Galatasaray, 21 Temmuz 2021'de PSV Eindhoven karşısında Fatih Terim yönetimindeki 82. Avrupa kupası maçını oynayacak. Şampiyonlar Ligi ikinci eleme turunun ilk karşılaşması öncesinde sarı-kırmızılıların deneyimli teknik adamla çıktığı 81 maçta 32 galibiyet, 17 beraberlik ve 32 yenilgi bulunuyor. Terim'in bu alandaki en dikkat çekici kaydı ise Şampiyonlar Ligi elemelerine ait: Galatasaray, hocasıyla daha önce oynadığı sekiz eleme karşılaşmasının tamamını kazandı. PSV deplasmanı, bu özel kategorideki dokuzuncu sınav olacak.
Benim için bu haberin değeri, hocamızın geçmişine yeni bir sayı eklenmesinden daha büyük. Avrupa kupası kazanmış bir teknik direktörle sahaya çıkmanın verdiği güven var; ancak bu güvenin bugünkü hazırlığın yerine geçmesine razı değilim. Fatih Terim'in tecrübesini önemli buluyorum, ama tecrübenin karşılığını geçmiş maçların sonucunda değil, yarın verilecek kararlarda arıyorum. Eindhoven'da hangi oyuncunun nerede duracağını, baskı altında kime yardım edeceğini ve oyun değiştiğinde takımın nasıl cevap vereceğini görmek istiyorum.
82. maçın kapsamı: Terim'in Galatasaray'daki Avrupa bilançosu
Buradaki sayı, Fatih Terim'in bütün antrenörlük kariyerindeki maçların toplamı değil. Milli takım karşılaşmaları, başka kulüplerdeki görevleri ve Galatasaray'ın diğer teknik direktörlerle oynadığı müsabakalar bu hesabın dışında. Haberin odağı, sarı-kırmızılı takımın onun yönetimindeki Avrupa kupası karşılaşmaları. PSV maçı henüz oynanmadığı için aşağıdaki bilanço 81 karşılaşmayı kapsıyor.
| Gösterge | 20 Temmuz 2021 itibarıyla |
|---|---|
| Avrupa kupası maçı | 81 |
| Galibiyet | 32 |
| Beraberlik | 17 |
| Yenilgi | 32 |
| Atılan gol | 110 |
| Yenilen gol | 119 |
Bu tabloyu okurken yalnızca işimize gelen sütunu seçmemeliyiz. Kazanılan maçlar kadar kaybedilenler de aynı geçmişin parçası. Galibiyet ile mağlubiyet sayısının eşit olması tek başına hocanın bütün Avrupa kariyerini başarılı veya başarısız ilan etmeye yetmez. Rakiplerin gücü, oynanan aşama, kadronun imkanları ve eşleşmenin koşulları değişiyor. Buna karşılık bu farklılıkları gerekçe göstererek sonuçları hiç sorgulamamak da doğru değil. Ben hem kazanılan kupanın hakkını veren hem de zorlanılan dönemleri açıkça konuşabilen bir değerlendirmeden yanayım.
Şampiyonlar Ligi elemelerinde sekiz maç, sekiz galibiyet
Terim'in Şampiyonlar Ligi elemelerindeki önceki sınavları dört ayrı eşleşmeden oluşuyor. Sion, Grasshoppers, Rapid Wien ve CSKA Sofya karşısında hem iç sahada hem deplasmanda galibiyet alındı. Tablodaki bütün skorlar Galatasaray'ın attığı gol önce yazılarak gösteriliyor; sütunlar ilk maç ile rövanşı değil, karşılaşmanın nerede oynandığını ayırıyor.
| Sezon | Rakip | İç sahadaki sonuç | Deplasmandaki sonuç | Eşleşme sonucu |
|---|---|---|---|---|
| 1997-1998 | Sion | 4-1 | 4-1 | Galatasaray gruplara kaldı. |
| 1998-1999 | Grasshoppers | 2-1 | 3-2 | Galatasaray gruplara kaldı. |
| 1999-2000 | Rapid Wien | 1-0 | 3-0 | Galatasaray gruplara kaldı. |
| 2003-2004 | CSKA Sofya | 3-0 | 3-0 | Galatasaray gruplara kaldı. |
Bu sekiz karşılaşmanın toplamı 23 atılan, beş yenilen gol. Burada yalnızca yenilmemekten değil, her maçta galibiyet almaktan söz ediyoruz. Benim dikkatimi çeken, ilk karşılaşmada avantaj elde edildiğinde ikinci maçın da ciddiye alınmış olması. Turun bir bölümünü iyi oynamakla eşleşmenin tamamını doğru yönetmek farklı işler. Terim'in bu kaydı, geçmişte ikisini birlikte yapabildiğini gösteriyor.
Sekizde sekiz, PSV karşısında sonuç garantisi değil
Bu başarıdan moral çıkarmak doğal; yarının sonucunu çıkarmak değil. Sion ile oynanan dönemin kadrosunu, CSKA Sofya eşleşmesinin şartlarını ve bugünkü takımı aynı koşullardaymış gibi değerlendiremeyiz. Aradan geçen yıllarda oyuncular, rakipler ve futbolun talepleri değişti. Geçmişte dört rakibi elemiş olmak, yeni rakibin baskısını kendiliğinden çözecek bir formül sağlamıyor.
Ben bu istatistiği hocayı peşinen haklı çıkarmak için kullanmam. Daha anlamlı soru şu: O eşleşmelerdeki hazırlık ciddiyetinden bugüne hangi alışkanlık taşınacak? İlk maçtan sonra değişen ihtiyaçları okuyabilmek, uygun anda oyuncu değiştirmek ve tur için gerekli dengeyi korumak hâlâ değerli. Sayı bize birikimi hatırlatıyor; birikimin işe yarayıp yaramayacağını ise sahadaki uygulama gösterecek.
Bu namağlubiyet bütün Avrupa elemelerini kapsamıyor
Şampiyonlar Ligi elemelerindeki kayıt, başka organizasyonlara genişletilmemeli. Galatasaray, 1 Ekim 2020'de Terim yönetiminde Rangers'a deplasmanda 2-1 yenilerek UEFA Avrupa Ligi play-off turunda elendi. O karşılaşmada Arfield ve Tavernier'in gollerine Marcao'nun cevabı yeterli olmadı. Dolayısıyla hocanın Avrupa'daki bütün eleme maçlarını kazandığını söylemek yanlış olur.
Bu yakın geçmişi hatırlatmayı karamsarlık olarak görmüyorum. Başarıyı doğru tarif etmenin yolu, sınırını da doğru çizmekten geçiyor. Bir yanda Şampiyonlar Ligi elemelerindeki güçlü kayıt, diğer yanda Avrupa Ligi'nde yaşanmış bir elenme var. İkisini birlikte kabul edebiliriz. Benim güvenim, kötü sonucu hiç yaşamamış gibi davranmaktan değil, o sonuçtan ne öğrenildiğini görebilmekten gelir.
1999'daki Milan maçı: Teknik karar ile oyuncu güveninin buluşması
Terim'in Avrupa yolculuğundaki önemli eşiklerden biri, 3 Kasım 1999'da Milan'ın 3-2 yenildiği Şampiyonlar Ligi karşılaşmasıydı. Son bölümde geride olan Galatasaray, Hakan Şükür'ün golüyle eşitliği buldu; Ümit Davala'nın penaltısıyla kazandı ve yoluna UEFA Kupası'nda devam etme hakkı elde etti. UEFA'nın o maça ilişkin anlatımında Terim, penaltı tercihini oyuncuyu önceki görevlerinden tanımasıyla açıklıyor.
Bana göre bu örneğin değeri, yalnızca son dakikada cesur bir karar verilmesinde değil, kararın arkasında oyuncuya ilişkin bilgi bulunmasında. Teknik direktör futbolcusunun hangi sorumluluğu kaldırabileceğini ne kadar iyi biliyor? Antrenmanda ve önceki maçlarda gördüğü özelliği kritik anda kullanabiliyor mu? Büyük maç yönetimi, sadece sesi yükseltmek veya takımı ateşlemek değildir. Bazen doğru kişiye doğru işi vermektir.
PSV öncesinde geçmişten almak istediğim ders de bu. Yeni bir oyuncuya veya alışılmışın dışında bir tercihe güvenilecekse bunun hazırlanmış bir gerekçesi olmalı. Sürpriz yapmak kendi başına üstünlük sağlamaz; rakibin beklemediği tercih kadar, bizim oyuncularımızın ne yapacağını bilmesi de gerekir. Milan gecesinin heyecanını bugüne taşımak, son dakikaya mucize bırakmak değil, kritik kararın bilgisini önceden biriktirmektir.
2000 UEFA Kupası: Terim'in Avrupa kariyerindeki en büyük başarı
Galatasaray, 17 Mayıs 2000'de Arsenal ile oynadığı UEFA Kupası finalinde normal süreyi ve uzatmaları 0-0 tamamladı. Penaltı atışlarında 4-1 üstünlük sağlayarak Fatih Terim yönetiminde kupayı kazandı. Kopenhag'daki final, hocanın Avrupa kariyerinin en önemli başarısı olarak bu 81 maçlık geçmişin içinde yer alıyor. Aynı yıl kazanılan UEFA Süper Kupa ise Mircea Lucescu yönetimindeki Galatasaray'ın başarısıydı; iki teknik direktörün katkısını birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Ben 2000'i yalnızca unutulmaz bir kutlama olarak görmüyorum. Bir takımın farklı görevleri ortak hedefe bağlayabildiğinde ne yapabileceğini gösteren bir örnek. Finalde gol bulunamadı, ama mücadele sürdürülüp kupa kazanıldı. Demek ki her büyük başarının yolu aynı hücum görüntüsünden veya aynı skor akışından geçmiyor. Gereken işi doğru zamanda yapabilmek, bazen planın en gösterişli bölümünden daha önemli oluyor.
Bu miras, Terim'in bugünkü tercihlerine sınırsız onay vermemi gerektirmez. Tam tersine, böyle bir başarıya ulaşmış hocadan hazırlığın ayrıntılarına daha fazla özen beklerim. Geçmişini küçültmeden bugünkü kararını eleştirebiliriz. Galatasaray'ın çıkarı, eski kupayı her sorunun cevabı yapmakta değil, o kupayı kazandıran çalışma ciddiyetini yeni kadroya aktarabilmekte.
2013'te Schalke karşısında gelen çeyrek final
Terim'in bir başka önemli Avrupa başarısı 2012-2013 sezonundaki Şampiyonlar Ligi çeyrek finaliydi. İstanbul'da Schalke ile 1-1 berabere kalan Galatasaray, 12 Mart 2013'te Almanya'daki rövanşı 3-2 kazandı. Hamit Altıntop, Burak Yılmaz ve Umut Bulut'un golleri, takımı son sekize taşıdı. Umut'un son bölümde oyuna girip uzatmalarda gol atması, başlangıç kadrosunun dışındaki bir oyuncunun da eşleşmeye doğrudan etki edebildiğini gösterdi.
Bu maçtan bugün için çıkardığım ders, yedek kulübesinin yalnızca yorulan oyuncuların yerine isim koyma yeri olmaması. Bir değişiklik, rakibin savunmasına yeni bir koşu getirebilir veya eldeki skoru korumak için topu ileride tutma imkanı sunabilir. Teknik direktörün oyuncularını tanıması kadar, maçın hangi aşamada ne istediğini anlaması da önemli.
Galatasaray'ın geçmişindeki bu başarıyı tek başına hücum cesaretiyle açıklamam. Zorlandığında ayakta kalmak ve fırsat geldiğinde yeniden kaleye gidebilmek birlikte değerliydi. PSV karşısında da sadece başlangıç planını değil, o planın değişen oyuna vereceği cevabı merak ediyorum. İlk on bir kişiyi doğru seçmek gerekir; doksan dakikayı aynı kararlarla bitirmek zorunda değiliz.
Real Madrid galibiyeti, maç kazanmakla tur atlamanın farkını gösteriyor
2013 çeyrek finalinde Real Madrid'e deplasmanda 3-0 yenilen Galatasaray, İstanbul'daki rövanşı 3-2 kazandı. Ancak iki maçın toplamında 5-3 üstün olan İspanyol ekibi tur atladı. Sarı-kırmızılıların Eboue, Sneijder ve Drogba ile bulduğu goller, unutulmaz bir ikinci yarı oluşturdu; yarı final bileti getirmedi.
Bu ayrımı özellikle önemsiyorum. Büyük rakibi bir gecede yenmek haklı bir gurur yaratabilir, fakat eleme turunun hedefi toplamda kazanan taraf olmak. İlk maçta verilen fark, rövanştaki iyi oyunun önüne geçebilir. Bu yüzden Eindhoven'daki mücadeleyi değerlendirirken yalnızca güzel bir bölüm veya etkileyici bir pozisyon değil, rövanşa taşınacak bütün tablo önemli olacak.
Kontrollü oynamaktan söz ettiğimde tamamen geriye çekilmeyi kastetmiyorum. Rakibi kendi kalesini düşünmeye zorlayacak hücum tehdidi de kontrolün parçasıdır. Ben hocadan riskleri birbirine bağlayan bir plan bekliyorum: İleride gol ararken geride hangi güvence kalacak, top kaybedildiğinde ilk müdahaleyi kim yapacak? Tur düşüncesi cesareti ortadan kaldırmamalı, onu daha bilinçli hale getirmeli.
Terim, PSV'nin baskısına dikkat çekti
Fatih Terim, 20 Temmuz'daki basın toplantısında Roger Schmidt'in PSV'sini önde baskı yapabilen, top kaybından sonra hızla yeniden baskıya yönelen bir takım olarak değerlendirdi. Rakibin Osnabrück ve PAOK ile oynadığı hazırlık maçlarını izlediklerini söyledi. Açıklamasındaki hedef, Hollanda'dan rövanş için avantaj sağlayacak bir sonuçla ayrılmaktı.
Bu tespit sahada en çok ilk pas kararlarını ilgilendiriyor. Kaleci veya stoper topu aldığında önünde hazır bir seçenek yoksa, tek başına rakibin baskısını aşmasını bekleyemeyiz. Orta sahadaki oyuncu markajdan çıkmak için hareket etmeli, öndeki oyuncu da rakip savunmayı geriye götürecek tehdit oluşturmalı. Bir futbolcunun ayağına gelen top, arkadaşlarının hareketiyle daha kolay kullanılabilir hale gelir.
Ben Terim'in rakibi tanımasına önem veriyorum; fakat rakibi tanımakla ona cevap verebilmek arasındaki farkı da koruyorum. PSV'nin önde baskı yapacağını bilip yine de her topu aynı kapalı pas yoluna göndermek çözüm değildir. Gerekirse oyunun yönü değişmeli, gerekirse daha doğrudan çıkış kullanılmalı. Esneklik, hocanın kendi futbol anlayışından vazgeçmesi değil, o anlayışı maçın gerçeklerine uyarlayabilmesidir.
İlk baskı kırıldığında hücum yalnız kalmamalı
Rakibin baskısını aşan bir pas atıldığını düşünelim. Topu alan futbolcunun yanında kimse yoksa birkaç saniye sonra aynı baskıyla yeniden karşılaşabiliriz. Bu nedenle benim görmek istediğim yalnızca ilk pasın rakibi geçmesi değil, ikinci ve üçüncü bağlantının da hazırlanmış olması. Santrfor topu sakladığında yaklaşacak arkadaşını, kanat oyuncusu boşluğa koştuğunda onu besleyecek pası bulabilmeli.
Böyle bir düzeni sadece hızlı oyuncuların varlığına bağlamam. Koşu erken başlarsa pas yolu kapanabilir; geç kalırsa rakip yeniden yerleşebilir. Zamanlama, oyuncuların birbirlerinin kararını tanımasıyla gelişir. Tecrübeli hocadan beklentim de motivasyonun yanına bu ayrıntılı hazırlığı koyması. Taraftara mücadele edeceğiz demek güzel; mücadelenin hangi ortak davranışla sonuca gideceğinin çalışılması daha önemli.
Henüz maç oynanmadan bir dizilişi kesin çözüm ilan etmiyorum. Sahaya hangi dizilişle çıkılacağından önce, oyuncuların hangi durumda nereye hareket edeceği anlaşılmalı. Kağıt üzerindeki sayılar düzgün görünebilir; sahada pas alacak kimse yoksa düzen yine işlemeyebilir. Ben teknik tercihi adına göre değil, futbolcuların birbirine yardım etme biçimine göre değerlendireceğim.
23 oyuncuya saygı ve transferde uzun vadeli plan
Terim, Eindhoven'a gelen 23 futbolcuya saygı gereği maç öncesinde transfer sorularını geri plana almak istediğini belirtti. Burak Elmas yönetimiyle üç sezonluk bir proje düşündüklerini, tek karşılaşmaya oyuncu yetiştirmek uğruna kulübü yüksek maliyetli acele kararlara zorlamak istemediklerini anlattı. Bu açıklama bir yeni transfer duyurusu değil, izlenmek istenen yaklaşımın ifadesiydi.
Bu düşüncenin iki tarafını birlikte ele alıyorum. Bir maç uğruna geleceği zorlayacak yükler alınmasına karşıyım; aynı şekilde uzun vadeli proje sözünün bugünkü hazırlıksızlığı örten bir ifadeye dönüşmesini de istemem. Yönetim kadro ihtiyacını takip etmeli, teknik heyet elindeki oyuncularla uygulanabilir bir plan kurmalı. İkisi de birbirinin tamamlanmasını bekleyerek kendi sorumluluğunu erteleyemez.
Mevcut futbolcuya duyulacak saygı da onu bütün eleştirilerden korumak değildir. Formayı giyecek oyuncunun, henüz gelmemiş bir ismin gölgesinde sürekli geçici çözüm gibi hissettirilmemesi gerekir. Görevi verilir, hazırlığı yapılır, performansı da adil biçimde değerlendirilir. Ben Terim'in burada hem oyuncusuna güven veren hem de beklentisini açıkça söyleyen bir tutum göstermesini isterim.
İlk maç 21 Temmuz'da, rövanş 28 Temmuz'da
PSV ile Galatasaray arasındaki ilk karşılaşma 21 Temmuz Çarşamba günü Eindhoven'da Türkiye saatiyle 22.00'de başlayacak. Mücadeleyi İspanyol hakem Alejandro Hernandez yönetecek. İkinci eleme turunun rövanşı 28 Temmuz için programlanmış durumda. Bu nedenle 20 Temmuz tarihli haber, tamamlanmış bir karşılaşmanın sonucunu değil, yeni sezonun ilk Avrupa sınavına ilişkin beklentiyi anlatıyor.
İlk geceyi bütün sezonun nihai hükmü olarak görmem; ama önemini hazırlık maçı düzeyine de indirmem. Resmî bir elemede yapılan hatanın bedeli olabilir. Hocanın ve oyuncuların amacı, sadece iyi niyetli bir görüntü vermek değil, eşleşmede ilerleme ihtimalini güçlendiren futbolu oynamak olmalı. Birikimin bugüne aktarılması, tam da bu somut hedefte sınanacak.
Hocaya güvenmek, her tercihe peşinen onay vermek değil
Fatih Terim'in Galatasaray tarihindeki yerini tartışmak için geçmiş başarılarını silmeye gerek yok. Ancak o başarılar, bugünkü kararları sorgulamayacağımız anlamına gelmiyor. Ben hocamı desteklerken hangi oyuncuya neden görev verdiğini, sıkışan oyuna nasıl müdahale ettiğini ve aynı sorun tekrar ettiğinde neyi değiştirdiğini de izlerim. Saygıyla eleştiri arasında zorunlu bir karşıtlık görmüyorum.
Bir galibiyetin ardından bütün tercihleri doğru, bir yenilgiden sonra hepsini yanlış ilan etmeyeceğim. Teknik değerlendirme skoru ciddiye almalı, fakat yalnızca skorun yarattığı duyguyla yapılmamalı. Kalecinin kritik kurtarışı bir açığı gizleyebilir; kaçan bir gol de doğru hazırlanmış hücumu değersizleştirmez. Benim beklentim, Terim'in deneyiminin bu ayrımları yapabilen ve oyuncularına aktarabilen bir çalışmaya dönüşmesi.
Sonuç: 82. Avrupa maçında geçmişi tekrarlamak değil, yeni işi yapmak gerekiyor
Galatasaray'ın Fatih Terim ile Avrupa geçmişinde kupaya uzanan geceler, önemli eleme galibiyetleri ve unutulmaması gereken kayıplar birlikte bulunuyor. Hocanın PSV öncesindeki değerini sadece bunlardan birini seçerek anlatamam. Sekiz Şampiyonlar Ligi eleme maçının tamamını kazanmış olmak güçlü bir referans; yeni eşleşmeye iyi hazırlanma sorumluluğunu azaltan bir ayrıcalık değil.
Ben 82. maçta, geçmişiyle gurur duyan ama bugünkü rakibi çözmek için çalışan bir Galatasaray görmek istiyorum. Oyuncuların birbirini tamamladığı, baskı altında karar kalitesini kaybetmediği ve skor değiştiğinde yeniden düzen kurabildiği bir takım. Terim'in tecrübesinin gerçek karşılığı eski sonuçları hatırlatmakta değil, bu davranışları sahaya taşıyabilmekte olacak. Avrupa'da yeni bir sayfa açılacaksa onu hatıralar değil, yarının emeği yazacak.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap