Galatasaray, UEFA Avrupa Ligi son 16 turu ilk maçında Barcelona ile Camp Nou'da 0-0 berabere kalarak İstanbul'daki rövanş öncesinde eşleşmeyi açık bıraktı. 10 Mart 2022 Perşembe akşamı oynanan karşılaşmada sarı-kırmızılılar topun büyük bölümünde Barcelona'nın baskısını karşılamak zorunda kaldı; buna rağmen savunma disiplinini korudu, Iñaki Peña'nın kritik kurtarışlarıyla ayakta kaldı ve Bafetimbi Gomis'in ofsayt gerekçesiyle iptal edilen golüyle galibiyete de yaklaştı. 11 Mart tarihli haber açısından sonuç net: Galatasaray İspanya'dan yenilmeden döndü, tur kararını 17 Mart'ta İstanbul'da oynanacak rövanşa taşıdı ve Avrupa Ligi'ndeki namağlup yürüyüşünü sürdürdü.
Galatasaraylı olarak Camp Nou'daki 0-0'ı küçümsemem. Karşımızdaki takımın adı, sahası ve son dönemde yükselen formu düşünüldüğünde bu skor değerli. Fakat “avantajlı döndü” ifadesini eski deplasman golü kuralıyla karıştırmamak gerekiyor. UEFA 2021-2022 sezonundan itibaren deplasman golü üstünlüğünü kaldırdığı için 0-0 bize kural gereği fazladan bir hak vermiyor. Eşleşme toplam skorda eşit ve ikinci maç bizim sahamızda. Ben avantajı burada görüyorum: Camp Nou'da ayakta kaldık, rakibe gol vermedik ve turu kendi taraftarımızın önünde belirleme fırsatını koruduk.
Camp Nou'da golsüz eşitlik: Tur İstanbul'a kaldı
Karşılaşma Fransa Futbol Federasyonundan Benoît Bastien'in yönetiminde oynandı. Barcelona'nın resmî kayıtlarında tribünlerde 61 bin 740 seyirci bulunduğu belirtiliyor. Galatasaray böyle bir atmosferde karşılaşmaya Iñaki Peña, Sacha Boey, Victor Nelsson, Marcao Teixeira, Patrick van Aanholt, Taylan Antalyalı, Berkan Kutlu, Sofiane Feghouli, Kerem Aktürkoğlu, Ryan Babel ve Mostafa Mohamed ilk 11'iyle çıktı.
Bu kadro bana maç planının ilk ipucunu veriyor. Torrent orta sahada Taylan-Berkan ikilisini kullanarak savunmanın önünü kalabalık tutmak, Feghouli ile pas bağlantısı kurmak, Kerem'in taşıyıcılığından ve Babel'in top saklama becerisinden yararlanmak istedi. Mostafa Mohamed ise ileride hem uzun topların hedefi hem de Barcelona stoperlerini meşgul edecek santrfor olarak görev aldı. Galatasaray'ın amacı topa Barcelona kadar sahip olmak değildi; rakibin pas hızını yavaşlatmak, merkezde alan kapatmak ve kazandığı toplarda mümkün olduğunca hızlı çıkabilmekti.
Ben büyük deplasmanda kontrollü oyunu korkaklık olarak görmem. Rakibin ne kadar güçlü olduğunu bilmeden “Galatasaray her yerde aynı oynar” diye bütün alanları açmak cesaret değil, plansızlık olur. Camp Nou'da yapılması gereken önce maçın içinde kalmaktı. Galatasaray bunu başardı. Fakat savunmanın arkasına çıkma fırsatı geldiğinde de tamamen kendi ceza sahasına kapanmadı; özellikle Kerem üzerinden Barcelona'ya geri koşmak zorunda kaldığı anlar yaşattı.
İlk yarıda Galatasaray alanı daralttı
Barcelona ilk yarıda topa daha fazla sahip olsa da Galatasaray merkezdeki mesafeleri kısa tutarak rakibin ceza sahasına rahat girmesini engelledi. Adama Traoré sağ tarafta bire birlerle tehdit yaratmaya çalışırken Van Aanholt ve önündeki oyuncular ona karşı yardım savunması yapmak zorunda kaldı. Marcao ile Nelsson ise ceza sahası çevresinde yüksek konsantrasyonla oynadı.
Bu savunma anlayışının değerini yalnızca rakibin gol atamamasıyla ölçmem. Barcelona topu bir taraftan diğerine çevirdiğinde Galatasaray'ın blok halinde kayması, orta sahadaki oyuncuların stoperlerin önünden kopmaması ve kanatların geri dönüşü önemliydi. Böyle maçlarda bir oyuncu beş metre geç kaldığında zincirin tamamı kırılabilir. İlk 45 dakikada Galatasaray'ın en büyük başarısı, Barcelona'yı uzun süre istediği merkezi kombinasyonlara sokmamasıydı.
Elbette bu kadar geride savunmanın bir bedeli var. Top kazanıldığında hücum oyuncularına ulaşmak zorlaşıyor ve santrfor yalnız kalabiliyor. Galatasaray bunu Babel'e gönderdiği uzun toplar ve Kerem'in taşıdığı geçişlerle aşmaya çalıştı. Her çıkış başarılı olmadı, fakat Barcelona'nın savunma hattını tamamen orta sahaya yerleştirmesine de izin verilmedi.
Iñaki Peña eski takımına karşı gecenin başrolündeydi
Barcelona'nın ilk yarıdaki en tehlikeli iki girişiminde sahneye Iñaki Peña çıktı. 27. dakikada Memphis Depay'ın ceza yayı çevresinden kullandığı serbest vuruş köşeye giderken Peña uzanarak topu çıkardı. 41. dakikada Depay bu kez sol çaprazdan uzak köşeyi denedi; Galatasaray kalecisi yine gole izin vermedi.
Peña açısından gecenin özel tarafı açık. Barcelona'dan sezon sonuna kadar kiralanmış genç bir kaleci, birkaç hafta sonra Camp Nou'ya bu kez rakip takımın formasıyla dönüyor ve eski takım arkadaşlarına karşı önemli kurtarışlar yapıyor. Böyle bir maçta duygusal yükü görmezden gelemeyiz. Fakat onun performansını romantik hikâyenin arkasına da saklamamak gerekir. Peña doğru pozisyon aldı, özellikle Depay'ın iki şutunda reaksiyon kalitesi gösterdi ve ikinci yarıda artan baskı altında takımına güven verdi.
Ben kalecinin yalnızca kurtarışlarıyla değil, savunmanın sakin kalmasına yaptığı katkıyla da değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Camp Nou'da ilk golü yerseniz maçın bütün senaryosu değişebilir. Peña'nın ilk yarıdaki müdahaleleri Galatasaray'ın devreye 0-0 girmesini sağladı ve bu skor takımın planına olan inancını güçlendirdi.
Kerem Aktürkoğlu Camp Nou'da cesaretini gösterdi
İlk yarının Galatasaray adına en heyecan verici hücumu 36. dakikada Kerem Aktürkoğlu'nun ayağından geldi. Kendi yarı alanından aldığı topla süratlenen Kerem, rakiplerini geçerek Barcelona ceza sahasına kadar ilerledi ve sol çaprazdan vuruşunu yaptı. Eric Garcia'nın son anda yaptığı müdahale topun kaleye gitmesini engelledi.
Bu pozisyonun gol olmaması onun değerini azaltmıyor. Haftalardır ligde özgüveni sorgulanan bir takımın oyuncusu, Camp Nou'da topu alıp üç rakibin üzerine gitmekten çekinmedi. Ben Galatasaray'ın Avrupa'da ihtiyacı olan özgüveni tam da böyle görüyorum: Rakibin armasına saygı duyarsın ama top ayağına geldiğinde onun da seni savunmak zorunda olduğunu hatırlatırsın.
Kerem'in bu tür koşuları sadece bireysel gösteri değil. Rakip savunmayı geriye koşturduğu anda Galatasaray'ın diğer oyuncuları da öne çıkmak için zaman kazanıyor. Tek eksik, bu geçişlerde Kerem'in çevresine daha hızlı destek verebilmekti. Bir oyuncunun 50-60 metre top taşımasını bekleyip hücumu sadece onun bitirmesini istemek sürdürülebilir değil. İkinci ve üçüncü koşular geldiğinde bu tip pozisyonlar çok daha büyük tehlikeye dönüşebilir.
Xavi ikinci yarıya üç değişiklikle başladı
Barcelona Teknik Direktörü Xavi Hernández ilk yarıdaki oyundan memnun kalmadığını açık biçimde gösterdi ve devre arasında üç değişiklik yaptı. Sergio Busquets, Gerard Piqué ve Ousmane Dembélé oyuna dahil oldu. Bu hamleler Barcelona'nın hem pas kontrolünü hem de kanatlardaki bire bir tehdidini artırdı. İkinci yarıda Galatasaray'ın kendi yarı alanında geçirdiği süre belirgin biçimde yükseldi.
Ben burada Galatasaray'ın ilk yarıda yaptığı işin değerini daha iyi anlıyorum. Barcelona teknik direktörü devrede üç oyuncuyu birden değiştirme ihtiyacı hissediyorsa, ev sahibi ekip ilk planıyla istediği rahatlığı bulamamış demektir. Ancak bundan gurur duyarken ikinci yarıdaki baskıyı da görmezden gelmemeliyiz. Rakip kalite eklediğinde Galatasaray'ın çıkışları azaldı ve savunma yükü arttı.
Bu seviyedeki maçlarda teknik direktörler arasındaki mücadele de tam burada ortaya çıkar. Torrent ilk planıyla Barcelona'yı yavaşlattı; Xavi devrede oyunu değiştirmeye çalıştı. Galatasaray'ın sonraki adımı, rakibin yaptığı değişikliklere karşı ne kadar direnebileceğiydi. İkinci yarı kusursuz geçmedi ama takım kırılmadı.
56. dakikada Peña yine gole izin vermedi
Barcelona ikinci yarının başında baskısını artırdı. 56. dakikada Adama Traoré'nin ceza sahasındaki girişimini Van Aanholt engelledi ve top kornere çıktı. Devamındaki köşe vuruşunda Memphis Depay'ın kafa vuruşunu Peña önemli bir refleksle kurtardı. Bu müdahale, ev sahibi takımın en yoğun baskı kurduğu bölümlerden birinde skoru korudu.
Birkaç dakika sonra Xavi, Depay'ın yerine Pierre-Emerick Aubameyang'ı oyuna aldı. Jordi Alba'nın vuruşu az farkla dışarı giderken Frenkie de Jong da Peña'yı yokladı. Galatasaray artık ilk yarıdakinden daha fazla kendi kalesine yaklaşan bir Barcelona ile karşı karşıyaydı.
Ben bu bölümde takımın savunma cesaretini takdir ederken topu biraz daha uzun süre tutamamasını eksik görüyorum. Sürekli savunmak fiziksel ve zihinsel yorgunluk yaratır. Bir topu kazanıp üç saniye sonra tekrar rakibe verirseniz bir sonraki atağın gelişini engelleyemezsiniz. Camp Nou'daki ikinci yarı, Galatasaray'ın güçlü rakibe karşı savunabileceğini gösterdi; aynı zamanda baskı altında nefes alacak pas dizilerini daha fazla geliştirmesi gerektiğini de gösterdi.
Frenkie de Jong'un topu direkten döndü
Barcelona 74. dakikada gecenin en net fırsatlarından birini yakaladı. Adama Traoré'nin sağ taraftan gönderdiği topun devamında Aubameyang'ın röveşata denemesi Frenkie de Jong'un önünde kaldı. Hollandalı oyuncunun yakın mesafedeki vuruşunda top direğe çarptı ve Galatasaray savunması büyük bir tehlikeyi atlattı.
Bu pozisyonda şansın da yanımızda olduğunu kabul etmek gerekir. İyi savunma yaptık diye rakibin hiç pozisyon bulmadığını söylemek gerçekçi olmaz. Barcelona ikinci yarıda baskıyı artırdı ve direğe takılan bu vuruş maçın kaderini değiştirebilirdi. Futbolda başarılı deplasman performanslarının çoğunda savunma disipliniyle birlikte birkaç kritik anda şansa da ihtiyaç duyulur.
Ben bundan utanılacak bir şey görmüyorum. Önemli olan bütün maçı şansa bırakmamak. Galatasaray bunu yapmadı. Rakibin bir topu direkten döndü ama Peña kurtarışlar yaptı, Marcao-Nelsson ikilisi çok sayıda müdahalede bulundu, orta saha sürekli alan kapattı ve takım 90 dakika boyunca maçın içinde kaldı.
Gomis'in golü ofsayta takıldı
68. dakikada Torrent iki değişiklik yaptı; Mostafa Mohamed'in yerine Bafetimbi Gomis, Ryan Babel'in yerine Emre Kılınç oyuna girdi. Bu hamleden yaklaşık on dakika sonra Galatasaray gecenin en büyük fırsatını yakaladı. Patrick van Aanholt savunmanın arkasına çok iyi bir pas gönderdi, Gomis Ter Stegen'i geçerek topu ağlara yolladı. Ancak yardımcı hakemin ve devamındaki kontrolün ardından pozisyon ofsayt olarak değerlendirildi ve gol geçerli sayılmadı.
O an Galatasaraylı herkesin kalbi birkaç saniyeliğine çok daha hızlı attı. Camp Nou'da Barcelona'ya karşı 1-0 öne geçmek eşleşmenin bütün havasını değiştirebilirdi. Ofsayt kararı doğru kaydedildi ve skor 0-0 kaldı. Ben tarihsel anlatımda bunu “hakem golümüzü yedi” gibi desteklenmeyen bir iddiaya dönüştürmeyi doğru bulmam. Pozisyon çok ince olabilir; resmî karar ofsayt ve maç bu şekilde devam etti.
Buna rağmen pozisyonun Galatasaray açısından verdiği önemli mesaj var. Barcelona ikinci yarıda çok daha baskınken bile savunmasının arkasında alan bırakabiliyordu. Van Aanholt'un pası ve Gomis'in koşusu bu alanın kullanılabileceğini gösterdi. Rövanşta da rakibi sadece kendi ceza sahamıza çağırmak yerine bu tehdidi korumamız gerekecek. Barcelona, Galatasaray'ın gol atabileceğine inanmazsa savunmasını daha rahat öne çıkarabilir.
Torrent'in değişiklikleri savunma ile geçiş arasındaki dengeyi korumaya çalıştı
Gomis ve Emre Kılınç değişikliklerinden sonra 79. dakikada Feghouli'nin yerine Alexandru Cicâldău oyuna girdi. Uzatma bölümünde ise Kerem yerini Barış Alper Yılmaz'a bıraktı. Torrent böylece yorulan oyuncuların yerine hem koşu gücü hem de top tutma seçeneği eklemeye çalıştı.
Ben özellikle Gomis hamlesinin mantığını anlaşılır buluyorum. Mostafa Mohamed stoperlerle uzun süre fiziksel mücadele vermişti. Son bölümde daha taze bir santrfor ve savunma arkasına doğru koşu tehdidi gerekiyordu. Nitekim iptal edilen gol de bu değişiklikten sonra geldi. Emre Kılınç ise Babel'e göre daha hareketli bir geçiş seçeneği sunabilirdi.
Teknik direktörün başarısını yalnızca değişiklik yapmış olmakla ölçmem. Oyuna giren futbolcunun maçın ihtiyacına cevap verip vermediğine bakarım. Camp Nou'da en azından Gomis hamlesinin rakip savunmaya somut bir tehdit ürettiğini gördük. Rövanşta ise başka bir maç akışı olacağı için aynı değişikliklerin aynı dakikalarda tekrar edilmesini beklemem; teknik yönetimin değeri oyunu yeniden okuyabilmekte.
Marcao ve Nelsson savunmanın merkezinde çok kritik bir gece geçirdi
Peña'nın kurtarışları doğal olarak öne çıktı ama Galatasaray'ın 0-0'ı sadece kalecisine borçlu olduğunu söylemek savunma hattına haksızlık olur. Marcao ve Victor Nelsson ceza sahasında çok sayıda kritik müdahale yaptı. Özellikle Barcelona'nın ikinci yarıda artan baskısında iki stoperin pozisyon disiplinini büyük ölçüde koruması, rakibin merkezden çok rahat bitiriş bulmasını engelledi.
Ben Marcao'nun agresif öne çıkışlarıyla Nelsson'un daha kontrollü pozisyon almasının birbirini tamamladığı anları değerli buluyorum. Fakat stoper performansını sadece müdahale sayısıyla değerlendirmem. Arkalarındaki Peña ile iletişimleri, beklerin içeriye daraldığı anlarda alan paylaşımı ve orta saha oyuncularına verdikleri yönlendirme de takım savunmasının parçası.
Barcelona gibi sürekli pas yönünü değiştiren bir takıma karşı savunmacının birkaç saniye boyunca topa değil koşucuya bakması gerekebilir. Bu zihinsel yük çok yüksek. Galatasaray'ın 90 dakika boyunca konsantrasyonunu büyük ölçüde koruması, Avrupa Ligi grup aşamasında gördüğümüz savunma disiplininin tesadüf olmadığını gösterdi.
Taylan ve Berkan'ın görünmeyen işi
Camp Nou'daki maçta hücum istatistikleriyle öne çıkmayan ancak takımın planında çok önemli görev üstlenen iki oyuncu Taylan Antalyalı ve Berkan Kutlu'ydu. Barcelona'nın Pedri, Frenkie de Jong ve çevrelerindeki pas bağlantılarını merkezden rahat kurmasını engellemek için sürekli alan kapatmaları gerekti. Bu görev, topa sahip olmaktan daha fazla konsantrasyon istiyor.
Ben orta saha oyuncusunu yalnızca asist veya kilit pas sayısıyla değerlendirmem. Böyle bir deplasmanda rakibin pas açısını kapatmak, stoperin önündeki boşluğu doldurmak ve top kazanıldığında ilk güvenli pası vermek çok değerli. Taylan ile Berkan zaman zaman çıkışta hata yapmış olabilir, fakat takımın blok bütünlüğünde büyük yük taşıdılar.
Rövanşta ise görevleri değişebilir. İstanbul'da Galatasaray'ın daha fazla top kullanması bekleneceği için sadece alan kapatmak yetmeyecek; topu baskı altında daha kaliteli kullanmaları da gerekecek. Camp Nou'daki savunma başarısını evdeki hücum sorumluluğuyla birleştirmek tur için belirleyici olabilir.
Galatasaray Avrupa'da yine başka bir kimlik gösterdi
Bu sezonun en dikkat çekici çelişkisi Camp Nou'da bir kez daha ortaya çıktı. Süper Lig'de 28 hafta sonunda 35 puanla orta sıralarda bulunan Galatasaray, Avrupa Ligi'nde çok daha disiplinli ve dirençli bir takım görüntüsü veriyor. E Grubu'nda Lazio, Marsilya ve Lokomotiv Moskova karşısında yenilmeden 12 puanla lider olan sarı-kırmızılı ekip, Barcelona deplasmanında da namağlup serisini korudu.
UEFA'nın sezon istatistiklerinde Galatasaray'ın tarihinde ilk kez bir UEFA grup aşamasını yenilgisiz geçtiği belirtiliyor. Camp Nou beraberliğiyle Avrupa Ligi'ndeki namağlup seri de devam etti. Grup aşamasındaki deplasmanlarda Marsilya ve Lazio ile 0-0 berabere kalan, Lokomotiv Moskova'yı 1-0 yenen Galatasaray, son 16 ilk maçında da deplasmanda gol yemedi.
Ben bu farkı yalnızca motivasyon kelimesiyle açıklamayı doğru bulmam. Avrupa maçlarında rakipler daha fazla oyun kurmak istiyor, Galatasaray'a geçiş alanı bırakabiliyor ve takım savunma disiplinine daha sıkı bağlı kalıyor. Ligde ise geride bekleyen takımlara karşı oyunu kurmak ve sürekli üretmek zorunda kalıyoruz. Yine de Avrupa'da gösterdiğimiz konsantrasyonun ligde neden aynı seviyeye çıkmadığını sorgulamak zorundayız.
Barcelona bu tura nasıl geldi?
Barcelona, 2021-2022 sezonunda Şampiyonlar Ligi grubunu Bayern Münih ve Benfica'nın arkasında üçüncü tamamlayarak Avrupa Ligi'ne geçti. Katalan ekibi eleme turu play-off'unda Napoli ile Camp Nou'da 1-1 berabere kaldı, İtalya'daki rövanşı 4-2 kazanarak toplam 5-3 ile son 16 turuna yükseldi. Galatasaray ise Avrupa Ligi grubunu lider tamamladığı için play-off oynamadan doğrudan son 16'ya geldi.
Bu fark, eşleşme öncesi psikolojiyi de etkiliyordu. Barcelona son dönemde hücum gücünü yükseltmiş ve Napoli gibi güçlü bir rakibe deplasmanda dört gol atmıştı. Galatasaray ise ligde Konyaspor'a 2-0 kaybederek Camp Nou'ya gelmişti. Kağıt üzerindeki form farkı nedeniyle birçok kişi Barcelona'yı net favori görebilirdi.
Futbolun güzel tarafı tam burada. Maç başlamadan kadro değerleri, lig sıralaması veya son haftaların skorları konuşulur; başladıktan sonra 90 dakikanın gereğini yapmak zorundasınız. Galatasaray Camp Nou'da bunun iyi bir örneğini verdi. Konyaspor karşısında dağınık görünen takım beş gün sonra Barcelona önünde son derece disiplinli savunabildi.
Xavi-Torrent buluşmasının ayrı bir hikâyesi vardı
Domènec Torrent'in Barcelona geçmişi bu karşılaşmaya başka bir hikâye daha ekledi. Torrent uzun yıllar Pep Guardiola'nın teknik ekibinde Barcelona'da görev yaptı. Xavi Hernández ile de o dönemlerden tanışıklığı bulunuyor. Maç sonunda Torrent, Xavi ile arkadaş olduklarını ve İstanbul'daki rövanş için birbirlerine iyi dileklerini ilettiklerini anlattı.
Ben bu geçmişin taktik bilgi açısından belirli bir avantaj sağlayabileceğini kabul ederim. Barcelona kültürünü ve oyun prensiplerini tanımak rakibe hazırlanırken yardımcı olabilir. Ancak bugünkü Barcelona yıllar önceki takımın aynısı değil, Torrent'in Galatasaray'ı da Guardiola'nın Barcelona'sı değil. Tanışıklık maçı oynamıyor. Camp Nou'daki sonuç, geçmiş ilişkiden çok Galatasaray oyuncularının sahada verilen görevi uygulamasıyla geldi.
Torrent: Turu İstanbul'a bırakmak istiyorduk
Torrent maç sonunda temel hedeflerinin eşleşmeyi İstanbul'daki rövanşa taşımak olduğunu söyledi. Barcelona'nın son dönemde rakiplerine yüksek skorlar ürettiğine dikkat çekerek akıllı oynamaları gerektiğini anlattı. Takımın fiziksel durumundan memnun olduğunu ve oyuncuların çok büyük efor sarf ettiğini vurguladı.
Ben “turu İstanbul'a bırakmak” ifadesini doğru buluyorum, çünkü Camp Nou'da yapılması gereken ilk iş eşleşmenin tek gecede kaybedilmesini önlemekti. Ancak şimdi aynı cümleyi rövanşta kullanamayız. 17 Mart'ta artık üçüncü bir maç yok. Galatasaray'ın sadece direnmesi değil, turu kazanacak golü de araması gerekecek.
Torrent ayrıca Avrupa'daki yüksek konsantrasyonun lige taşınması gerektiğini söyledi. Bu tespit bence çok önemli. Barcelona karşısında 90 dakika alan kapatabilen, sürekli birbirine yardım eden takımın Süper Lig'de bazı maçlara düşük tempoyla başlamasını kabul etmek zor. Avrupa gecesinde ortaya çıkan ciddiyet Galatasaray standardı olmalı, istisna değil.
0-0 gerçekten avantaj mı?
Başlık Galatasaray'ın İspanya'dan avantajlı döndüğünü söylüyor ve pratik açıdan bunu anlayabiliyorum. Camp Nou'da gol yemeden berabere kalmak ve ikinci maçı İstanbul'da oynamak psikolojik ve saha avantajı yaratabilir. Fakat kural açısından Galatasaray'ın 0-0 nedeniyle önde olmadığını net biçimde belirtmek gerekiyor.
UEFA bu sezondan itibaren deplasman golü kuralını kaldırdı. Bu nedenle İstanbul'daki maçın 1-1, 2-2 veya başka herhangi bir beraberlikle tamamlanması halinde “Galatasaray deplasmanda gol yemediği için tur atlar” gibi bir durum yok. İkinci maçın 90 dakikası sonunda toplam skor eşitse uzatma oynanacak, eşitlik sürerse penaltılar gündeme gelecek. Rövanşı kazanan takım ise doğrudan çeyrek finale çıkacak.
Ben bu kuralın taraftar tarafından doğru bilinmesini önemsiyorum. Eski alışkanlıkla 0-0'ı gizli bir gol avantajı gibi düşünmek maç stratejisini yanlış yorumlamamıza neden olabilir. Galatasaray'ın İstanbul'da gol atması gerekiyor; fakat kontrolsüz biçimde ilk dakikadan bütün hatlarıyla ileri çıkması da şart değil. Maç 0-0 başladığı için her dakika aynı derecede değerli.
İstanbul'daki taraftar faktörü gerçek bir güç olabilir
Camp Nou'daki Barcelona raporunda yaklaşık bin 500 Galatasaray taraftarının deplasmanda takımını desteklediği belirtiliyor. 17 Mart'taki rövanş ise Ali Sami Yen Spor Kompleksi'nde oynanacak. Galatasaray'ın Avrupa tarihinde kendi sahasındaki atmosferin önemli örnekleri var ve Barcelona gibi büyük bir rakibin gelişi tribünleri doğal olarak çok daha fazla motive edecek.
Ben taraftar baskısını rakibi korkutan sihirli güç gibi anlatmam. Tribün gol atmaz. Fakat oyuncunun yorgun olduğu anda yeniden koşmasını, top kaybından sonra daha hızlı dönmesini ve rakibin her pasında baskı hissini artırmasını sağlayabilir. Bunun için tribünün sabırlı olması da gerekiyor. Barcelona beş dakika top çevirdiğinde kendi oyuncumuza ıslık çalmaya başlarsak avantajımızı kendimiz azaltırız.
Rövanşın anahtarı coşkuyla sabrın birlikte bulunması olacak. Galatasaray gol arayacak ama maçın ilk 15 dakikasında turu bitirmeye çalışmamalı. Camp Nou'daki disiplinin üzerine daha cesur hücum eklenebilirse eşleşme gerçekten İstanbul'da bizim istediğimiz yere gelebilir.
Önce Beşiktaş, sonra Barcelona
Galatasaray'ın fikstüründeki önemli ayrıntılardan biri, Barcelona rövanşından önce Süper Lig'de Beşiktaş ile oynayacak olması. Torrent maç sonrasında İstanbul'daki hava koşulları nedeniyle antrenman planını değerlendirdiklerini, ancak kendileri açısından sıradaki en önemli maçın Barcelona değil Beşiktaş karşılaşması olduğunu söyledi.
Ben bu yaklaşımı doğru buluyorum. Barcelona eşleşmesinin yarattığı heyecanla lig maçını önemsizleştirmek Galatasaray'a yakışmaz. Süper Lig'deki tablo zaten çok kötü. Her lig maçı hem puan sıralaması hem de Avrupa öncesi özgüven açısından önemli. Beşiktaş karşısında tamamen farklı bir takım çıkarıp bütün enerjiyi rövanşa saklamak da ritmi bozabilir.
Elbette oyuncuların fiziksel yükü yönetilecek. Camp Nou'da büyük efor harcayan isimlerin durumuna sağlık ve performans ekibi karar vermeli. Fakat Galatasaray formasının olduğu her maçın kazanılmak için oynanması gerekir. Avrupa ile lig arasında seçim yapmak değil, kadroyu iki hedefi de taşıyabilecek şekilde yönetmek teknik ekibin işi.
Peña'nın performansı Muslera tartışmasına dönüştürülmemeli
Camp Nou gecesinden sonra Peña'nın performansının doğal olarak çok konuşulacağını biliyorum. Eski takımına karşı kritik kurtarışlar yaptı ve 0-0'ın başlıca mimarlarından biri oldu. Ancak bunu “Muslera artık gereksiz” veya “Peña kesin kalmalı” gibi acele sonuçlara dönüştürmek doğru değil.
Fernando Muslera Galatasaray tarihinin en önemli yabancı futbolcularından biri ve uzun sakatlık döneminden dönmeye hazırlanıyor. Peña ise sezon sonuna kadar kiralık gelen genç bir kaleci. İkisinin sözleşme durumu, kariyer aşaması ve takım içindeki rolü farklı. Bir oyuncunun iyi performansını diğerini değersizleştirmeden de takdir edebiliriz.
Ben Peña'nın bu maçtan kazanacağı özgüvenin Galatasaray'a kısa vadede çok yardımcı olacağını düşünüyorum. Barcelona karşısında aynı sakinliği rövanşa taşıyabilirse savunmanın da güveni artar. Muslera'nın dönüşü gerçekleştiğinde ise karar teknik heyetin olacak. Sağlıklı rekabet Galatasaray'ın lehine.
Camp Nou sonucu Galatasaray'ın Avrupa kimliğini yeniden hatırlattı
Galatasaray'ın Avrupa geçmişi büyük gecelerle dolu. Ancak ben her önemli sonuçtan sonra 2000 UEFA Kupası'nı çıkarıp bugünkü takımın üzerine yük bindirmeyi doğru bulmuyorum. Bu kadronun kendi hikâyesini yazması gerekiyor. Barcelona deplasmanındaki 0-0, geçmişteki kupaların tekrarı değil; 2021-2022 takımının kendi emeğiyle aldığı değerli bir sonuç.
Üstelik sezonun lig tablosu düşünüldüğünde bu sonuç daha da dikkat çekici. Türkiye'de beklentilerin çok altında kalan takım Avrupa'da güçlü rakiplere karşı çok daha farklı seviyeye çıkabiliyor. Bu durum bir yandan gurur verirken diğer yandan soruyu büyütüyor: Aynı konsantrasyonu neden her hafta gösteremiyoruz?
Ben Galatasaray'ın geleceği açısından en önemli kazanımın bu sorunun cevabını bulmak olduğunu düşünüyorum. Avrupa gecesine özel motivasyonla birkaç büyük maç çıkarabilirsiniz; kalıcı takım olmak için o disiplinin ligde de standart hale gelmesi gerekir. Camp Nou'daki performans, bu oyuncu grubunun kapasitesinin mevcut lig sıralamasından daha yüksek olduğunu gösteren güçlü bir işaret.
Rövanşta ne değişmeli?
İstanbul'da aynı maçın kopyasını beklemiyorum. Barcelona deplasmandakinden daha dikkatli başlayabilir, Xavi bu kez Busquets, Piqué, Dembélé veya Aubameyang gibi oyuncularını başlangıç planında farklı şekilde kullanabilir. Galatasaray da kendi sahasında daha fazla hücum sorumluluğu almak zorunda kalacak.
Benim ilk beklentim merkezdeki mesafelerin yine kısa kalması. Taraftarın coşkusuyla bütün orta saha oyuncuları ceza sahasına koşarsa Barcelona ilk top kaybında büyük boşluk bulabilir. İkinci beklentim, top kazanıldığında Kerem'in yalnız bırakılmaması. Camp Nou'da yaptığı uzun koşulara İstanbul'da daha fazla destek gelmeli. Üçüncü beklentim ise duran topların daha etkili kullanılması. Böyle eşleşmelerde bir korner veya serbest vuruş turu değiştirebilir.
Gomis'in iptal edilen golündeki koşu da rövanş için önemli bir örnek. Barcelona'nın savunma çizgisi öne çıktığında doğru zamanda yapılacak koşu fırsat yaratabilir. Fakat ofsayt çizgisini birkaç santimetreyle kaçırmamak gerekiyor. Bu ayrıntılar antrenmanda tekrarlandıkça tesadüf olmaktan çıkar.
Sonuç: Camp Nou'da görev tamamlandı, iş henüz bitmedi
Galatasaray 10 Mart gecesi Camp Nou'dan 0-0'la ayrıldı. Peña'nın kurtarışları, Marcao-Nelsson ikilisinin direnci, Taylan ve Berkan'ın alan kapatması, Kerem'in cesur koşuları ve bütün takımın savunma disiplini bu sonucun temel parçalarıydı. Barcelona ikinci yarıda baskıyı artırdı, Frenkie de Jong'un topu direkten döndü; Galatasaray ise Gomis'in ofsayta takılan golüyle galibiyete santimetrelerle yaklaştı.
İspanya'dan başımız dik ve tur umudumuzu büyüterek döndük. Ben bununla gurur duyuyorum. Fakat henüz kazanılmış bir tur yok. Deplasman golü avantajı yok, 0-0 bizi toplam skorda öne geçirmiyor ve Barcelona'nın kalitesi bir haftada ortadan kaybolmayacak. Asıl iş 17 Mart'ta İstanbul'da tamamlanacak.
Camp Nou bize şunu gösterdi: Galatasaray doğru yerleştiğinde, birlikte mücadele ettiğinde ve maçın duygusuna kapılmadan planına sadık kaldığında Avrupa'nın en büyük kulüplerinden biri karşısında da ayakta kalabiliyor. Şimdi yapılması gereken bunu sadece savunma başarısı olarak görmemek. Rövanşta aynı disiplinin üzerine daha fazla hücum cesareti, daha kaliteli geçiş ve daha iyi son karar eklemek zorundayız.
Galatasaraylı olarak rövanş öncesi beklentim ne korku ne de ölçüsüz bir zafer havası. Rakibin gücünü biliyoruz; kendi yapabileceklerimizi de Camp Nou'da gördük. Taraftarımızın önünde tur için savaşacağız. 0-0 bize kupayı vermedi ama Barcelona'ya da İstanbul'a gelmeden hiçbir şey kazanamadığını gösterdi. Bu eşleşmenin ilk 90 dakikası bitti; şimdi Galatasaray'ın Avrupa gecelerinden birini daha kendi evinde yazma fırsatı var.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap