşimi geriye kaymıştı. İki oyuncu değiştirerek bütün takımın davranışını anında değiştirmek her zaman mümkün olmuyor.
84. dakikada Muslera Kappel'e izin vermedi
Altay son bölümde eşitlik için risklerini artırdı. 84. dakikada Leandro Kappel sağ taraftan Galatasaray ceza sahasına girdi ve dar açıdan kaleyi düşündü. Muslera direk dibinde dikkatli davranarak topu kontrol etti. Skor hâlâ yalnızca 1-0 olduğu için her Altay hücumu Galatasaray açısından ciddi tehdit anlamına geliyordu.
Ben burada ilk yarıda kaçan ikinci golün değerini bir kez daha görüyorum. Maç 2-0 olsa Kappel'in bu şutu aynı psikolojik ağırlığı taşımazdı. 1-0'da ise bir sekme veya kaleci hatası iki puanın gitmesine neden olabilir. Bitiricilik yalnızca daha güzel skor yapmak için değil, maçın risk seviyesini düşürmek için de önemli.
90+2'de Kerem ikinci gole yaklaşan hücumu hazırladı
Uzatma dakikalarında Galatasaray ikinci gol için önemli bir fırsat oluşturdu. Kerem rakibinden sıyrılarak sağ çizgiden kaleye yöneldi ve ceza sahasına çıkardığı topa Altay savunması son anda müdahale etti. Gün boyunca takımın tek golünü atan genç oyuncu maçın sonuna kadar hücum tehdidini sürdürdü.
Bu pozisyon benim görmek istediğim davranıştı. 1-0 öndeyiz diye sadece köşe gönderinde zaman geçirmek yerine uygun alan oluştuğunda ikinci gol aranmalı. Tabii bunu yaparken geride denge bırakmak da gerekiyor. Rakip bütün oyuncularıyla öne çıkmışsa hızlı hücum, maçı bitirmenin en etkili yolu olabilir.
90+4: Muslera üç puanı korudu
Altay'ın en büyük beraberlik fırsatı maçın son dakikalarında geldi. İbrahim Öztürk'ün indirdiği topa Poko arka direkte kafa vurdu. Fernando Muslera çok kritik bir kurtarış yaparak topu kornere gönderdi ve Galatasaray'ın üç puanı kaybetmesini önledi. Kısa süre sonra karşılaşmanın son düdüğü geldi.
Ben bu kurtarışı maçın ikinci kırılma anı olarak görüyorum. Birincisi Kerem'in erken golüydü; ikincisi Muslera'nın son dakikadaki müdahalesi. İkisinin arasında Galatasaray maçı daha erken bitirebilecek fırsatları kullanamadığı için sonuç son saniyeye kadar tehlikede kaldı.
Muslera gibi tecrübeli kalecilerin değeri tam da böyle anlarda ortaya çıkıyor. Maç boyunca çok sayıda olağanüstü kurtarış yapmak zorunda kalmayabilir; fakat 90+4'te gelen tek topu çıkaramazsa bütün karşılaşmanın sonucu değişir. Konsantrasyonun 90 dakika korunması kalecilikte en az refleks kadar önemli.
Galatasaray deplasmanda üç maç sonra yeniden kazandı
Başlığın temel istatistiği Galatasaray'ın dış saha performansıyla ilgili. Sarı-kırmızılıların Altay'dan önceki son deplasman galibiyeti yine İzmir'de, 21 Şubat 2022'de Göztepe karşısında alınmıştı. Gomis'in son bölümde attığı iki penaltıyla Galatasaray o maçı 3-2 kazanmıştı.
Ardından üç deplasmanda da puan çıkmadı. Konyaspor'a 2-0, Gaziantep FK'ya 3-1 ve Fenerbahçe'ye 2-0 mağlup olundu. Altay karşısındaki 1-0'lık galibiyet bu üç maçlık dış saha mağlubiyet serisini sona erdirdi. Dikkat çekici olan, dış sahadaki iki galibiyetin de İzmir'de gelmiş olması.
| Deplasman | Sonuç |
|---|---|
| Göztepe - Galatasaray | 2-3 |
| Konyaspor - Galatasaray | 2-0 |
| Gaziantep FK - Galatasaray | 3-1 |
| Fenerbahçe - Galatasaray | 2-0 |
| Altay - Galatasaray | 0-1 |
Ben Galatasaray için üç deplasman sonra kazanmayı büyük başarı olarak görmem. Bu kulübün standardı zaten dış sahada da düzenli biçimde üç puan almak olmalı. Fakat bulunduğumuz sezonun gerçekliği içinde galibiyet serisinin kırılması değerli. Özellikle ligin ikinci yarısındaki kötü dış saha performansı düşünüldüğünde İzmir'de kazanmak oyuncuların özgüveni açısından önemli.
Sezonun 17. deplasmanında yalnızca dördüncü galibiyet
Galatasaray Altay karşılaşmasıyla sezonun 17. dış saha lig maçına çıktı ve yalnızca dördüncü deplasman galibiyetini aldı. Bu süreçte beş beraberlik ve sekiz yenilgi yaşandı. Büyük bir kulüp için bu sayıların ne kadar yetersiz olduğunu ayrıca anlatmaya gerek yok.
Ben sezonun ligde neden bu kadar kötü geçtiğini değerlendirirken deplasman performansını temel nedenlerden biri olarak görüyorum. Şampiyonluk yarışında olmak isteyen takım sadece kendi stadında kazanamaz. Konya, Gaziantep veya benzeri deplasmanlarda sürekli puan bırakıyorsanız lig tablosunda yukarıda kalmanız mümkün değil.
Altay galibiyeti bu problemi geçmişe dönük çözmüyor. Sadece sezonun son bölümünde deplasman karnesini biraz düzeltme fırsatı veriyor. Gelecek sezon planlamasında ise dış saha oyunundaki bu kırılganlığın nedenleri mutlaka incelenmeli.
Emre Kılınç: Böyle maçlar Barcelona'dan bile zor olabiliyor
Emre Kılınç maç sonunda Altay'ın kümede kalma mücadelesi verdiğini hatırlatarak bu tür karşılaşmaların çok zor olduğunu söyledi. Takımın deplasmanda üç maçtır kazanamadığını, bu nedenle galibiyetin kendileri açısından önemli olduğunu vurguladı. İlk yarıda buldukları fırsatları değerlendirebilseler skorun daha farklı olabileceğini, ikinci yarıda ise geri çekilmeleri nedeniyle sıkıntı yaşadıklarını kabul etti.
Ben Emre'nin “Barcelona'dan bile zor” ifadesini rakiplerin kalite karşılaştırması olarak okumuyorum. Barcelona'nın futbol kalitesinin Altay'dan yüksek olduğu tartışmasız. Oyuncunun anlatmak istediği, psikolojik açıdan kümede kalmak için son şanslarını kullanan bir rakibe karşı oynanan lig maçının farklı bir güçlük taşıması. Böyle rakip mücadeleyi bırakmaz ve her topu final pozisyonu gibi oynar.
Bu değerlendirmeyi anlarım; fakat Galatasaray'ın da tam olarak bu maçları çözebilmesi gerekir. Avrupa gecesinde motivasyon zaten doğal biçimde yüksek olabilir. Şampiyon takım olmak istiyorsanız nisanda alt sıralardaki rakibe karşı da aynı profesyonel ciddiyeti göstermek zorundasınız.
Torrent üç puana rağmen memnun değildi
Domènec Torrent maç sonunda oldukça açık konuştu ve oyundan memnun olmadığını söyledi. Teknik direktör üç puana rağmen yalnızca bir gol atılmasını ve ikinci yarıdaki performansı eleştirdi. İlk yarıda Galatasaray'ın maçı koparabilecek fırsatlara sahip olduğunu, bunlar değerlendirilmediği için ikinci yarıda takımın acı çekmeye başladığını anlattı.
Ben galibiyet sonrasında teknik direktörün bu kadar açık özeleştiri yapmasını doğru buluyorum. Sonuç iyi diye oyunu olduğundan iyi göstermek gelişime yardımcı olmaz. Özellikle sezonun bu aşamasında Torrent'in önünde şampiyonluk hedefi bulunmadığı için kalan maçlar oyun kalitesini değerlendirme ve gelecek adına veri toplama fırsatı.
Hocanın “Galatasaray topa sahip olduğunda rakibinden daha iyi oynayabilir” düşüncesi de maçın iki yarısıyla destekleniyor. İlk yarıda top Galatasaray'dayken rakip çok az hücum etti ve sarı-kırmızılılar birçok fırsat üretti. İkinci yarıda top hakimiyeti azaldığında Altay oyuna ortak oldu. Ancak topa sahip olmak sadece pas sayısı değil; rakibin dengesini bozan ve gol fırsatı hazırlayan bir sahiplik olmalı.
Bitiricilik sorunu yine teknik ekibin gündeminde
Torrent, Galatasaray'ın hem kendi döneminde hem Fatih Terim döneminde çok sayıda pozisyona girmesine rağmen bu fırsatları yeterince gole çeviremediğini söyledi. Takımın ligde en fazla pozisyon üreten ekiplerden biri olduğunu ancak etkinlik konusunda büyük problem yaşadığını vurguladı. Altay maçı da onun gözünde sezonun bu probleminin özeti gibiydi.
Ben bu tespitin önemli olduğunu düşünüyorum fakat rakamların arkasına sığınmamak gerekiyor. “Çok pozisyona giriyoruz” demek olumlu; “gol atamıyoruz” kısmı ise teknik olarak çözülmesi gereken problem. Şutların hangi bölgelerden geldiği, vuruş öncesinde oyuncunun ne kadar baskı altında olduğu ve doğru futbolcunun doğru pozisyona girip girmediği de incelenmeli.
Galatasaray'ın en golcü lig oyuncusunun Kerem Aktürkoğlu olması ve onun da Altay maçının ardından dokuz gole ulaşmış bulunması, hücum hattında düzenli çift haneli skor üretiminin eksikliğini açıkça gösteriyor. Gomis sezon ortasında geldi, Mostafa Mohamed dönem dönem oynadı, Diagne uzun süre sakat kaldı. Bu istikrarsızlık da hücum verimliliğini etkiledi.
Marcao Sivasspor maçında cezalı
Altay galibiyetinin bir sonraki haftaya bıraktığı olumsuz gelişme Marcao'nun gördüğü sarı kart oldu. Oyundan sakatlık nedeniyle çıkarken hakemin saha dışına en yakın noktadan ayrılması yönündeki uyarısına uymaması nedeniyle kart gören Brezilyalı stoper cezalı duruma düştü. Bu nedenle Galatasaray'ın 35. haftadaki Demir Grup Sivasspor karşılaşmasında forma giyemeyecek.
Ben bu kartı gereksiz görüyorum. Sezonun son bölümünde sakatlık nedeniyle zaten oyundan çıkmak zorunda kalmış oyuncunun bir de disiplin cezasıyla sonraki maçı kaçırması teknik heyetin işini zorlaştırıyor. Nelsson'un yanında Alpaslan veya başka bir seçenek kullanılacak olsa da Marcao-Nelsson ikilisinin alışkanlıkları bozulacak.
Profesyonel oyuncu sadece top ayağındayken değil, oyun dışındaki prosedürlerde de dikkatli olmak zorunda. Bu tür sarı kartlar önlenebilir ve sezon boyunca kadro istikrarı açısından beklenmedik maliyet yaratır.
Arda Turan son bölümde yeniden süre aldı
Torrent 81. dakikada Emre Kılınç ve Berkan Kutlu'nun yerine Arda Turan ile Ömer Bayram'ı sahaya sürdü. Arda son haftalarda yeniden kadro içinde daha fazla görünmeye başlamıştı. Teknik direktör maç sonrasında oyuncu seçerken antrenman performansına ve maça göre ihtiyaç duyduğu dengeye baktığını, Arda ile kişisel bir problemi bulunmadığını söyledi.
Ben sezon boyunca oyuncu-teknik direktör ilişkilerini dışarıdan kısa görüntülerle yorumlamanın riskli olduğunu düşünüyorum. Bir futbolcunun birkaç maç oynamaması her zaman kavga veya kriz anlamına gelmez. Sakatlık, antrenman durumu, taktik tercih ve kadro dengesi gibi birçok etken olabilir. Torrent'in açıklaması da kendi tercihinin bu çerçevede olduğunu ortaya koyuyor.
Arda'nın Galatasaray'daki geleceği ayrı bir tartışma; Altay maçındaki gerçek ise son bölümde sahaya girmiş olması. Tarihsel haberde bugünkü olayı sonraki kararlarla karıştırmadan yazmak gerekiyor.
Yeni sezon planlaması seçim belirsizliğine takılmış durumda
Torrent'in maç sonrasında yaptığı açıklamaların bir başka önemli bölümü gelecek sezon planlamasıyla ilgiliydi. Teknik direktör sportif direktörle birlikte yaklaşık 20 saha oyuncusundan oluşacak bir kadro üzerine düşündüklerini, ancak kulüpte yaşanan yönetim ve seçim süreci nedeniyle bu çalışmaya ara vermek zorunda kaldıklarını söyledi.
Bu açıklama 24 Nisan tarihinin kulüp içindeki koşullarını anlamak açısından önemli. Birkaç gün önce seçim sürecini durduran ihtiyati tedbir kaldırılmış, kulüp yeniden olağanüstü seçim gündemine dönmüştü. Yönetimin geleceği kesinleşmediği için teknik direktörün gelecek sezon planlamasını ne ölçüde sürdürebileceği de belirsizdi.
Ben burada Torrent'in “başka bir hocayla devam etmek isterlerse haklarıdır” yaklaşımını gerçekçi buluyorum. Yeni seçilecek yönetimin teknik direktör konusunda kendi kararı olabilir. Önemli olan Galatasaray'ın oyuncu izleme ve kadro bilgilerinin kişilere bağlı kalmadan kulüpte korunması. Teknik direktör değişse bile yapılan analizlerin tamamının çöpe gitmemesi gerekir.
10 bin 52 taraftar maçı izledi
Anadolu Ajansı'nın maç kaydına göre karşılaşmayı 10 bin 52 taraftar tribünden takip etti. Altay'ın kümede kalma mücadelesi verdiği ve Galatasaray'ın sezonun son bölümünde ligde orta sıralarda bulunduğu düşünüldüğünde Alsancak Mustafa Denizli Stadı'nda önemli bir futbol atmosferi oluştu.
İzmir'deki Galatasaray taraftarının desteği de deplasman maçının karakterine katkı verdi. Ben Galatasaray'ın Türkiye'nin farklı şehirlerinde bu kadar güçlü taraftar desteğine sahip olmasını kulübün en büyük avantajlarından biri olarak görüyorum. Bunun sportif karşılığı ise sahadaki oyuncuların bu desteğe mücadele ve sonuçla cevap vermesi.
Galatasaray 47 puana çıktı
Altay galibiyetiyle Galatasaray puanını 47'ye yükseltti ve karşılaşmanın ardından maç fazlasıyla 11. sıraya çıktı. Sarı-kırmızılı takımın 34 haftalık lig performansı sezon başlangıcındaki hedeflerin çok gerisinde kalmaya devam ediyordu. Bu üç puan tabloyu biraz iyileştirdi ancak sezonun genel değerlendirmesini değiştirecek nitelikte değildi.
Ben kalan haftalarda sıralamadaki her basamağın önemli olduğunu düşünüyorum ama Galatasaray'ın gerçek hedefinin 10. veya 11. sıra için mücadele etmek olmadığını da unutmuyorum. Bu sezonun sonunda yapılması gereken, kötü tablonun nedenlerini dürüst biçimde analiz edip gelecek sezon aynı noktaya düşmeyecek yapı kurmak.
Kazanmak yine de değerlidir. Oyuncunun formaya olan sorumluluğu lig hedefi kalmadığında ortadan kalkmaz. Özellikle genç oyuncular için sezonun son maçları bile gelişim fırsatı. Kerem'in golü, Berkan'ın katkısı, Nelsson'un savunması ve Pulgar'ın aldığı dakikalar gelecek planlamasında kullanılabilecek veriler.
Altay'ın durumu maçı daha zor hale getirdi
Altay bu karşılaşmaya kümede kalma mücadelesinin en kritik haftalarından birinde çıktı. Galatasaray yenilgisiyle 30 puanda kalan İzmir ekibinin ligde kalma ihtimali daha da azaldı. Ev sahibi takım özellikle ikinci yarıda bu zorunlulukla daha fazla risk aldı ve beraberlik için Galatasaray'ın üzerine geldi.
Emre Kılınç'ın maçtan sonra bu tür karşılaşmaların çok zor olduğuna dikkat çekmesi bu açıdan anlaşılır. Rakip için alınacak bir puanın bile ligde kalma umutlarını yaşatabileceği maçta mücadele seviyesi doğal olarak yüksek olur. Galatasaray'ın bunu baştan bilerek ikinci yarıda daha sakin ve topa daha fazla sahip olması gerekirdi.
Rakibin düşme hattında olması onu küçümsemek için değil, tam tersine motivasyonunu anlamak için kullanılmalı. Sezon sonunda hedefi kalmayan takımdan farklı olarak Altay'ın her dakikası kritik öneme sahipti. Büyük takımın görevi rakibin motivasyonuna kendi profesyonel standardıyla cevap vermek.
Sırada Demir Grup Sivasspor var
Galatasaray Altay galibiyetinin ardından 35. haftada Demir Grup Sivasspor'u Nef Stadyumu'nda ağırlayacak. Marcao'nun kart cezası nedeniyle forma giyemeyecek olması savunma merkezinde değişiklik gerektirecek. Teknik heyetin ayrıca Altay maçındaki iki farklı yarı görüntüsünü de değerlendirmesi gerekecek.
Ben Sivasspor karşısında özellikle ilk yarıdaki Galatasaray'ın devamını görmek istiyorum. Rakip savunmayı sürekli zorlayan, topu kaybettiği anda geri kazanmaya çalışan ve ceza alanına farklı oyuncularla giren bir takım. Fakat bunun yanına Altay maçında eksik kalan bitiriciliği de eklemek zorundayız.
İlk yarıda beş net pozisyon bulup sadece birini atarsanız her maç Muslera'nın son dakikada kurtarış yapmasını bekleyemezsiniz. Galatasaray'ın rahat kazanabileceği maçları gereksiz biçimde son saniyeye taşımaması gerekiyor. Bu, gelecek sezon için de geliştirilmesi gereken en net alanlardan biri.
Sonuç: İzmir yine galibiyet getirdi ama oyun iki farklı yüz gösterdi
Galatasaray, Altay deplasmanında Kerem Aktürkoğlu'nun 8. dakikadaki güzel golüyle 1-0 kazandı. Pulgar'ın hücumu başlatan pası, Berkan'ın doğru tercihi ve Kerem'in sol ayağıyla yaptığı sert bitiriş gecenin tek golünü oluşturdu. Nelsson, Gomis ve diğer oyuncular ilk yarıda farkı artırabilecek fırsatlar yakaladı fakat ikinci gol gelmedi.
İkinci yarıda maç tamamen farklılaştı. Altay öne çıktı, Galatasaray ilk devredeki top hakimiyetini ve hücum sürekliliğini kaybetti. Marcao sakatlanarak çıktı ve gördüğü sarı kartla cezalı duruma düştü. Son bölümde ise Muslera önce Kappel'e, ardından 90+4'te Poko'nun kafa vuruşuna izin vermeyerek üç puanın korunmasında belirleyici oldu.
Başlığın söylediği gerçek net: Galatasaray deplasmanda üç maç sonra yine İzmir'de kazandı. Son dış saha galibiyetimiz Göztepe karşısında gelmiş, ardından Konya, Gaziantep ve Kadıköy'den puansız dönmüştük. Altay galibiyeti bu kötü seriyi bitirdi ve sezonun 17. deplasmanında ancak dördüncü dış saha zaferimizi getirdi.
Bu rakamın Galatasaray seviyesine yakışmadığını açıkça söylemek gerekir. Üç maç sonra kazanmak sevindirici olabilir ama bizim hedefimiz üç deplasmanda bir galibiyet arayan takım olmak değil. Büyük Galatasaray, Türkiye'nin her stadına üç puan hedefiyle gider. Bu sezon o standardın çok uzağında kaldık.
Yine de bugün elde edilen üç puanın hakkını veriyorum. Kerem sezonun dokuzuncu lig golünü attı, Muslera son dakika kurtarışıyla kalitesini gösterdi ve takım deplasmandaki kötü serisini bitirdi. Torrent'in galibiyete rağmen ikinci yarıyı açık biçimde eleştirmesi de doğru yaklaşım. Kazanmak güzel; ama Galatasaray'ın gelişmesi için nasıl kazandığını da sorgulaması gerekiyor.
Altay maçı bize iki ayrı Galatasaray gösterdi. İlk yarıda topa hükmeden, fırsat üreten ve rakibine neredeyse hiç şans vermeyen takım; ikinci yarıda ise skor avantajını korumaya çalışırken geriye yaslanan ve son dakikada kalecisinin kurtarışına ihtiyaç duyan takım. Gelecek sezon güçlü bir Galatasaray istiyorsak ilk görüntüyü 90 dakikaya yaymak zorundayız. İzmir'den üç puanla dönüyoruz; fakat asıl kazanım, bu maçın neden ilk yarıda bitirilemediğini doğru anlayabilirsek gelecek.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap