Galatasaray'ın 31 Mart 2020 itibarıyla konsolide net borcu 1 milyar 656 milyon TL olarak açıklandı. Başkan Yardımcısı Kaan Kançal, 20 Haziran'da video konferansla yapılan haziran ayı olağan Divan Kurulu toplantısında kulübün mali durumunu değerlendirdi. Açıklama, yalnızca borcun büyüklüğünü değil, pandemi döneminde gelirlerin ve ödemelerin nasıl yönetileceğini de gündeme taşıdı.
Galatasaraylı olarak benim bu tabloya bakarken sorduğum ilk soru, borcun kulağa ne kadar büyük geldiği değil, hangi kaynakla ve hangi takvimle karşılanacağı. Bir rakamı görünce kulübün geleceğini karanlık ilan etmeyi de, borçta gerileme var diye bütün sorunların bittiğini söylemeyi de doğru bulmuyorum. Galatasaray'ın ihtiyacı, mali tabloyu taraftarın duymak istediği biçime sokmak değil; borcu, nakdi ve sportif hedefleri aynı plan içerisinde yönetmek. Yönetimin başarısını da eleştirisini de bu ölçü üzerinden değerlendirmek gerekir.
Açıklama tarihi ile borcun hesaplandığı tarih aynı değil
Haber 20 Haziran 2020 tarihli olsa da açıklanan borç tutarı mart sonundaki durumu gösteriyor. Dolayısıyla bu rakamı haziran ayının güncel bakiyesi gibi okumamak gerekiyor. Aradaki dönemde ortaya çıkan tahsilatlar, ödemeler ve diğer mali hareketler ayrıca incelenmeden haziran sonu için aynı tutarın geçerli olduğu söylenemez.
Bu ayrımı küçük bir tarih notu olarak görmüyorum. Mali değerlendirmede yanlış başlangıç noktası seçilirse sonrasında yapılacak bütün yorumlar da yanlış yere oturur. Örneğin mart sonuna ait bir borç tutarının, sonraki aylarda yaşanan nakit sıkışıklığını bütünüyle içerdiği varsayılamaz. Benim beklentim, her açıklamada tutarın yanında hesaplama tarihinin ve kapsamının da açık biçimde korunması. Böylece taraftar yeni bir haber gördüğünde borcun gerçekten değişip değişmediğini, yoksa farklı bir dönemin veya farklı bir hesabın mı karşısına çıktığını anlayabilir.
Konsolide net borç neden toplam brüt borçla karıştırılmamalı?
Kançal'ın sunumunda, finansal borçlardan nakdin çıkarılmasıyla hesaplanan tutar ile borç benzeri kalemler eklenerek ulaşılan daha geniş net borç göstergesi ayrı verildi. Karşılaştırma şöyleydi:
| Gösterge | 31 Aralık 2019 | 31 Mart 2020 |
|---|---|---|
| Net finansal borç | 1 milyar 369 milyon TL | 1 milyar 340 milyon TL |
| Borç benzeri kalemler dahil konsolide net borç | 1 milyar 717 milyon TL | 1 milyar 656 milyon TL |
Burada iki ayrı borcu üst üste koyup daha büyük bir toplam üretmek yanlış olur. İkinci satır, ilk satırdaki tutara borç benzeri kalemlerin dahil edildiği göstergeyi anlatıyor. Aynı nedenle haberin merkezindeki net tutarı, bütün brüt yükümlülüklerin toplamı diye adlandırmamak gerekir. Ben bu ayrımın özellikle korunmasını isterim; Galatasaray'ın mali durumunu olduğundan ağır veya hafif göstermenin taraftara bir faydası yok. Karşılaştırmanın değeri, aynı tanımdaki rakamları yan yana koyabilmemize bağlı.
61 milyon TL'lik azalış nasıl değerlendirilmeli?
Açıklanan yuvarlanmış tutarlar üzerinden yaptığımız hesap, geniş kapsamlı net borç göstergesinde üç ayda 61 milyon TL nominal azalış olduğunu ortaya koyuyor. Net finansal borçtaki azalış ise 29 milyon TL. Bunlar farklı kapsamlardaki iki karşılaştırma; birbirine eklenerek toplam iyileşme diye sunulamaz.
Ben borçtaki gerilemeyi olumlu bir işaret olarak değerlendiririm. Ancak yalnızca iki dönem sonu bakiyesi arasındaki farktan hareketle, tamamının aynı miktarda nakit borç ödemesinden kaynaklandığını söylemem. Net bir göstergedeki değişimi değerlendirebilmek için borç hareketlerini ve nakit tarafını birlikte görmek gerekir. İki rakam arasındaki fark bize yönü gösterir; o sonuca hangi işlemlerle ulaşıldığını tek başına açıklamaz.
Yönetim açısından asıl önemli soru, bu yönün korunup korunamayacağı. Bir dönem sonunda daha düşük borç açıklanmış olması, sonraki transfer döneminde yeni yükümlülükler üstlenmek için sınırsız alan açmaz. Benim görmek istediğim başarı, gerilemeyi bir defalık iyi haber olarak bırakmamak. Bunun arkasında düzenli gelir, kontrollü gider ve karşılanabilir ödeme takvimi varsa kalıcı bir iyileşmeden söz etmek daha anlamlı hale gelir. Yoksa aynı sorunun başka bir tarihe taşınmasıyla gerçek çözüm birbirine karışır.
Borç azalırken ödeme sıkıntısı yaşanması çelişki mi?
Bir borcun toplam büyüklüğü ile yakın vadede gerekli olan nakit, farklı soruların cevaplarıdır. Bunu basit bir örnekle düşünmek mümkün: Bir kurumun ileride tahsil edeceği alacağı bulunabilir, fakat önümüzdeki hafta yapması gereken ödeme için bugün paraya ihtiyacı vardır. Alacağın varlığı, ödeme gününde kasada yeterli para bulunacağını kendiliğinden garanti etmez. Bu, Galatasaray'ın belirli bir alacağının tahsil edilemeyeceği iddiası değil; mali tabloyu okurken neden vade bilgisine ihtiyaç duyduğumuzu anlatan bir örnek.
Bu nedenle ben sadece toplam borcu değil, gelecek aylardaki ödeme yoğunluğunu da sorgularım. Hangi tarihte ne kadar yükümlülük karşılanacak, bunun karşısında hangi tahsilat bekleniyor, tahsilat gecikirse hangi seçenek devreye girecek? Bu soruların cevapları olmadan borcun rahatlıkla yönetilebildiğini veya mutlaka bir krize dönüşeceğini söylemek acelecilik olur. Büyük bir rakam tek başına hüküm vermeye yetmez; önemli olan onu karşılayacak mali düzenin gücüdür.
Pandeminin nakit akışına etkisi yaklaşık 35 milyon avro
Kançal, pandemi nedeniyle yaşanan nakit akışı kaybını yaklaşık 35 milyon avro olarak ifade etti. Açıklamasında mart, nisan ve mayıs yayın gelirlerinin alınamadığını, mağazaların kapandığını ve gişe gelirlerinin kesildiğini belirtti. Sponsorluk tahsilatlarında vade değişikliklerinden, gelecek sezon için de gelir azalması ihtimalinden söz etti.
Burada benim dikkat çektiğim nokta, nakit akışı kaybının bütünüyle kalıcı zarar veya aynı miktarda yeni borç olarak okunmaması gerektiği. Bir tahsilatın gecikmesiyle hiç gerçekleşmeyen bir satış aynı sonucu doğurmaz. İlki ödeme zamanını değiştirirken ikincisi gelir fırsatını ortadan kaldırabilir. Açıklanan etkinin hangi bölümünün gecikme, hangi bölümünün geri kazanılamayacak kayıp olduğunu ayrı görmeden kesin bir zarar hesabı çıkarmak doğru olmaz.
Ayrıca avro cinsinden belirtilen bu etkiyi, mart sonunun TL cinsinden net borcuna gelişigüzel ekleyemeyiz. Tarih, para birimi ve hesaplanan büyüklük farklı. Aynı olayların mali tablolara ne ölçüde yansıdığı da bilinmeden böyle bir toplama yapılırsa mükerrer hesap riski oluşur. Taraftar olarak benim için önemli olan en ürkütücü toplamı bulmak değil, gerçek açığın nerede oluştuğunu görmek. Çünkü çözümün niteliği de buna göre değişir: Geciken tahsilat için köprü finansman, kaybolan gelir için ise kalıcı gider uyarlaması gerekebilir.
Sportif A.Ş. sonuçları ile kulübün üç aylık hesapları ayrı okunmalı
Toplantıdaki mali sunumlarda kulübün bireysel hesapları için mart sonunda biten üç aylık dönem, Sportif A.Ş. için ise 29 Şubat 2020'de sona eren dokuz aylık dönem ele alındı. Sportif A.Ş.'nin hasılatı karşılaştırılan dönemde yaklaşık 640 milyon TL'den 726 milyon TL'ye yükselirken net dönem kârı yaklaşık 76 milyon TL'den 4 milyon TL'ye indi.
İlk bakışta gelir yükselirken kârın düşmesi şaşırtıcı gelebilir. Oysa gelirdeki artışın ne kadarının sonuçta elde kaldığını anlayabilmek için giderlerin ve diğer gelir kalemlerinin de incelenmesi gerekir. Ben bir yönetimi yalnızca yüksek hasılat açıkladığı için başarılı saymam; o hasılatın nasıl üretildiğini ve hangi maliyetlerle elde edildiğini de bilmek isterim. Aynı şekilde net kârdaki düşüşü tek başına bütün faaliyetlerin bozulduğu şeklinde yorumlamak da yeterli bir değerlendirme değildir.
Daha önemlisi, farklı kapsam ve dönemlerde hazırlanmış tabloları yan yana getirip doğrudan toplamak veya birbirinden çıkarmak doğru sonuç vermez. Şirketin kârı, kulübün bütün yapısının aynı dönemde aynı miktarda kâr ettiği anlamına gelmez. Benim beklentim, sunumun her bölümünde hangi yapının ve hangi zaman aralığının konuşulduğunun belirtilmesi. Mali şeffaflığın ilk koşulu, okuyucunun birbirinden farklı göstergeleri aynı şey sanmamasıdır.
Finansman giderindeki düşüş neden ayrıca önemli?
Kançal, Sportif A.Ş.'nin karşılaştırmalı dokuz aylık finansman giderinin yaklaşık 108,6 milyon TL'den 73,7 milyon TL'ye gerilediğini aktararak bunu yapılandırmanın etkileriyle ilişkilendirdi. Bu, yönetimin sunumundaki değerlendirme; yapılandırmanın bütün etkilerini tek bir gider rakamıyla açıklamış olmuyoruz.
Benim açımdan finansman maliyetini azaltmak, sahadan uzak bir muhasebe ayrıntısı değil. Faize ve diğer finansman yüklerine daha az kaynak ayırabilmek, gerekli koşullar sağlandığında kulübün diğer ihtiyaçları için alan yaratabilir. Fakat bu alanın oluşmasıyla paranın hemen yeni transfere harcanabilir hale gelmesi aynı şey değildir. Anapara ödemeleri, diğer yükümlülükler ve nakit rezervi ihtiyacı da planın parçası olmalı. Bir gider kalemindeki rahatlamayı, bütün bütçenin rahatladığı şeklinde okumam.
Yapılandırmaya yaklaşımım da bu yüzden ölçülü. Ödeme takvimini ve maliyeti iyileştiren bir anlaşma değerli olabilir; fakat borcu sihirli biçimde ortadan kaldırmaz. Kazanılan zamanın, gelir ve gider dengesini düzeltmek için kullanılması gerekir. Aynı harcama alışkanlıklarıyla devam edilip yalnızca ödeme günü ileri taşınırsa sorun çözüldü demek erken olur. Galatasaray'ın elde ettiği her mali rahatlamanın, bir sonraki sıkışıklığı önleyen bir düzene dönüştürülmesini isterim.
Futbolcu ve teknik kadrolardan ücret fedakarlığı istendi
Kançal, futbolcu ve teknik kadrolardan ücret indirimi talep edildiğini, futbolcu görüşmelerinin büyük bölümünün olumlu sonuçlandığını bildirdi. Amatör şubeler için benzer bir çalışma planlandığını da belirtti. Pandemi tedbirleri kapsamında işten çıkarma yoluna gidilmediğini ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanıldığını söyledi.
Ben ücret fedakarlığını değerlendirirken yalnızca talep edilen indirime değil, uygulamanın bütününe bakarım. Kimin ne kadar indirim yaptığına ilişkin doğrulanmış ayrıntı yoksa futbolcular arasında bağlılık yarışı çıkarmam. Bir sözleşme görüşmesinin dışarıdan görünmeyen koşulları olabilir. Yönetimin görevi, kamuoyu baskısıyla isimleri hedef haline getirmek değil, kulübün ödeme gücüyle tarafların kabul edebileceği koşulları buluşturmak olmalı.
Üstelik bir döneme ait ücret indirimiyle bütün mali sorunun çözüldüğünü varsaymak da doğru değil. Ben bu tür tedbirleri, daha geniş bir bütçe düzenlemesinin parçası olarak görürüm. Mevcut kadrodan fedakarlık beklenirken yeni sözleşmelerde aynı disiplinin unutulmaması gerekir. Asıl tutarlılık burada ortaya çıkar. Kriz gerekçesiyle alınan tedbirler yalnızca belirli kişilere uygulanıp sonraki harcamalarda sınırlar kaldırılırsa ortak fedakarlık düşüncesi zayıflar.
Transfer için ölçüm net: İsme değil, karşılanabilir katkıya para verilmeli
Bu mali tablo karşısında benim savunduğum şey, Galatasaray'ın transferden tamamen vazgeçmesi değil. Takımın gerçek bir eksiği varsa onu gidermek de yönetimin sorumluluğu. Ancak bir futbolcunun tanınmış olması, sözleşmesinin karşılanabilir olduğunu kanıtlamaz. Transferi değerlendirirken yalnızca bonservis bedeline bakmam; garanti ücret, sözleşme süresi ve üstlenilen diğer ödemelerin tamamını görmek isterim. İlk gün ucuz görünen bir anlaşmanın ileride ağır bir yük haline gelmemesi gerekir.
Benim için doğru soru, bu oyuncu taraftarı ne kadar heyecanlandırır sorusundan önce, hangi ihtiyacı hangi maliyetle karşılar sorusudur. Aynı görevi yapabilecek alternatifler değerlendirilmeden tek bir isme bağlanmak, pazarlık gücünü de daraltabilir. Yönetimin teknik heyetle birlikte öncelikleri belirlemesini, her öncelik için karşılanabilir seçenekler hazırlamasını beklerim. Mali disiplinin anlamı, ihtiyaç duyulan kaliteden düşünmeden vazgeçmek değil; aynı hedefe hangi yoldan daha sağlam ulaşılacağını araştırmaktır.
Şunu da açık söyleyeyim: Borç haberinin ardından her eksikliği tasarrufla açıklamaya çalışan bir yaklaşımı kabul etmem. Plansızlık ucuz değildir. Geç yapılan, yanlış görev için seçilen veya kısa süre sonra yeniden değiştirilmek zorunda kalınan bir transferin bedeli de olabilir. Galatasaray'ın parasını korumak, sadece imzalanmayan sözleşmelerle değil, imzalananların doğru seçilmesiyle mümkün olacak.
Gelir bütçesi yalnızca en iyi senaryoya bağlanmamalı
Galatasaray'ın sportif hedeflerini yüksek tutmasını isterim; fakat gider bütçesinin yalnızca bütün hedeflerin gerçekleşeceği varsayımıyla kurulmasını riskli bulurum. Beklenen sportif başarı gerçekleşmezse, bir satış gecikirse veya bir ticari anlaşma öngörülen koşullarda sonuçlanmazsa ne olacak? Ben yönetimin bu soruyu başarıya inanmamak olarak değil, sorumluluğun doğal parçası olarak görmesini beklerim. İyimser hedefle karşılanması zorunlu ödeme aynı kesinlikte değildir.
Benim tercih edeceğim bütçe yaklaşımında, daha düşük gelirli bir senaryo da çalışılmış olur. Hangi harcama ertelenebilir, hangisi vazgeçilmezdir, ne kadar nakit güvenlik payı gerekir? Böyle bir hazırlık, zor gün geldiğinde kulübün aceleyle karar vermesini azaltabilir. Burada Galatasaray'ın açıkladığı yeni bir bütçe modelini aktarmıyorum; mevcut tablo karşısında nasıl bir mali hazırlık görmek istediğimi söylüyorum. Hedeflerden vazgeçmeden ihtiyatlı olmak mümkündür.
Şeffaflık, çok sayıda rakam açıklamaktan daha fazlası
Ben taraftarın karşısına uzun bir tablo koyup sorumluluğun tamamlandığını düşünmem. Tabloyu anlamlandıracak açıklama da gerekir. Borcun hangi kısmının yakın vadede ödeneceği, ne kadarının hangi para birimine bağlı olduğu ve beklenen tahsilatların ne zaman gerçekleşeceği görülmeden ödeme gücü hakkında sağlam bir yargı kurulamaz. Bunları sormak yönetimi peşinen suçlamak değildir. Aynı soruları borç azalırken de artarken de sormamız gerekir.
Özellikle bir dönemden diğerine değişim anlatılırken sadece sonuç değil, değişimin nedenleri de ortaya konulmalı. İyileşmenin hangi bölümü düzenli faaliyetlerden, hangi bölümü tek seferlik işlemlerden, hangi bölümü hesaplama veya değerleme farklarından geliyor? Benim için bu ayrım, bir başarı anlatısının kalıcı olup olmadığını gösterir. Taraftarı rahatlatacak olan yalnızca güzel bir rakam değil, o rakamın nasıl oluştuğunu anlayabilmesidir.
Eleştiride de aynı titizliği savunurum. Açıklanan borç tek başına bir kişiyi suçlamak, kötü niyet isnat etmek veya bütün geçmiş kararlar hakkında hüküm vermek için yeterli değildir. Sorumluluk değerlendirmesi yapılacaksa dönemler, işlemler ve yetkiler somut biçimde incelenmeli. Galatasaray'ın çıkarını savunmak adına doğrulanmamış iddialar üretmenin kulübe hizmet ettiğini düşünmüyorum. Güçlü eleştirinin dayanağı öfke değil, açıklanabilir hesap olmalı.
Taraftar desteği, yönetim disiplininin yerine geçemez
Benim için forma almak, kulübün ürünlerine ilgi göstermek veya imkanım ölçüsünde destek olmak gönüllü bir bağlılık ifadesidir. Bunun her mali sorunda taraftarın üzerine bırakılan sınırsız bir yükümlülüğe dönüşmesini istemem. Taraftarın sevgisini, hatalı bir bütçeyi mutlaka kapatacak garanti gelir gibi değerlendirmek doğru olmaz. Destek talep ediliyorsa o desteğin neyi finanse edeceği ve hangi hedefe hizmet edeceği anlaşılır olmalı.
Aynı nedenle yalnızca gelir artırma çağrısıyla yetinmem. Elde edilen kaynağın nasıl korunduğunu da görmek isterim. İhtiyaçlara uygun satın alma, düzenli kontrol, açık görev dağılımı ve karşılanabilir sözleşmeler benim için taraftar desteğinin tamamlayıcısıdır. Bunları istemek, kulübü ticari bir işletmeden ibaret görmek anlamına gelmez. Tam tersine, Galatasaray'a duyulan duygusal bağlılığın iyi yönetimle korunması gerektiğini düşünüyorum. Sevgi, hesap vermenin alternatifi değil; daha ciddi hesap verme sorumluluğunun nedenidir.
Benim Galatasaray için istediğim mali başarı
Bir taraftar olarak yalnızca borç tutarının küçüldüğü günü değil, kulübün kararlarını daha özgür verebildiği günü de görmek isterim. Oyuncu seçerken mecburiyetin değil ihtiyacın, ödeme yaparken telaşın değil hazırlığın belirleyici olduğu bir düzen benim için gerçek güçtür. Bu nedenle mali başarıyı sportif hedeflerden ayrı bir deftere yazmam. Sağlam bir bütçe, doğru kurulduğunda takımın geleceğini de koruyabilir. Fakat bütçeyi koruma gerekçesiyle sportif akıldan vazgeçilmesine de razı olmam.
Bu haberden çıkardığım sonuç ne koşulsuz bir iyimserlik ne de karamsarlık. Açıklanan borç gerilemesi olumlu değerlendirilebilir; ancak nakit baskısının dikkatle yönetilmesi gerektiği de ortada. Yönetimden beklediğim, iyi görünen kalemleri öne çıkarıp zor soruları ertelemek değil, ikisini birlikte ele alan bir yol haritası. Galatasaray'ın geleceğini korumak, bugünün ihtiyacını karşılarken yarının imkanlarını tüketmemeyi gerektiriyor. Benim desteğim de eleştirim de bu ilkeye dayanır.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap