Galatasaray Kulübü, 1 Ekim 2020'de kuruluşunun 115. yıl dönümünü kutluyor. Ali Sami Yen ve arkadaşlarının 1905 yılında Galatasaray Lisesi'nde başlattığı yolculuk, bugün farklı kuşakları aynı sarı-kırmızı arma etrafında buluşturan bir spor kültürüne dönüşmüş durumda. Kulübün yayımladığı yıl dönümü mesajında kurucuların kararlılığı, eğitim kurumundan gelen değerler ve yıllar boyunca kazanılan başarılar öne çıkarıldı. Galatasaray, yeni yaşını yalnızca geçmişini hatırlayarak değil, geleceğe taşıdığı iddiayı yeniden vurgulayarak karşılıyor.

Benim için 115 yaşında olmak, sadece eski bir kuruluş tarihine sahip olmak değil. Birbirini hiç tanımayan insanların aynı golde ayağa kalkabilmesi, aynı yenilgiden sonra yeniden umut kurabilmesi ve farklı hayatların aynı forma üzerinde buluşabilmesi demek. Galatasaray'ın büyüklüğünü anlatırken kupaları elbette sayacağız. Fakat bu kulübün neden sevildiğini anlamak için kupaların yanında emeğe, sadakate, öğrenmeye ve kendinden daha güçlü görünen rakibe meydan okuyabilme cesaretine de bakmak gerekiyor.

115. yıl mesajında kuruluş ruhu hatırlatıldı

Galatasaray'ın 1 Ekim tarihli açıklaması, Ali Sami Yen ve arkadaşlarının sınırlı imkanlarla ortaya koyduğu kulübü kurma iradesine odaklandı. Mesajda okul sıralarında başlayan hikaye ile kulübün uluslararası başarı hedefi arasında bağ kuruldu; sporcuların, yöneticilerin ve taraftarların katkıları birlikte anıldı. Geçmişte elde edilen başarıların geleceğe duyulan güveni beslediği vurgulandı.

Bu mesajda benim için en anlamlı taraf, hikayenin hazır imkanlarla değil, bir hedefle başlaması. Bir kulübün büyüklüğünü yalnızca bugün sahip olduğu kaynaklarla açıklarsak o kaynakları mümkün kılan iradeyi kaçırırız. Ancak kuruluş dönemindeki fedakarlığı anmak, bugünün sorunlarına hazırlıksız yakalanmayı mazur göstermez. Kurucuların cesaretini gerçekten yaşatmak istiyorsak onların bir araya gelme ve iş yapma kararlılığını bugünün bilgisiyle birleştirmeliyiz. Hatırlamak değerlidir; hatırladığımızdan bir çalışma anlayışı çıkarmak daha da değerlidir.

1905'te bir edebiyat dersinde başlayan yolculuk

Kulübün tarih anlatımına göre kuruluş düşüncesi, 1905 yılının ekim ayında Mekteb-i Sultani olarak bilinen Galatasaray Lisesi'nde şekillendi. Ali Sami Yen ve arkadaşları, Mehmet Ata Bey'in edebiyat dersi sırasında bir futbol kulübü kurmaya karar verdi. Ortak bir isim ve renk altında düzenli biçimde oynamak, oyunu öğrenmek ve dönemin yabancı takımlarıyla rekabet etmek bu düşüncenin temelindeydi.

Ali Sami Yen'in kuruluş amacını anlatırken kullandığı “Türk olmayan takımları yenmek” ifadesini, sportif rekabette kendine güvenme çağrısı olarak okuyorum. Buradaki hedefi rakibe düşmanlık üretmek için değil, onunla aynı sahaya çıkıp başarılı olabilecek düzeye ulaşmak için anlamlı buluyorum. Bir rakibin imkanları daha geniş olabilir; bu, onun karşısına baştan teslim olmuş bir zihinle çıkmayı gerektirmez. Galatasaraylılık adına sahiplenmek istediğim tutum tam olarak bu: Öğrenmekten çekinmeden, mücadeleden kaçmadan ve başarıyı yalnızca başkalarına ait bir ihtimal saymadan çalışmak.

Ali Sami Yen ve arkadaşlarının mirası: Unvandan önce emek

Ali Sami Yen'in yanında Asım Tevfik Sonumut, Emin Bülent Serdaroğlu, Celal İbrahim ve Bekir Sıtkı Bircan gibi isimler kuruluş tarihinin parçaları arasında bulunuyor. Kulübün yayımladığı kuruluş anlatısında, ilk dönem görevlerinin günlük ihtiyaçları karşılayan kişilere dağıtıldığı görülüyor. Ali Sami Yen topun bakımını üstlenirken Asım arkadaşlarından para topluyor, Cevdet ise formalarla ilgileniyordu. Bu ayrıntılar, başlangıçta yönetmek ile işin yükünü taşımak arasında ne kadar doğrudan bir ilişki bulunduğunu gösteriyor.

Beni etkileyen, başkanlık fikrinin bir makamdan önce sorumluluk olarak görünmesi. Topun bakımını yapmak, forma yıkamak, küçük katkıları bir araya getirmek; hiçbiri büyük bir tören gerektirmeyen ama takımın var olmasını sağlayan işler. Bugünün Galatasaray'ında da isimlerin önündeki unvanlardan çok, üstlenilen sorumluluğun karşılığını görmek isterim. Kuruculara duyulan saygı, yalnızca onların fotoğraflarını paylaşmakla tamamlanmaz. Kulüp için gereken işi gösterişe ihtiyaç duymadan yapmak da bu saygının bir biçimidir.

Sarı ile kırmızı nasıl ortak bir kimliğe dönüştü?

Galatasaray'ın ilk renkleri kırmızı-beyazdı; bugün kulüple özdeşleşen sarı-kırmızı ise kuruluşun ardından benimsendi. Kulübün renk tarihçesinde Ali Sami Yen'in Bahçekapı'daki bir dükkanda karşılaştığı iki kumaşa ilişkin anlatısı yer alıyor. Koyu kırmızı ile turuncuya yaklaşan sarının yan yana oluşturduğu görünüm, takımın yeni renklerinin seçilmesinde belirleyici olmuştu. Kulübün ilk yıllar kaydına göre sarı-kırmızı formayla ilk karşılaşmaya 6 Aralık 1908'de çıkıldı.

Bir kumaş seçiminin zaman içinde bu kadar güçlü bir aidiyete dönüşmesi bana göre kuruluş hikayesinin en güzel yanlarından biri. Sarı ve kırmızı artık yalnızca bir forma tasarımının parçaları değil; sevinci ve hayal kırıklığını aynı bağlılık içinde taşıyan iki renk. Bu nedenle formanın değeri, onu giyen oyuncunun tanınmışlığından daha kalıcı olmalı. Bir futbolcuyu çok sevebiliriz, bir teknik adamın emeğine büyük saygı duyabiliriz. Yine de bizim bağlılığımızın merkezinde, tek bir ismin görev süresine sığmayacak kadar uzun bir hikaye bulunuyor.

İlk şampiyonluklardan ulusal ligdeki başarıya

Galatasaray, 1908-1909 sezonunda İstanbul Ligi şampiyonluğuna ulaştı; ardından 1909-1910 ve 1910-1911 sezonlarını da zirvede tamamladı. Bu başarılar, okulda kurulan takımın düzenli rekabet içinde kendisini kabul ettirdiği ilk dönemi anlatıyor. Kulübün bugünkü adıyla Süper Lig'deki ilk şampiyonluğu ise 1961-1962 sezonunda geldi. İstanbul Ligi'nin ilk başarılarıyla ulusal ligdeki bu dönüm noktasını aynı organizasyonun sonuçları gibi değerlendirmemek gerekiyor.

Bu uzun aralığa baktığımda Galatasaray tarihini tek bir dönemin başarılarına indirgemeyi doğru bulmuyorum. Her kuşağın karşısında başka rakipler, başka imkanlar ve başka sorumluluklar vardı. Geçmişin değerini yalnızca bugünün ölçüleriyle tartmak, o gün verilen emeği anlamamızı zorlaştırabilir. Bir kuruluş yıl dönümünde yapılabilecek en güzel işlerden biri, farklı dönemleri yarıştırmadan birbirine bağlamak. İlk şampiyonluğu kazananlarla sonraki kuşakların aynı hikayede yer alması, kulübün devamlılığının asıl anlamını oluşturuyor.

1 Ekim 2020 itibarıyla futbolda 22 lig şampiyonluğu

Galatasaray, 115. kuruluş yıl dönümüne 22 Süper Lig şampiyonluğu ve 18 Türkiye Kupası zaferiyle giriyor. Lig şampiyonluklarının son ikisi 2017-2018 ve 2018-2019 sezonlarında kazanıldı. Türkiye Kupası'ndaki en son başarı ise 2018-2019 sezonuna ait. 1996-1997'den 1999-2000'e uzanan dört sezonluk kesintisiz lig şampiyonluğu serisi de sarı-kırmızılı futbol tarihinin önemli başarı dönemlerinden biri.

Futboldaki başarı1 Ekim 2020 itibarıyla durum
Süper Lig22 şampiyonluk
Türkiye Kupası18 şampiyonluk
UEFA Kupası2000 yılında şampiyonluk
UEFA Süper Kupa2000 yılında şampiyonluk

Bu tabloyu kulübün bütün kupalarının toplamı olarak değil, futboldaki bazı temel başarıların özeti olarak okumak gerekir. Benim için rakamların değeri, yeni hedefler kurma cesareti vermelerinde. Geçmişte çok kazanmış olmak, gelecek maçın sonucunu önceden belirlemez. Fakat zor bir yarışta yeniden ayağa kalkmak için güçlü bir dayanak olabilir. Galatasaray'ın başarısını anarken istediğim şey, geçmişi bugünün çalışmasının yerine koymak değil, bugünün çalışmasına ölçü yapmak.

17 Mayıs 2000: Kuruluş hedefinin Avrupa'daki karşılığı

Galatasaray'ın 115 yıllık geçmişinde 17 Mayıs 2000'in yeri ayrı. Sarı-kırmızılı takım, Kopenhag'daki Parken Stadı'nda Arsenal ile oynadığı UEFA Kupası finalinin normal süresini ve uzatmalarını 0-0 tamamladı. Penaltı atışlarında 4-1 üstünlük sağlayarak kupaya ulaştı. Fatih Terim yönetiminde elde edilen bu başarı, Galatasaray'ı bir UEFA kulüp kupası kazanan ilk Türk takımı yaptı.

Finale giden yol da en az son gece kadar öğretici. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi grubundaki son maçında Milan'ı 3-2 yenerek UEFA Kupası'nda devam etme hakkını elde etmiş; ardından Bologna, Borussia Dortmund, Mallorca ve Leeds United engellerini aşmıştı. Kopenhag'da penaltıları gole çeviren Ergun Penbe, Hakan Şükür, Ümit Davala ve Gheorghe Popescu, sonuca doğrudan imza atan isimler oldu. Taffarel, Bülent Korkmaz ve Gheorghe Hagi'nin de yer aldığı kadro, bu yolculuğun farklı görevlerini birlikte taşıdı.

Ben bu kupayı yalnızca tek bir penaltının veya tek bir yıldızın hikayesi olarak anlatmak istemem. Final görüntüsü hafızada kalır; fakat finale ulaşmak için kazanılan her tur, yapılan hazırlık ve üstlenilen görev de sonucun parçasıdır. 2000'in bana söylediği, büyük hedefin ancak birbirini tamamlayan bir takımla karşılık bulabileceği. Bir futbolcunun yeteneğine hayran olmak başka, o yeteneği takımın ortak amacına bağlayacak düzeni kurmak başka. Yeni başarılar beklerken bu farkı unutmamamız gerektiğini düşünüyorum.

Real Madrid karşısında gelen UEFA Süper Kupa

2000 yılındaki Avrupa başarısı UEFA Kupası'yla sınırlı kalmadı. Galatasaray, Monaco'daki UEFA Süper Kupa karşılaşmasında Real Madrid'i uzatmada 2-1 mağlup etti. Sarı-kırmızılı takımın iki golünü de Mario Jardel kaydetti; galibiyeti getiren gol, o dönem uygulanan altın gol kuralıyla karşılaşmayı bitirdi. UEFA Kupası'nı Fatih Terim ile kazanan takım, Süper Kupa'yı Mircea Lucescu yönetiminde müzesine götürdü.

Bu ayrımı özellikle önemsiyorum. Aynı yılın iki Avrupa kupasını anarken farklı teknik adamların katkısını doğru yere koymak, kimsenin emeğini azaltmaz. Tam tersine kulübün başarısının tek bir kişinin hikayesine sığmadığını gösterir. Benim bu sonuçtan çıkardığım ders, güçlü bir takım birikiminin yeni katkılarla ileri taşınabileceği. Galatasaray'ın geçmişini sahiplenmek, birbirini izleyen dönemleri birbirine düşman etmek değil; doğru yapılanların nasıl devam ettirilebildiğini anlamak olmalı.

Galatasaray'ın Avrupa hikayesi futbol sahasıyla sınırlı değil

115. yıl kutlanırken kadın basketbol takımının 2014 EuroLeague Women şampiyonluğunu da aynı gururla hatırlamak gerekiyor. Galatasaray Odeabank, Yekaterinburg'daki finalde Fenerbahçe'yi 69-58 yenerek bu organizasyonda şampiyon olan ilk Türk takımı oldu. Böylece Avrupa'nın en üst düzey kadın kulüp basketbolu organizasyonunun kupası sarı-kırmızılıların başarıları arasına eklendi.

Erkek basketbolunda ise 27 Nisan 2016'da farklı bir Avrupa kupası kazanıldı. Galatasaray Odeabank, Strasbourg'a karşı finalin ilk maçındaki 66-62'lik yenilgiyi, Abdi İpekçi'deki 78-67'lik galibiyetle telafi ederek EuroCup şampiyonluğuna ulaştı. Ergin Ataman yönetimindeki takımın bu başarısı EuroLeague şampiyonluğu değil, EuroCup zaferiydi. İki organizasyonun adını doğru kullanmak, elde edilen kupanın değerini eksiltmez; tarihi doğru anlatmamızı sağlar.

Ben Galatasaray'ın kuruluş yıl dönümünü yalnızca erkek futbol takımının doğum günü gibi görmüyorum. Kadın basketbolunda kazanılan bir finalin, erkek basketbolundaki bir Avrupa gecesinin ve farklı spor dallarında verilen emeğin aynı arma altında anlamı var. Futbolun heyecanı başka başarıları gölgede bırakmamalı. Bir kulübün çok yönlü sportif kimliğini övmek istiyorsak, kutlama günlerinde olduğu kadar günlük ilgimizde de bu kimliğe yer açmalıyız.

Bir okuldan doğmak, öğrenme sorumluluğunu da taşımak demek

Galatasaray'ın kuruluşunda bir eğitim kurumunun bulunmasını yalnızca törensel bir ayrıntı olarak değerlendirmiyorum. Ben bu kökenden, öğrenmeye açık olma ve bir işi bilgiyle geliştirme sorumluluğu çıkarıyorum. Geçmişiyle gurur duyan bir kulübün yeniliğe kapalı olmasını değil, geçmişinden aldığı güvenle yeni yöntemleri sınamasını beklerim. Gelenek, işe yaramayan alışkanlıkları sonsuza kadar korumak zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Örneğin genç sporcu yetiştirirken yalnızca yetenek seçmekle yetinmemek gerekir. Sporcunun eğitimine, yaptığı işi anlama becerisine ve sorumluluk duygusuna da önem verilmesini isterim. Bir oyuncunun daha hızlı koşması veya daha iyi şut atması kadar, takım arkadaşlarıyla çalışmayı öğrenmesi de değerlidir. 115 yıllık mirasın geleceğe aktarılmasını, yalnızca yeni bir kupanın kazanılmasına değil, o kupayı kazanabilecek insanların nasıl yetiştirildiğine de bağlamak gerekiyor.

Altyapıya verilecek fırsat, kuruculara duyulan saygının bugünkü karşılığı

Bir grup öğrencinin girişimiyle başlayan kulübün yeni kuşaklara gerçek fırsat sunmasını özellikle önemsiyorum. Gençlere güvenmek, ilk hatalarında onları gözden çıkarmamakla anlam kazanır. Ancak güveni hazırlıksız bir oyuncuya bütün yükü bırakmak şeklinde de yorumlamam. Ona uygun antrenman, açık görev, gerçekçi beklenti ve ilerlemesini takip eden bir çalışma düzeni sağlanmalı. Formayı bir kez giydirmekle gelişim yolu açmak aynı şey değil.

Benim görmek istediğim Galatasaray, genç bir sporcuyu yalnızca gelecekte elde edilebilecek transfer geliriyle değerlendirmeyen Galatasaray. Önce onun hangi alanda gelişeceği ve kulübe nasıl katkı verebileceği düşünülmeli. Ekonomik değer, iyi bir yetiştirme sürecinin sonucu olabilir; sürecin bütün anlamını bununla sınırlamamak gerekir. Kurucuları genç yaşlarında büyük hedef kurabildikleri için takdir ederken, bugünün gençlerine yalnızca beklemelerini söylemek tutarlı olmaz. Hazırlıkla desteklenmiş fırsat, bu mirasın yaşamasını sağlar.

Taraftarlık yalnızca kazanılan günlerin ortaklığı değil

Galatasaray benim için sonucu iyi geldiği sürece izlenen bir takım değil. Bağlılığın anlamı, her kararı onaylamakta değil; kararlar değişse de kulübün iyiliğini istemekte. Bir transferi yanlış bulabilirim, oynanan futbolu eleştirebilirim, yönetimin verdiği cevabı yetersiz görebilirim. Bunların hiçbiri sarı-kırmızıya duyulan sevginin azaldığını göstermez. Sevdiğimiz kurumun daha iyi işlemesini istemek, sahiplenmenin doğal bir parçasıdır.

Fakat eleştirinin de sorumluluğu var. Söylentiyi bilgi gibi yaymak, tek bir başarısızlığın ardından bütün emeği silmek veya bir oyuncuyu hakaretin hedefi haline getirmek bana göre kulübü savunmak değildir. Sert konuşmakla doğru konuşmak her zaman aynı şey olmaz. Ben Galatasaray taraftarının hem heyecanını hem muhakemesini koruyabilmesini değerli buluyorum. Başarıda ölçüsüz övgüye, başarısızlıkta ölçüsüz yıkıcılığa teslim olmadan da güçlü bir taraftarlık mümkün.

115 yıllık tarih, bugünün yöneticilerine açık çek vermiyor

Kuruluş yıl dönümünde gurur duymakla kulübün işleyişini sorgulamak birbirine zıt değil. Geçmişin başarıları, görevdeki herhangi bir yönetime sınırsız güven talep etme hakkı vermez. Tam tersine, devralınan miras büyüdükçe hesap verme sorumluluğu da büyür. Ben yöneticiden yalnızca Galatasaray'ın ne kadar büyük olduğunu anlatmasını değil, bu büyüklüğü korumak için hangi işi nasıl yaptığını göstermesini beklerim.

Bu beklenti bir kişiye veya belirli bir döneme yönelik suçlama değil; kulübe yaklaşımımın ölçüsü. Sportif hedefler gerçekçi hazırlıkla, harcamalar karşılanabilir yükümlülüklerle ve projeler uygulanabilir aşamalarla desteklenmeli. Kulübün geleceğini ilgilendiren bir karar, yalnızca o gün alkış getireceği için alınmamalı. Benim için iyi yönetim, kendisinden sonra geleceklerin işini de kolaylaştırabilen yönetimdir. 115. yılın asıl sorumluluğu, bir sonraki kuşağa sadece hatıra değil, çalışabilen bir kurum bırakabilmek.

Yeni kuşaklara sadece kupaları değil, hikayeyi de anlatmalıyız

Galatasaray sevgisini bir çocuğa aktarırken sadece kaç şampiyonluk kazanıldığını söylemekle yetinmek istemem. Ali Sami Yen'in neden arkadaşlarıyla bir takım kurduğunu, ilk oyuncuların neleri birlikte yaptığını ve bir başarının neden bütün takıma ait olduğunu da anlatmak isterim. Çocukların kulüple kurduğu bağın yalnızca rakiplerinden fazla kupa sahibi olmasına dayanmasını dar bir başlangıç olarak görüyorum. Çünkü spor, her zaman kazanılan bir alan değil.

Başarıyı sevmek doğal; önemli olan başarısızlığı da doğru karşılayabilmek. Rakibin emeğine saygı duymak, kendi takımını desteklemeye engel değildir. Bir maçın ardından eleştirel konuşmak da formadan vazgeçmek değildir. Galatasaray'ın geçmişinden gelecek kuşaklara taşımak istediğim anlayış, hedefi yüksek tutarken insanlara ve oyuna saygıyı kaybetmemek. Bir kulüp kültürünün kalıcılığı, yalnızca ne kazandığında değil, kazanırken ve kaybederken nasıl davrandığında da kendisini gösterir.

115. yılda dileğim: Geçmişle gururlanan, geleceği hazırlayan Galatasaray

1905'te ortaya çıkan kuruluş iradesinden 2000'deki Avrupa kupalarına, basketbol sahalarında kazanılan başarılardan yeni sporcular yetiştirme sorumluluğuna uzanan bu hikaye, tek bir kutlama cümlesine sığmıyor. Her dönemin kendi emeği, kendi heyecanı ve kendi eksikleri var. Geçmişi sevmek için onu kusursuz ilan etmeye ihtiyacımız yok. Tam tersine, doğruları kadar öğrenilmesi gereken yanlarını da görebilirsek daha güçlü bir gelecek kurabiliriz.

Benim 115. yıl dileğim, Galatasaray'ın yalnızca hatıralarıyla büyüklük anlatan bir kulüp olarak kalmaması. Yeni hedefler koyan, sporcularına gelişme imkanı sunan, taraftarına doğru bilgi veren ve rakibi karşısında cesur duran bir Galatasaray görmek istiyorum. Bir sonraki büyük başarının ne zaman geleceğini bugünden ilan edemeyiz; fakat o başarıya layık bir çalışma düzeni kurmayı bugünden isteyebiliriz.

İyi ki doğdun Galatasaray. 115 yıldır biriken emeğin, sevginin ve inancın değerini bilerek nice yıllara. Ali Sami Yen ve arkadaşlarını saygıyla anarken bu armaya emek veren herkese aynı duyguyla teşekkür ediyorum. Bana göre gerçek kutlama, geçmişe dönüp gururlanmanın ardından yeniden işe koyulabilmek. Galatasaray'ı çok yaşatacak olan da yalnızca adını yüksek sesle söylememiz değil, onun geleceğine ne kattığımız olacak.