Galatasaray, 23 Kasım 2020'de Kayserispor ile 1-1 berabere kalarak bu sezon Süper Lig'deki iç saha puan kaybını yediye çıkardı. Türk Telekom Stadı'ndaki beş lig maçından iki galibiyet, iki beraberlik ve bir yenilgi çıkaran sarı-kırmızılılar, alınabilecek 15 puanın sekizini topladı. Fenerbahçe ve Kayserispor karşısındaki beraberliklerle Alanyaspor yenilgisi, evdeki kayıpların tamamını oluşturuyor. Son maçta rakibin on kişi kalmasına ve Galatasaray'ın öne geçmesine rağmen üstünlüğün korunamaması, sonucun yarattığı hayal kırıklığını artırdı.

Galatasaraylı olarak beni rahatsız eden yalnızca puan tablosundaki eksilme değil, kazanma fırsatının nasıl kullanıldığı. Her rakibi rahat yenmek zorunda değiliz; fakat lehimize değişen bir maçta kontrolü daha iyi değerlendirmek zorundayız. Pozisyon bulmak umut verir, o pozisyonları sonuca dönüştürmek ise sorumluluktur. Kayserispor beraberliğini sadece kaçan gollere bağlarsak savunmamızın ve maç yönetimimizin cevaplaması gereken soruları arada kaybederiz.

Galatasaray'ın ilk beş iç saha maçının puan tablosu

23 Kasım akşamı itibarıyla oluşan tablo yalnızca 2020-2021 sezonundaki Süper Lig karşılaşmalarını kapsıyor. Avrupa kupaları, hazırlık maçları ve önceki sezonun sonuçları bu hesaba dahil değil. Aşağıdaki skorların tamamında Galatasaray ev sahibi takım.

TarihRakipSkorKazanılan puanÜç puana göre kayıp
12.09.2020Gaziantep FK3-130
27.09.2020Fenerbahçe0-012
19.10.2020Aytemiz Alanyaspor1-203
31.10.2020MKE Ankaragücü1-030
23.11.2020Hes Kablo Kayserispor1-112
Beş maçın toplamı87

Yedi puanlık kayıp, bir disiplin cezası veya puan silme işlemi değil; beş karşılaşmada ulaşılabilecek toplam ile kazanılan puan arasındaki fark. Bu hesap bize sonucun ağırlığını gösteriyor, fakat her maçın aynı nedenle kaybedildiğini söylemiyor. Doğru değerlendirme için puanları topladıktan sonra maçların koşullarını yeniden ayırmak gerekiyor.

Fenerbahçe, Alanyaspor ve Kayserispor: Aynı toplamın farklı hikayeleri

Fenerbahçe karşısındaki golsüz beraberlik, gol bulunamadan tamamlanan bir derbiydi. Alanyaspor karşılaşması ise Galatasaray'ın ilk golü attığı halde yenildiği bir maç oldu. Kayserispor önünde de öne geçildi, fakat bu kez karşılaşma beraberlikle tamamlandı. Dolayısıyla son iki örnekte mesele yalnızca kilitli savunmayı açmak değil, elde edilen skor avantajını koruyabilmek.

Ben derbideki iki puan kaybıyla on kişi kalan rakibe karşı verilen iki puanı aynı futbol değerlendirmesine koymam. Puan cetvelindeki karşılıkları aynı olsa da maçların sunduğu fırsatlar farklı. Fenerbahçe karşılaşmasının beraberlikle bitmesi üzerinden kurulacak eleştiriyle Kayserispor maçındaki üstünlük anının yönetilmesine ilişkin eleştiri ayrı olmalı. Her sonuca aynı açıklamayı yapıştırmak, asıl sorunun yerini belirsizleştirir.

Gaziantep ve Ankaragücü galibiyetleri ise bu sahada kazanmanın mümkün olduğunu gösteren iki sonuç. Bunları görmezden gelerek sürekli başarısızlık anlatısı kurmak da doğru değil. Ancak benim ölçüm, arada bir kazanmak değil; farklı rakiplere karşı güvenilir bir oyun ve sonuç düzeni oluşturabilmek. İç sahada galibiyet beklemek, rakibi küçümsemek değildir. Kendi takımından daha iyi hazırlanmasını ve fırsatlarını daha dikkatli kullanmasını istemektir.

İçeride sekiz, deplasmanda dokuz puan

İlk dokuz lig maçının sonuçlarından hesaplandığında Galatasaray'ın deplasmanlarda dört karşılaşmadan dokuz puan çıkardığı görülüyor. Evdeki beş maçta ise sekiz puan var. Böylece maç başına puan ortalaması iç sahada 1,60, dış sahada 2,25 oluyor. Dokuz haftalık toplam 17 puanın dağılımı, daha fazla maç oynanan evde daha az puan toplandığını ortaya koyuyor.

Bu karşılaştırmadan tek başına takımın deplasmanda daha iyi futbol oynadığı sonucunu çıkarmam. Rakipler ve maçların gelişimi aynı değil; henüz sınırlı sayıda karşılaşmayı değerlendiriyoruz. Yine de evdeki sonuçların sorgulanmasını gerektiren açık bir fark var. Galatasaray'ın kendi sahasında kazanmak için gösterdiği çabanın neden daha düşük puan karşılığı ürettiğini araştırmak gerekiyor. Benim beklentim, deplasman başarısını küçümsemek değil, o puanları içerideki kayıplarla değersizleştirmemek.

Kayserispor maçında ilk yarı: Fırsatlar vardı, gol yoktu

Kayserispor karşısında Emre Akbaba, Feghouli ve Diagne ile fırsatlar bulan Galatasaray, ilk yarıyı golsüz tamamladı. Ryan Donk'un kafa vuruşu da direkten döndü. Anadolu Ajansı'nın maç değerlendirmesine göre Silviu Lung ilk devrede yedi kurtarış yaptı; sakatlığı nedeniyle ikinci yarıda kaleyi İsmail Çipe'ye bıraktı. Bu nedenle karşılaşmanın tamamını tek bir kalecinin performansıyla açıklamak doğru olmaz.

Burada rakibin emeğini teslim etmek gerekiyor. Bir kalecinin iyi oynaması, bizim forvetlerimizin mutlaka isteksiz olduğu anlamına gelmez. Fakat her kurtarışı da yalnızca rakibin olağanüstülüğüne bağlayamam. Vuruşun yönü, zamanlaması, oyuncunun ilk kontrolü ve daha uygun durumdaki arkadaşını görüp görmediği de değerlendirmeye dahil edilmeli. Bitiricilik eleştirisinin anlamlı olması için kaçan fırsatların birbirinden farklı özelliklerini incelemek gerekir.

İlk yarının olumlu yanı, Galatasaray'ın gol fırsatı üretebilmesiydi. Olumsuz yanı ise bu üretimin devre arasında herhangi bir skor üstünlüğü sağlamaması. Ben iyi hücum hazırlığını yok saymam; ama tabelayı değiştirmeyen baskıya da sınırsız kredi vermem. Yapılması gereken, bütün hücum planını çöpe atmak değil, doğru yapılan işi son dokunuşta neden tamamlayamadığımızı bulmak.

Muğdat'ın kırmızı kartı ve Diagne'nin penaltısı dengeleri değiştirdi

Martin Linnes'in ceza sahasında Muğdat Çelik ile mücadelesinin ardından VAR incelemesine başvuruldu. Hakem Turgut Doman penaltı kararı verirken Muğdat, 62. dakikada ikinci sarı karttan ihraç edildi. Mbaye Diagne bir dakika sonra penaltıyı gole çevirdi. Galatasaray böylece hem skor üstünlüğüne hem de sahadaki oyuncu sayısı bakımından avantaja sahip oldu.

Benim maç değerlendirmemde en önemli eşik bu. Rakip on kişiye düşmüş, beklenen gol de gelmişken bundan sonraki bölümün daha bilinçli yönetilmesini beklerim. Bu, herkesin geriye çekilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Topa sahip olurken gereksiz riskin azaltılması, hücumda yerleşirken gerideki alanların paylaşılması ve rakibin yeniden umut bulacağı anların sınırlandırılması gerekiyor. Sayısal üstünlük, doğru görev dağılımıyla kullanılmadıkça kendiliğinden sonuç getirmiyor.

Hakem kararının Galatasaray lehine olduğu bu bölümden sonra kaybın değerlendirmesini yalnızca dış etkenlere taşımayı doğru bulmam. Önümüzde takımın kendi kararlarıyla etkileyebileceği bir oyun durumu var. Eleştirinin merkezine de bunu koymak gerekir: Avantaj elde edildiğinde hangi davranışımız değişti, hangisi değişmeliydi?

Campanharo'nun golü: İlk müdahaleden sonraki top neden önemli?

Kayserispor 71. dakikada Gustavo Campanharo ile eşitliği sağladı. Soldan gelen ortaya Donk'un yaptığı kafa müdahalesinin ardından ceza sahası önüne düşen topu Campanharo sert bir vuruşla ağlara gönderdi. Galatasaray'ın 63. dakikada elde ettiği üstünlük, sekiz dakika sonra ortadan kalktı.

Bu gol benim için sadece bir uzak şut meselesi değil. Savunma, ilk ortayı uzaklaştırınca tamamlanmış sayılmamalı; dönen topun nereye düşeceği ve o bölgede kimin sorumluluk alacağı da işin parçası. Pozisyonu tek bir oyuncunun adına indirgemeden, ceza sahası çevresindeki paylaşımı incelemek isterim. İlk müdahaleyi yapan oyuncuyla topun düştüğü alanı koruyacak arkadaşlarının görevleri birbirini tamamlamalı.

Campanharo'nun vuruşunun kalitesini kabul etmek, Galatasaray'ın o vuruşa giden süreci sorgulamasına engel değil. Aynı şekilde gol yenildi diye yalnızca kaleciye yönelmek de bütün resmi göstermiyor. Benzer bir pozisyon tekrarlandığında rakibin daha zor koşullarda şut atmasını nasıl sağlayacağımıza bakmak daha yararlı. Sonucu geri alamayız; fakat aynı riski azaltacak çalışma yapabiliriz. Maçtan çıkarılacak ders, öfkenin yöneldiği isimden daha önemli olmalı.

Galibiyet serisi bitti, yenilmezlik serisi devam etti

Galatasaray bu maçtan önce Büyükşehir Belediye Erzurumspor, MKE Ankaragücü ve Demir Grup Sivasspor'u üst üste yenmişti. Kayserispor beraberliğiyle sona eren, üç maçlık galibiyet serisi oldu. Takım mağlup olmadığı için ligdeki yenilmezlik serisi dört maça çıktı. Beraberliği yenilmezliğin sona ermesi şeklinde tanımlamak yanlış olur.

Ancak yenilmezliğin sürmesi, benim açımdan bu sonucu başarıya çevirmiyor. Hedefi yüksek bir takımın ihtiyacı yalnızca kaybetmemek değil, kazanabileceği maçları kazanmak. Kavramları doğru kullanmakla sonucun ağırlığını kabul etmek arasında bir çelişki yok. Üç galibiyetin sağladığı toparlanmayı korumak için bu beraberliğin nedenlerini çalışmak gerekiyor; son dört maçta yenilmedik diyerek tartışmayı kapatmak değil.

Fatih Terim'in değerlendirmesi: Baskı tek başına yetmedi

Fatih Terim, maç sonundaki açıklamasında ilk yarıda bulunan fırsatlarla belirgin bir üstünlük kurulması gerektiğini belirtti. Çok sayıda şut ve ortanın sonuç alınamadığında yeterli olmadığını vurgulayan teknik direktör, Kayserispor'u hem tam kadroyken hem on kişi kaldıktan sonraki mücadelesi nedeniyle tebrik etti. Sonucu Galatasaray açısından puan kaybı olarak değerlendirdi.

Bu yaklaşımda katıldığım nokta, hücum miktarıyla hücum sonucunu birbirinden ayırması. Bir takım sürekli rakip ceza sahasına top gönderebilir; fakat topu kimin karşılayacağı ve sonrasında ne yapılacağı belli değilse tekrar sayısı tek başına kalite üretmez. Kayserispor maçındaki fırsatları da sadece kaç kez kaleye gidildiği üzerinden değil, hangi koşullarda son vuruş yapıldığı üzerinden incelemek gerekir.

Teknik heyetten beklediğim, bu tespitin antrenmanda karşılık bulması. Yakın mesafedeki son vuruşlar, ceza sahasına koşuların zamanlaması ve top kaybedildiğinde savunmaya dönüş birbirinden kopuk çalışılmamalı. Çünkü bu maçın sorunu iki ayrı yerde ortaya çıktı: Gol için gereken fırsatlar yeterince değerlendirilemedi, bulunan golün ardından üstünlük korunamadı. Çözümün de yalnızca bir tarafa odaklanmaması gerekiyor.

Diagne'yi yalnızca penaltısıyla değerlendirmek eksik olur

Diagne bu karşılaşmada sezonun ilk lig golünü attı. Daha önce Neftçi ile oynanan UEFA Avrupa Ligi eleme maçında iki gol kaydettiği için bütün resmî karşılaşmalardaki sezon toplamı üçe yükseldi. Lig golüyle toplam gol sayısını birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Ben santrfor değerlendirmesinde golün değerini küçümsemem; fakat yalnızca bir penaltıya bakarak bütün performansa olumlu not da vermem. Ceza sahasında doğru yerde bulunmak, gelen topa hazırlanmak ve takım arkadaşlarının oluşturduğu fırsatı bitirmek ayrı sorumluluklar. Kaçan fırsatlar konuşulmalı, ancak oyuncunun bir daha katkı veremeyeceği yönünde kesin hükümler kurulmadan.

Diğer taraftan takımın bütün gol yükünü tek futbolcuya bırakmak da kolay bir açıklama. Orta sahadan ve kenarlardan ceza sahasına giren oyuncuların katkısını artıracak bir düzen görmek isterim. Bir santrforun kötü bitirdiği günde başka bir çözümümüz varsa takım güçlüdür. Her atağın sonunda aynı isimden aynı sonucu bekliyorsak, seçeneklerimizi geliştirmemiz gerekir.

Kerem Aktürkoğlu ve Ali Yavuz Kol ilk kez resmî maçta sahne aldı

Kayserispor karşılaşması, genç oyuncular açısından da bir başlangıç oldu. Ali Yavuz Kol 70. dakikada Emre Akbaba'nın yerine oyuna girdi. Kerem Aktürkoğlu ise son bölümde Feghouli'nin yerine görev alarak Galatasaray formasıyla ilk resmî maçına çıktı. Gençlerin bu ilk adımlarını, beraberliğin yarattığı öfkenin içinde görünmez kılmamak gerekiyor.

Bununla birlikte ilk forma fırsatını gelecekteki başarının garantisi gibi sunmam. Bir oyuncunun gelişimini görmek için ona verilen göreve, hazırlığına ve zaman içinde nasıl kullanıldığına bakmak gerekir. Özellikle maçın son anlarında oyuna giren futbolcudan bütün hücum sorunlarını tek başına çözmesini beklemek adil değil. Kısa bir süreyi hem büyük beklentiye hem kesin yargıya dayanak yapmak yerine, düzenli gelişim imkanını sorgulamak daha doğru.

Galatasaray'ın gençlerden yararlanması yalnızca zor maçların son bölümünde yeni bir isim denemekle sınırlı kalmamalı. Oyuncu hangi bölgede top alacağını, yanındaki arkadaşından ne bekleyeceğini ve savunmada hangi görevi yapacağını bilerek sahaya çıkmalı. Ben gençlere güveni alkışlarım; bu güvenin hazırlıkla ve devamlılıkla desteklenmesini de isterim.

Bir gol atmak ile maçı kontrol etmek aynı şey değil

Benim bu maçtan çıkardığım en sert ders, avantajın korunması için ayrı bir futbol becerisine ihtiyaç olduğu. Öne geçtikten sonra aynı hızla ve aynı riskle oynamak her zaman doğru olmayabilir. Rakibin neyi değiştirdiğini okuyup kendi görevlerimizi buna göre düzenlemek gerekir. Kontrol, topu sürekli geri çevirmek değil; ne zaman hızlanacağını, ne zaman bekleyeceğini ve hangi bölgede risk alacağını bilmektir.

İkinci golü aramakla ilk golü korumak arasında zorunlu bir tercih yok. Hücum ederken geride yeterli güvenlik bırakılabilir. Ceza sahasına koşu yapılırken dönen topu takip edecek oyuncu da belirlenebilir. Takımın tamamı aynı anda son pasın parçası olmaya çalışırsa hücumun devamını ve savunma güvenliğini sağlayacak görevler boşta kalabilir. Benim görmek istediğim cesaret, düşünmeden yüklenmek değil, riski paylaşarak oynamak.

Kayserispor beraberliği, bu yaklaşımın neden sadece zor deplasmanlar için gerekli olmadığını hatırlatıyor. Evimizde, sayısal üstünlük elimizdeyken de rakibin eşitlik arayışını hesaba katmalıyız. Karşı takımın mücadeleden vazgeçeceğini varsaymak yerine onun kalan imkanlarını sınırlandırmak gerekir. Galatasaray'ın büyüklüğü, rakibin direncini ortadan kaldırmaz; o direnci aşacak çalışma sorumluluğunu artırır.

İç saha sorununa cevap, daha fazla acele etmek olmamalı

Galibiyet geciktikçe tribündeki ya da ekran başındaki taraftar gibi futbolcuların da bir an önce sonuç istemesini anlarım. Fakat benim sahada görmek istediğim, bu isteğin her topu aceleyle ceza sahasına göndermeye dönüşmemesi. Rakibi bir kenara çekip ters tarafta alan açmak, ortanın hedefini belirlemek ve ceza sahasına farklı anlarda girmek daha bilinçli seçenekler olabilir. Önemli olan tempo ile telaşı birbirine karıştırmamak.

Teknik heyetin incelemesini istediğim üç bölüm var: Son vuruş öncesindeki karar, hücumdan dönen topun takibi ve skor değiştiğinde görevlerin yeniden paylaşılması. Bunlar kulübün açıkladığı bir çalışma programı değil, benim maçın gelişiminden çıkardığım öncelikler. Her birine ayrı bakılırsa çözüm daha somut hale gelir. Sadece daha istekli olalım demekle hangi davranışın değişeceği anlaşılmıyor.

Bu tür kayıpların ardından yeni transfer istemek kolay. İhtiyaç varsa kadronun güçlendirilmesini desteklerim, ancak mevcut takımın yapabileceği düzeltmeleri gelecek bir oyuncuya ertelemem. Elimizdeki oyuncularla daha iyi alan paylaşımı ve daha doğru karar üretme imkanımız varsa önce bunu kullanmalıyız. Her eksiği transferle, her puan kaybını da oyuncu kalitesiyle açıklamak teknik sorumluluğu daraltır.

Taraftar olarak desteğim sürer, fakat yedi puanı önemsiz saymam

Bu tablo karşısında ne sezonun bittiğini söylemek doğru ne de daha çok maç var diyerek kayıpları hafife almak. Henüz dokuz lig karşılaşması geride kaldı; bundan sonrasının sonucu bilinmiyor. Ben Galatasaray'ın toparlanabilecek gücü olduğuna inanabilirim, fakat bu inancı çalışmanın yerine koymam. Kaybedilen puanların ileride kendiliğinden geri geleceğine dair bir garanti yok.

Takımı desteklemek, Kayserispor'un aldığı puanı küçümsememi de gerektirmiyor. Rakip mücadele etti, geri düştükten sonra eşitliği buldu ve sonucu korudu. Galatasaray'ın daha iyisini yapması gerektiğini söylemek için karşı tarafın emeğini yok saymaya ihtiyacımız yok. Kendi hatalarımıza bakmak, rakibe saygı duymakla birlikte yürüyebilir.

Benim bağlılığım, her sonuçtan sonra aynı savunmayı tekrarlamak değil. İyi yapılanı korumak, aksayanı açıkça söylemek ve verilen tepkinin sahada karşılığını aramak. Futbolcuyu hakaretle hedef haline getirmeden de sert eleştiri yapılabilir. Bu maçta beklentinin altında kalan, Galatasaray'ın adından çok, elde ettiği avantajı kullanma biçimi oldu. Düzeltilmesini istediğim yer de tam olarak burası.

Sonuç: Evdeki puan kaybı artık somut bir uyarı

Galatasaray'ın sıradaki lig gündemi Çaykur Rizespor deplasmanı. Kayserispor karşılaşmasının ardından bu maçın hazırlıklarına geçilecek. Önümüzde yeni puan fırsatı bulunması, Türk Telekom Stadı'nda yaşanan kaybı unutmamız gerektiği anlamına gelmiyor. Aksine, ilk yarıdaki üretimi daha etkili son vuruşlarla birleştirip öne geçilen maçlarda dengeyi korumak bir sonraki hazırlığın merkezinde olmalı.

Benim için mesaj net: Galatasaray evinde yalnızca baskı kuran değil, kurduğu baskının karşılığını alıp üstünlüğünü koruyabilen bir takım olmalı. Yedi puanlık kayıp bütün sezon hakkında son hüküm değil; ama görmezden gelinecek bir ayrıntı da değil. Şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey daha uzun mazeretler değil, sahada görülebilecek düzeltmeler. Kazanma isteğinin yanına bitiricilik, dikkat ve doğru maç yönetimi eklendiğinde bu tartışmaya gerçek bir cevap verilmiş olacak.