Galatasaray, 2 Şubat 2021'de Medipol Başakşehir'i 3-0 yenerek Süper Lig'deki puanını 45'e çıkardı ve üst üste dördüncü galibiyetini aldı. Türk Telekom Stadı'ndaki 23. hafta mücadelesinde goller Henry Onyekuru, Ryan Donk ve penaltıdan Mostafa Mohamed'den geldi. Fernando Muslera'nın henüz skor değişmemişken kurtardığı penaltı, gecenin en önemli anlarından biriydi. Yeni transfer Mohamed'in ilk karşılaşmasında golle tanışması ve Donk'un hem hazırlayan hem bitiren oyuncu olması, üç puanın yanına farklı sevinçler ekledi.
Galatasaraylı olarak bu sonuçta beni en çok umutlandıran, gol bulmak için tek bir oyuncuya veya tek bir hücum biçimine bağlı kalmamamız. Kalecimizin kritik müdahalesi, savunmacımızın hücum katkısı ve yeni gelenlerin enerjisi aynı galibiyette birleşti. Fakat üç farklı kazandık diye ilk yarının tehlikelerini unutacak değilim. Bu maçın kıymeti, kusursuz oynamış olmamızda değil; zorlandığımız anları aşarak farklı yollarla sonuca gidebilmemizde. Derbi öncesinde aradığımız moral geldi, şimdi bu güveni daha sağlam bir oyuna dönüştürmek gerekiyor.
Galatasaray-Başakşehir maçının golleri ve kırılma anları
Hakem Arda Kardeşler'in yönettiği karşılaşmada Galatasaray, ilk devreyi tek golle önde kapattı. İkinci yarıda farkı artırarak üstünlüğünü korudu. Skorun gelişimi ve penaltı kurtarışı şöyleydi:
| Dakika | Gelişme | Skor |
|---|---|---|
| 22 | Muslera, Giuliano'nun penaltısını kurtardı. | 0-0 |
| 45 | Onyekuru, Donk'un ortasını kafayla tamamladı. | 1-0 |
| 64 | Donk, Belhanda'nın köşe vuruşunda kafa golünü attı. | 2-0 |
| 90+2 | Mostafa Mohamed penaltıyı gole çevirdi. | 3-0 |
İlk iki golün kafa vuruşlarından gelmesi dikkat çekici. Biri hareketli oyunda savunmanın arkasına yapılan koşuyla, diğeri duran topta doğru buluşmayla üretildi. Son golde ise Onyekuru'nun bireysel hareketi penaltıyı getirdi. Aynı maçta farklı çözümler bulunması, rakibin tek bir önlemle bütün hücumumuzu durdurmasını zorlaştırabilecek bir özellik. Benim devamını görmek istediğim taraf da bu çeşitlilik.
Fatih Terim'in ilk 11 tercihi ve kulübedeki seçenekler
Galatasaray sahaya Muslera; Linnes, Donk, Marcao, Saracchi; Taylan Antalyalı, Etebo, Emre Kılınç, Arda Turan, Onyekuru ve Ryan Babel ile çıktı. Belhanda ile Mostafa Mohamed karşılaşmaya yedek başladı. İkinci yarının başında Arda ve Etebo kenara gelirken bu iki oyuncu oyuna dahil oldu.
Bir takımın gücünü yalnızca başlangıç kadrosuyla ölçmüyorum. İlk plan işlerken de oyunu değiştirecek seçeneklere ihtiyaç var. Golün ardından başka bir hücum düzenine geçebilmek, rakibin yapacağı değişikliklere karşı yeni cevaplar hazırlamak anlamına gelebilir. Mohamed ve Belhanda'nın sahaya girişi, bu akşam kulübenin yalnızca yorulan oyuncuların yerine isim koymak için kullanılmadığını gösteren önemli bir hamleydi.
Buradan ilk yarıda çıkan oyuncuların başarısız olduğu sonucunu üretmek doğru olmaz. Teknik tercih, bazen kötü giden bir şeyi onarmak için, bazen de maçın sunduğu başka bir imkanı kullanmak için yapılır. Ben değişikliği değerlendirirken çıkan oyuncunun adına değil, giren oyuncuyla hangi görevin farklılaştığına bakarım. Asıl önemli olan, yeni isimler sahadayken takımın ne yapmak istediğinin anlaşılması.
Muslera'nın penaltı kurtarışı neden maçın dönüm noktasıydı?
Marcao ile Epureanu'nun hava topu mücadelesinin ardından VAR incelemesine giden Arda Kardeşler, Başakşehir lehine penaltı verdi. Giuliano'nun 22. dakikadaki vuruşunda Muslera soluna uzanıp topu kontrol etti. Uruguaylı kaleci daha önce Gulbrandsen'in şutunda da gole izin vermemişti. Galatasaray'ın ilk golü bulabileceği ortamın korunmasında bu müdahalelerin doğrudan payı vardı.
Gecenin skoruna sonradan bakınca üç gollü rahat bir galibiyet görülebilir. Oysa penaltı kullanıldığında henüz önde değildik. Muslera sadece bir top kurtarmadı; takımının geriye düşmesini önledi. Penaltı gol olsaydı mutlaka kaybederdik demiyorum, çünkü böyle bir sonucu bilemeyiz. Ancak aynı karşılaşmanın skor peşinde koşarak oynanmasıyla eşitlik korunarak sürdürülmesi arasında önemli bir fark olacaktı.
Benim için büyük kaleci olmanın anlamı, takımın henüz sonucu cebine koymadığı anda katkı verebilmek. Muslera'yı bu yüzden yalnızca maç sonunda gol yemediği için değil, ihtiyaç duyulan anda sorumluluğunu yerine getirdiği için takdir ediyorum. Bununla birlikte kalecinin güven vermesi, önündeki oyuncuların riskleri büyütmesine izin sayılmamalı. Arkada Muslera var diye her tehlikeyi ona bırakmak, iyi kaleciye sahip olmanın avantajını yanlış kullanmak olur.
Onyekuru'nun kafa golünde koşu ile pas aynı anda buluştu
Galatasaray'ın ilk golü, 45. dakikada Donk'un sağdan gönderdiği ortayla geldi. Savunmanın arkasına hareketlenen Onyekuru, altıpas çevresindeki kafa vuruşuyla topu ağlara taşıdı. İlk yarının kapanışında gelen bu gol, soyunma odasına üstünlükle gitmemizi sağladı.
Onyekuru'dan söz ederken yalnızca süratini öne çıkarmayı eksik buluyorum. Hızın değeri, hangi anda ve hangi alana kullanıldığıyla ortaya çıkar. Bu golde topa sahip olmadan yapılan hareket, pası veren oyuncunun becerisi kadar belirleyiciydi. Rakibin arkasına koşu tehdidi bulunuyorsa savunma sadece topu kullanan oyuncuya odaklanamaz; gerisindeki alanı da düşünmek zorunda kalır.
Galatasaray'ın hücumunda görmek istediğim hareketlilik bu. Herkes topu ayağına beklediğinde rakibin işi kolaylaşabilir. Bir oyuncu yaklaşırken diğerinin uzaklaşması, savunmanın yönünü değiştiren koşular yapılması ve pasın bunlarla aynı anda buluşması gerekiyor. İlk golü güzel yapan yalnızca sonuç değil, birbirini tamamlayan iki doğru karardı. Bu bağlantıyı çoğaltabilirsek hücumumuz tek bir oyuncunun rakip geçmesine daha az bağımlı hale gelir.
Onyekuru yeni dönemindeki iki maçta üç gole ulaştı
Ara transferde yeniden kadroya katılan Onyekuru, Gaziantep karşısındaki 2-1'lik galibiyette iki gol atmıştı. Başakşehir'e karşı açılışı da yaparak bu dönüş dönemindeki ilk iki lig maçında üç gole ulaştı. Bu sayı, futbolcunun Galatasaray kariyerinin tamamını değil, son gelişinin ardından oynadığı iki karşılaşmayı ifade ediyor.
Taraftar açısından bundan daha sıcak bir başlangıç istemek kolay değil. Yine de iki maçlık katkıdan bütün sezonun sonucunu çıkarmam. Benim sevindiğim şey, transferin hemen belirgin bir ihtiyaca cevap vermesi. Takımın savunma arkasına koşu yapabilen ve ceza sahasına gol düşüncesiyle giren oyuncuya duyduğu ihtiyacın karşılık bulması, transfer duyurusunun yarattığı heyecandan daha değerli.
Onyekuru'yu doğru kullanmak, her topu önüne atıp tek başına çözüm üretmesini beklemek olmamalı. Topun gönderildiği an, arkadaşlarının ona eşlik etmesi ve hücum tıkandığında başka seçeneğin bulunması da önemli. Rakipler bu tehdide daha fazla dikkat ettiğinde takımın bundan doğabilecek diğer alanları kullanabilmesini isterim. Formda oyuncuya güvenelim, ama bütün oyunu onun aynı hareketi sürekli başarıyla yapmasına bağlamayalım.
Ryan Donk savunmadan gelip galibiyete iki farklı katkı verdi
İlk golün pasını hazırlayan Donk, 64. dakikada bu kez bitirici oldu. Belhanda'nın sağdan kullandığı kornerde yükselip kafayı vurdu ve farkı ikiye çıkardı. Bir gol ile bir asist, savunmada başlayan bir oyuncu açısından gecenin en belirgin katkılarından birini oluşturdu.
Donk'un bu performansında sevdiğim şey, aynı katkıyı iki kez tekrarlaması değil, iki ayrı ihtiyaca cevap vermesi. Önce rakip savunmanın arkasına doğru topu gönderdi, ardından duran topta ceza sahasının içinde sorumluluk aldı. Bu tür katkılar, bir takımın gol yükünü birkaç hücum oyuncusunun üzerinden paylaşmasına yardımcı olabilir. Galatasaray formasıyla savunmada görev yaparken hücumdaki fırsatı da okuyabilmesini takdir etmek gerekiyor.
Ancak stoperin ileri çıkışını yalnızca gol geldiğinde alkışlayıp top kaybındaki düzeni hiç düşünmemek de eksik olur. Benim beklediğim, Donk ceza sahasına giderken geride kalanların hangi alanları koruyacağını bilmesi. Duran top hücumunun iyi çalışılması kadar, top rakibe geçtiğinde tehlikenin nasıl karşılanacağı da aynı planın parçası. Hücum katkısı, takımın dengesiyle birlikte değer kazanmalı.
Belhanda'nın katkısı, ikinci yarının farklı oyununu destekledi
Belhanda, ikinci yarıda oyuna girdikten sonra Donk'un golünde köşe vuruşunu kullandı. Mostafa Mohamed'in dışarı çıkan kafa vuruşunu hazırlayan korner de ondan geldi. Galatasaray böylece yeni santrforunu yalnızca penaltı anında değil, ceza sahasına gönderilen toplarla da oyuna dahil etti.
Burada benim için önemli nokta, duran topu sıradan bir top gönderme işi olarak görmemek. Ortanın yüksekliği, hızı ve oyuncunun koşusuyla buluşacağı yer birlikte düşünülmeli. Ceza sahasında güçlü bir kafa vuruşçusunun bulunması değerli; top ona uygun biçimde gitmiyorsa bu özelliğinden yeterince yararlanılamaz. Belhanda'nın hazırladığı pozisyonlar, pas kalitesiyle ceza sahası hareketliliğinin birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini hatırlattı.
Oyuna sonradan giren futbolcunun katkı vermesi de forma rekabeti açısından olumlu. Başlangıç kadrosunda olmamak, maçın hikayesinde ikinci planda kalmayı gerektirmiyor. Ben kulübeden gelen oyuncunun sonucu değiştirebileceği bir Galatasaray'ı, ilk 11 dışında çözümü kalmayan bir takıma tercih ederim. Bunun devamı için görevlerin açık olması ve oyuna giren futbolcunun takım arkadaşlarıyla aynı düşüncede hareket etmesi gerekiyor.
Mostafa Mohamed ilk maçını golle tamamladı
Zamalek'ten kiralanan Mostafa Mohamed, ikinci yarının başlangıcında Galatasaray formasıyla ilk resmî maçına çıktı. Uzatma bölümünde Onyekuru'nun Muhammed Emin Sarıkaya ile mücadelesi sonrası kazanılan penaltıyı kullandı. 90+2'deki isabetli vuruşuyla hem ilk golünü attı hem de karşılaşmanın skorunu belirledi.
Yeni bir santrforun ilk karşılaşmasında ağları bulması elbette güzel bir başlangıç. Buna sevinmek için golün penaltıdan geldiğini saklamaya veya oyuncuya şimdiden büyük unvanlar vermeye gerek yok. Penaltı da sorumluluk isteyen bir vuruş; Mohamed bu sorumluluğu yerine getirdi. Asıl merak ettiğim, bundan sonraki maçlarda arkadaşlarıyla bağlantısını ne kadar geliştireceği ve hücumda hangi farklı görevleri üstlenebileceği.
Fatih Terim de maç sonunda genç santrforun yeteneğine ve hava toplarındaki yükselişine dikkat çekti, öğrenip geliştireceği taraflarının bulunduğunu belirtti. Bana göre doğru beklenti tam burada kurulmalı: İyi özellikleri olan, katkı verebileceğini gösteren ama hâlâ uyum sürecindeki bir futbolcu. Tek golle bütün sorunları çözdüğünü ilan etmek, yarın gol atamadığında aynı oyuncuyu haksız biçimde sorgulamanın zeminini hazırlar.
Ben Mohamed'e yalnızca bitirici olarak bakılmasını da istemem. Ceza sahasında savunmacıları nasıl meşgul ettiği, arkadaşına alan açıp açmadığı ve topu kaybettiğimizde hangi görevi yaptığı zamanla değerlendirilmeli. Gol sayısı önemli olacak; fakat takımın oyununa katkısını anlamak için daha geniş bir tabloya ihtiyacımız var. Bu akşam o tablonun ilk olumlu notu yazıldı.
Fatih Terim'in öne çıkardığı değişim: Top rakipteyken de tehdit oluşturmak
Terim, maç sonu değerlendirmesinde Galatasaray'ın yalnızca topa sahip olduğunda değil, rakip oynarken de tehlike oluşturabilmesini olumlu bulduğunu anlattı. İlk yarıda topun kontrolünün daha fazla kendilerinde olduğunu, ikinci devrede farklı bir oyunla sonuca gittiklerini belirtti. Yeni katılan oyuncuların teknik heyetin seçeneklerini artıracağını da vurguladı.
Ben bu düşünceyi, topu rakibe verip geride beklemek gibi dar bir anlamla okumuyorum. Önemli olan top rakipteyken nasıl yerleştiğimiz ve kazandığımız anda hangi seçeneği kullanabildiğimiz. Rakibi üzerimize çekip topu geri aldıktan sonra çıkış pası bulamıyorsak savunma baskısını büyütmüş oluruz. Buna karşılık önde koşu tehdidi ve pas bağlantısı hazırsa rakibin ileri çıkışı bizim için de fırsat yaratabilir.
Galatasaray'ın gelişmesini istediğim yönlerden biri bu esneklik. Her maçı aynı tempoda ve aynı topa sahip olma düzeniyle kazanmak zorunda değiliz. Rakibin tercihine ve skorun durumuna göre yöntem değiştirebilmeliyiz. Ancak yöntem değişirken hedefin ve görevlerin kaybolmaması gerekiyor. Top bizde değilken de ne yapacağını bilen takım, yalnızca savunma yapan değil, bir sonraki hücumunu hazırlayan takımdır.
3-0'lık sonuç, Başakşehir'in fırsatlarını unutturmamalı
Başakşehir ikinci yarıda da eşitlik fırsatı buldu. Gulbrandsen, 57. dakikada savunma arkasına hareketlenip ceza sahasının solundan şutunu çekti, ancak top dışarı gitti. Bu pozisyon sırasında fark yalnızca birdi. Donk'un ikinci golü henüz gelmemişti.
Kazandığımız akşamda bu tehlikeyi konuşmak karamsarlık değil. Kaleye gitmeyen bir şut, savunmanın o pozisyona kadar yaptığı her şeyin doğru olduğu anlamına gelmez. Rakibin hangi pasla arkamıza geçebildiğini ve tehlikeyi neden daha erken kesemediğimizi incelemeliyiz. Rakip fırsatı kaçırdığı için puan tablosuna sorun yazılmamış olabilir; teknik değerlendirmede ise bu uyarının karşılığı bulunmalı.
Benim galibiyete yaklaşımım net: Golü atanı da kurtaranı da alkışlarım, ama skoru hataların üzerini örten bir perdeye dönüştürmem. Muslera'nın kurtarışıyla rakibin isabetsiz vuruşunu aynı savunma başarısı gibi değerlendiremeyiz. Birinde oyuncumuz doğrudan engel oldu, diğerinde rakip fırsatı kullanamadı. Daha sağlam bir takım olmak için tehlike anlarının nasıl oluştuğunu birbirinden ayırmak gerekiyor.
Marcao savunma başarısını bütün takıma paylaştırdı
Marcao, maç sonrasında savunmadaki iyi sonuçların sadece stoperlere, beklere veya kaleciye ait olmadığını söyledi. Orta saha ve hücum oyuncularının katkısını öne çıkararak Fatih Terim'in birlikte hücum etme ve birlikte savunma yapma beklentisine dikkat çekti.
Bu açıklamayı, bir takımın savunmasını değerlendirmenin doğru başlangıcı olarak görüyorum. Öndeki oyuncu rakibin rahat pas yapmasını engelliyorsa stoperin işi değişir. Orta saha top kaybından sonra doğru alana yerleşiyorsa savunmanın karşılayacağı tehlike azalabilir. Her gol yememe sonucunu yalnızca arkadaki oyunculara yazdığımızda bu emeği gözden kaçırıyoruz.
Aynı ölçüyü eleştiride de kullanmalıyız. Savunmacı kötü bir pozisyonda yakalandığında önündeki alan neden bu kadar açılmış, baskı nerede kırılmış diye bakmak gerekir. Bu, bireysel hatayı yok saymak değil; hatanın takım içindeki yerini anlamaktır. Galatasaray'ın daha güvenli oynaması için yalnızca iyi müdahalelere değil, o müdahaleye daha az ihtiyaç duyulacak ortak bir düzene ihtiyacı var.
Dört maçlık galibiyet serisi ve evde sekiz maçlık yenilmezlik
Galatasaray; Denizlispor, Yeni Malatyaspor ve Gaziantep karşılaşmalarından sonra Başakşehir maçını da kazanarak ligde dört maç üst üste galip geldi. İç sahadaki yenilmezlik ise sekiz lig maçına çıktı. Bu sekiz karşılaşmanın altısı galibiyet, ikisi beraberlikle tamamlandı. Başakşehir'in puanı 24'te kalırken sarı-kırmızılılar 45 puana ulaştı.
Bu iki seriyi birbirine karıştırmadan değerlendirmek gerekiyor. Dört maçlık galibiyet dizisi takımın son dönemdeki puan üretimini, sekiz maçlık iç saha yenilmezliği ise evde daha uzun bir aralıktaki sonuçlarını gösteriyor. Ben özellikle beraberlikleri azaltıp galibiyetlerin birbirine bağlanmasını önemsiyorum. Yarış içinde istikrar, tek bir etkileyici geceden daha güçlü bir dayanak olabilir.
Yine de seri, kazanılmış bir sonraki maç demek değil. Galatasaray'ın şimdi yapması gereken, iyi sonuçların hangi davranışlarla geldiğini belirleyip onları korumak. Bir oyuncunun çok formda olması sevindirici; takımın o oyuncu durdurulduğunda da çözüm bulabilmesi daha kalıcı. Bu nedenle galibiyet dizisini yalnızca özgüven kaynağı değil, doğru yapılanların ayrıntılı biçimde inceleneceği bir dönem olarak görmek isterim.
Derbi öncesinde moral geldi, sonuç garantisi değil
Galatasaray'ın sıradaki lig maçı, 6 Şubat Cumartesi günü Fenerbahçe deplasmanı. Marcao da açıklamasında derbinin ayrı bir karşılaşma olduğunu vurgulayarak iyi dinlenme ve hazırlık gereğine işaret etti. Başakşehir galibiyetiyle kazanılan güven, bu hazırlığa olumlu bir başlangıç sağlayabilir.
Ben derbi öncesinde ne rakibi gözümüzde büyütmeyi ne de bu galibiyetin coşkusuyla maçı kazanılmış saymayı doğru bulurum. İhtiyacımız olan şey, aynı ciddiyeti başka bir rakibe karşı sürdürebilmek. Muslera'nın güveni, Onyekuru'nun koşuları, Donk'un katkısı ve Mohamed'in getirdiği seçenekler değerli. Ancak bu parçaların bir sonraki maçta nasıl bir araya geleceğini yine hazırlık belirleyecek.
Özellikle yakın aralıklarla oynanan karşılaşmalarda doğru görev paylaşımı önem kazanıyor. Her futbolcudan sürekli aynı yoğunluğu beklemek yerine takımın birbirinin işini kolaylaştırması gerekiyor. Derbi için istediğim Galatasaray, sadece daha fazla isteyen değil, ne zaman baskı yapacağını, ne zaman topu sakin kullanacağını ve hangi alanda risk alacağını bilen Galatasaray. Büyük maç heyecanı, bu temel kararların yerine geçmemeli.
Benim maçtan çıkardığım sonuç: Galibiyeti getiren, katkının paylaşılması
Bu akşamın hikayesini tek bir yıldızın etrafına sığdıramam. Muslera skoru korudu, Onyekuru açılışı yaptı, Donk iki gole doğrudan katkı verdi, Belhanda duran topta doğru topu gönderdi ve Mohamed penaltı fırsatını gole çevirdi. Benim Galatasaray'da görmek istediğim, sorumluluğun böyle paylaşılması. Bir oyuncunun iyi performansı diğerinin katkısını değersizleştirmemeli; tam tersine birbirlerinin işini tamamlamalılar.
Yeni transferlerden alınan katkıya sevinirken takımın mevcut oyuncularını da unutmamak gerekiyor. Her sorun yeni bir isimle çözülmediği gibi her başarı da sadece yeni gelene ait değildir. Pası hazırlayan, alanı kapatan, rakibin koşusunu takip eden oyuncunun yaptığı iş bazen gol görüntüsüne girmez. Güçlü bir takım kuracaksak alkışı yalnızca son dokunuşu yapana ayırmamalıyız.
Galatasaray üç puanı üç golle aldı; asıl kazancı, kazanmak için birden fazla yolu kullanabildiğini göstermesiydi. Şimdi bu geceden kalan heyecanı abartılı vaatlere değil, daha dikkatli savunmaya ve daha uyumlu hücuma dönüştürmek lazım. Skor sevindirici, yeni oyuncuların başlangıcı umut verici, galibiyet serisi değerli. Benim beklentim bunları bir final gibi kutlamak değil, daha güçlü bir Galatasaray'ın devam eden çalışmasının parçası yapmak.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap