Galatasaray, Fatih Karagümrük deplasmanında uzatma dakikalarında yakaladığı beraberliği koruyamadı ve 90+11'de yediği golle sahadan 2-1 mağlup ayrıldı. Süper Lig'in 13. haftasında, 18 Aralık 2020 akşamı Esenyurt Necmi Kadıoğlu Stadı'nda oynanan karşılaşmanın ardından sarı-kırmızılılar 23 puanda kaldı. Alassane Ndao'nun golüne Mbaye Diagne'nin penaltısıyla karşılık veren Galatasaray, son sözü Mevlüt Erdinç'in söylemesine engel olamadı. 19 Aralık sabahına kalan hayal kırıklığı, yalnızca bir yenilginin değil, yeniden yakalanan fırsatın da kaybedilmesinin sonucu oldu.
Galatasaraylı olarak benim bu maçta kabul etmekte zorlandığım şey, son ana kadar mücadele edip karşılığını bulduktan sonra aynı dikkati sürdürememek. Beraberliği yakalamışız, rakip de uzatmalarda on kişi kalmış; böyle bir anda galibiyeti istemek doğal. Fakat kazanma isteğiyle savunmayı unutmak aynı şey değil. Galatasaray'ın ihtiyacı daha az cesaret değil, cesaretini doğru kararlarla tamamlayabilmek. Hakem tartışmaları, kaçan fırsatlar ve kartlar konuşulacak. Ancak bunların hiçbiri son golün nasıl yenildiğini incelememize engel olmamalı.
Maçın sonucu ve kırılma anları
Karşılaşmanın ilk yarısı golsüz tamamlandı. İkinci devrenin hemen başında geriye düşen Galatasaray, eşitlik için uzatma bölümünü beklemek zorunda kaldı. Maçın akışını değiştiren temel olaylar şöyle gerçekleşti:
| Bölüm | Gelişme | Skor veya etkisi |
|---|---|---|
| İlk yarı | İki takım da geçerli gol bulamadı. | 0-0 |
| 46. dakika | Alassane Ndao, Karagümrük'ü öne geçirdi. | 1-0 |
| 69. dakika | Fatih Terim kırmızı kart gördü. | Teknik direktör oyun alanından çıkarıldı. |
| Uzatma dakikaları | Diagne penaltıyı gole çevirdi. | 1-1 |
| 90+9 | Enzo Roco ikinci sarı karttan atıldı. | Karagümrük on kişi kaldı. |
| 90+11 | Mevlüt Erdinç galibiyet golünü attı. | 2-1 |
| Maç sonu | Marcao doğrudan kırmızı kart gördü. | Kart, bitiş düdüğünden sonra gösterildi. |
Bu sıralama önemli: Galatasaray son golü Marcao atıldığı için eksik yakalanarak yemedi. Brezilyalı savunmacının kartı karşılaşma bittikten sonra geldi. Karagümrük ise uzun bir bölüm değil, uzatmaların son kısmını eksik oynadı. Eleştiriyi doğru kurabilmek için bu iki ayrıntıyı birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Galatasaray hangi kadroyla başladı?
Fatih Terim'in ilk 11 tercihinde Okan Kocuk, Martin Linnes, Ryan Donk, Marcao, Marcelo Saracchi, Taylan Antalyalı, Emre Kılınç, Emre Akbaba, Sofiane Feghouli, Oğulcan Çağlayan ve Mbaye Diagne yer aldı. Galatasaray böylece mücadeleye bu oyuncularla başlayıp ikinci yarıda beş değişiklik yaptı.
Ben kadroyu değerlendirirken yalnızca isimlerin tek tek kalitesine bakmam. Top bizdeyken kim genişlik sağlayacak, merkezde pası kim alacak, top kaybedildiğinde savunmanın önünde kim kalacak? Bir takımın gücü bu görevlerin birbirini tamamlamasında ortaya çıkar. İyi oyuncuları aynı sahaya koymak başlangıçtır; onların aynı anda aynı işi yapmaya çalışmasını önlemek ise teknik düzenin görevidir. Bu maçın sonucunu değerlendirirken de tek bir ismi değiştirince bütün sorunun ortadan kalkacağını varsaymak istemem.
İlk yarıdaki fırsatlar neden yeterli olmadı?
Galatasaray erken bölümde Oğulcan Çağlayan ile gol aradı; Emre Kılınç da ilk yarıda değerlendiremediği fırsatlar buldu. Karşı tarafta Koray Altınay'ın ağlara gönderdiği top, ofsayt incelemesinin ardından gol sayılmadı. Devre arasına eşitlikle gidilmesi, maçın tehlikesiz geçtiği anlamına gelmiyordu.
Benim için kaçan fırsatların değerlendirmesi, sadece son vuruşu yapan oyuncuya kızmakla tamamlanmaz. Top ona hangi hızla geldi, vuruştan önce denge kurabildi mi, daha uygun bir pas seçeneği var mıydı? Bu sorular cevaplanmadan her atağın ardından aynı bitiricilik eleştirisini tekrarlamak kolaycılık olur. Yine de hücum hazırlığının iyi olması, son dokunuştaki eksikliği önemsiz hale getirmez. Rakibin savunmasını geçmek için yapılan bütün iş, doğru son kararla tamamlanmadığında tabelaya yansımıyor.
Öte yandan ofsayt gerekçesiyle gol sayılmayan rakip atağını da zihnimizden silmemeliyiz. Ofsayt kararı skoru korur; savunmanın o pozisyona kadar karşılaştığı sorunların hepsini kendiliğinden çözmez. Teknik değerlendirmede yalnızca geçerli golleri değil, rakibin kalemize hangi yollarla gelebildiğini de görmek isterim. Böylece gol yemeden önce alınabilecek tedbirler, gol yenildikten sonra yapılan açıklamalara dönüşmek zorunda kalmaz.
Ndao'nun golü: İkinci yarıya hazır başlamak zorundayız
Karagümrük, ikinci yarının ilk dakikasında savunma arkasına gönderilen topu Alparslan Erdem ile değerlendirdi. Alparslan'ın yerden pasında Ndao golü buldu. Soyunma odasından 0-0 çıkan Galatasaray, henüz devrenin başlangıcında skorun peşine düşmek zorunda kaldı.
Bu gol benim gözümde maçın en öğretici bölümlerinden biri. Devre arasından dönüldüğünde oyuna yeniden alışmak için kimse bize ücretsiz birkaç dakika vermiyor. İlk pas, ilk koşu ve ilk savunma paylaşımı da karşılaşmanın son anı kadar ciddiye alınmalı. Rakibin başlangıç hücumunu karşılamaya hazır olmak, yalnızca fiziksel olarak sahada bulunmaktan daha fazlasını gerektiriyor. Kimin topa yaklaşacağı, kimin arkadaki koşuyu takip edeceği ve merkezin nasıl korunacağı net olmalı.
Saracchi, maç sonrasında bu golü konsantrasyon eksikliğiyle ilişkilendirdi. Bir oyuncunun sorunu kendi takımında da aramasını değerli buluyorum. Fakat konsantrasyon denildiğinde tartışmanın soyut bir uyarıyla kapanmasını istemem. Daha dikkatli olacağız demek yerine, başlangıç yerleşiminde hangi görev aksadı sorusuna cevap verilirse çözüm üretilebilir. Dikkati, tekrarlanabilir bir davranışa dönüştürmek gerekiyor.
Fatih Terim'in üçlü değişikliği neyi değiştirmeliydi?
Galatasaray 64. dakikada Saracchi, Oğulcan ve Emre Akbaba'yı kenara aldı; Ömer Bayram, Arda Turan ve Younes Belhanda oyuna girdi. 82. dakikada ise Linnes ile Emre Kılınç'ın yerine Omar Elabdellaoui ve Ali Yavuz Kol görev aldı. Böylece son bölümde sahadaki yapı önemli ölçüde değişti.
Ben değişiklikleri sadece oyuna giren futbolcuların isimleri üzerinden değerlendirmem. Üç oyuncuyu aynı anda kullanmak güçlü bir müdahale olabilir, ama hangi sorunu çözmek için yapıldığı sahada anlaşılmalı. Daha çok pas bağlantısı mı aranıyor, kenardan üretim mi artırılacak, ceza sahasına daha fazla koşu mu yapılacak? Yeni oyuncularla birlikte geride kalanların görevleri de değişiyorsa bunun koordinasyonu sağlanmalı.
Özellikle beraberlik aranan bölümde hücumcu sayısını artırmak anlaşılabilir. Fakat takımın topu kaybettiğinde ne yapacağı, bu tercihin ayrılmaz parçasıdır. Oyuna yeni isimler girerken savunma güvenliği aynı kişilerin omzunda bırakılıyorsa aradaki mesafeler ve sorumluluklar yeniden düzenlenmelidir. Ben teknik hamleyi yalnızca sonuca bakarak yanlış ilan etmem; ancak sonuca etki eden risklerin nasıl karşılandığını mutlaka sorgularım.
Fatih Terim'in kırmızı kartı ve maçın artan gerilimi
Hakem Mustafa Öğretmenoğlu, itirazların yoğunlaştığı bölümde Fatih Terim'e kırmızı kart gösterdi. Aynı dakikada Arda Turan da sarı kart gördü. Böylece Galatasaray beraberlik ararken teknik direktörü saha kenarından ayrılmak zorunda kaldı.
Galatasaray'ın hakkının savunulmasını elbette isterim. Ancak tepkinin haklılığına ilişkin tartışmayla tepkinin takıma maliyetini ayrı konuşmak gerekir. Bir karara itiraz etmek, ardından oynanacak pozisyonu unutmayı haklı çıkarmaz. Teknik heyetin ve futbolcuların duygusunu anlayabilirim; profesyonel sorumluluğun, o duyguyu kontrol edebilme tarafını da önemserim. Öfke mücadeleye dönüşüyorsa yararlıdır, görevin önüne geçiyorsa zarar verebilir.
Buradan hakemin bütün kararlarının doğru olduğu sonucunu çıkarmıyorum. Aynı şekilde bir kartın gösterilmiş olması da başlı başına Galatasaray'a karşı kasıt bulunduğunu kanıtlamaz. Somut pozisyonlar ayrı incelenebilir. Fakat takımın kendi savunma tercihlerine ilişkin soruları hakem tartışmasının arkasında bırakmak bana göre kulübün yararına değil. Hak aramakla kendi hatasını düzeltmek aynı anda yapılabilir.
Diagne eşitliği getirdi, gol serisini dört maça taşıdı
Uzatma bölümünde Koray Altınay'ın müdahalesiyle yerde kalan Diagne için penaltı kararı verildi. Senegalli oyuncu atışı gole çevirerek Galatasaray'ı yeniden maça ortak etti. Kayserispor, Çaykur Rizespor ve Hatayspor karşılaşmalarının ardından bu maçta da ağları bulan Diagne, ligde üst üste dört karşılaşmada gol attı ve sezonun lig gol sayısını altıya çıkardı.
Ben bu katkıyı yenilginin öfkesiyle yok saymam. Özellikle skor baskısı altında kullanılan penaltının gol olması, takıma gerçek bir fırsat verdi. Ama aynı nedenle bütün hücum performansını tek vuruşla kusursuz ilan etmek de doğru olmaz. Santrforun golü değerlidir; takımın maç boyunca ona hangi koşullarda top ulaştırdığı, onun bu topları nasıl kullandığı ve diğer oyuncuların gol katkısı da incelenmeli.
Beraberlik golü, uzun süre sonuç arayan takım için yeni bir başlangıçtı. O anda galibiyetin de mümkün olduğunu düşünmek doğal. Benim itirazım bu düşünceye değil, onun uygulanma biçimine. Gol sevincinden hemen sonra herkesin yeniden görevine dönmesi, kalan sürenin aceleyle değil bilinçli kullanılması gerekir. Maçın dönmüş olabileceğini hissetmekle gerçekten kontrolü ele geçirmek aynı şey değil.
Enzo Roco atıldıktan sonra oluşan avantaj neden kullanılamadı?
Roco'nun uzatmalarda ikinci sarı kartını görmesiyle Galatasaray son bölümü sayısal üstünlükle oynama fırsatı buldu. Buna rağmen kazanan taraf Karagümrük oldu. Burada rakibin bütün ikinci yarıyı eksik oynadığı izlenimi yaratmak yanlış; söz konusu avantaj çok kısa bir zaman aralığında oluştu.
Yine de kısa olması, o fırsatın önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Eksilen rakibe karşı topun çevrilme hızı, boş oyuncunun bulunması ve gerideki güvenlik aynı anda düşünülmeli. Daha fazla oyuncuya sahip olmak, bütün futbolcuların hücuma gitmesi gerektiği anlamına gelmez. Fazladan oyuncunun değerini, doğru alanda ve doğru görevde kullanınca görürüz. Yoksa sayısal üstünlük yalnızca kağıt üzerinde kalır.
Ben Galatasaray'ın beraberliğe razı olup tamamen geri çekilmesini savunmuyorum. Galibiyet aranabilir; hatta bu hedefi doğal buluyorum. Ancak rakibin kalan hücum çıkışını hesaba katmadan yapılan yüklenmeyi cesaret diye övemem. Rakip on kişi olsa da kalemize gidebilecek bir oyuncusu ve ona atılabilecek bir pası bulunuyor. Son bölümün planı, bu ihtimali ortadan kaldırmasa bile zorlaştırmalıydı.
90+11'de gelen gol: Bir puan da elden gitti
Karagümrük'ün son bölümde oyuna aldığı Mevlüt Erdinç, savunma arkasına gönderilen topa hareketlenip Okan Kocuk ile karşı karşıya kaldı. Aşırtma vuruşu skoru 2-1'e getirdi. TFF maç kaydında 90+11 olarak yer alan bu gol, Galatasaray'ın uzatmalarda elde ettiği beraberliği de kaybetmesine yol açtı.
Bu pozisyonda yalnızca kaleciyi suçlamayı yeterli bulmam. Kaleciyle karşı karşıya kalınan noktaya gelmeden önce pasın neden çıkarılabildiği, koşunun nasıl takip edildiği ve savunmanın hangi mesafelerde yerleştiği incelenmeli. Son müdahaleyi yapan oyuncuyu bütün zincirin tek sorumlusu haline getirmek, diğer düzeltme imkanlarını ortadan kaldırır. Okan'ın kararını konuşabiliriz; ama savunma arkasına bu kadar doğrudan ulaşılabilmesini de aynı ciddiyetle değerlendirmeliyiz.
Benim için bu golün acı tarafı, beraberliğin bir teselliye dönüşmesine bile fırsat kalmaması. Üç puan için devam ederken eldeki bir puanı da kaybetmek, her durumda yanlış risk alındığını kanıtlamaz. Futbolda doğru kararın da kötü sonucu olabilir. Fakat burada kararın niteliğini sorgulamak zorundayız: Hücum güvenliği nasıl kurulmuştu ve rakibin ilk pasından sonra kim ne yapacaktı? Cevapların yalnızca maç bittikten sonra aranması yetmez.
Marcao'nun maç sonundaki kartı ikinci bir sorumluluk alanı açtı
Marcao, bitiş düdüğünün ardından yaşanan tartışma sonrasında doğrudan kırmızı kart gördü. Böylece saha içindeki yenilgiye maç sonu disiplin gündemi de eklendi. Kartın gösterilmiş olması kesin bilgi; buna bağlı disiplin değerlendirmesinin sonucunu ve ceza süresini ise bu aşamada gerçekleşmiş gibi yazamayız.
Ben Galatasaraylı bir oyuncunun yenilgiye üzülmesini veya sinirlenmesini yadırgamam. Asıl mesele, bu duygunun sonraki karşılaşmaların hazırlığını daha da güçleştirebilecek davranışlara dönüşmemesi. Sonuç artık değişmeyecekse tartışmayı sürdürmenin sportif getirisi yok. Takım arkadaşlarını ve kendi görevini düşünmek, maç bittiğinde de devam eden bir sorumluluk.
Bu yaklaşım oyuncuyu yalnız bırakmak anlamına gelmez. Kulüp gerektiğinde haklarını savunabilir; aynı anda futbolcusuyla neyin daha iyi yapılabileceğini de konuşabilir. Dışarıya karşı dayanışma gösterirken içeride hiçbir davranışı değerlendirmemek zorunda değiliz. Galatasaray'ın güçlü olması, herkesin hatasız ilan edilmesinden değil, hatanın tekrarını önleyecek ciddiyetin kurulmasından gelir.
Yedi resmî maçlık yenilmezlik sona erdi
Galatasaray, Karagümrük karşılaşmasından önce ligde altı maçta beş galibiyet ve bir beraberlik almıştı. Türkiye Kupası'ndaki Darıca Gençlerbirliği galibiyeti de eklendiğinde yenilmezlik yedi resmî maça ulaşıyordu. Bu nedenle sona eren seriyi yedi lig maçı veya yedi galibiyet olarak tanımlamak doğru değil. Ayrıca takım 12. lig haftasını bay geçmişti.
Bu arka plan, yenilgiyi uzun süredir hiçbir şey yolunda gitmiyormuş gibi sunmamamız gerektiğini gösteriyor. Yakın dönemde kazanılan puanların ve yakalanan toparlanmanın değeri var. Tek sonuçla hepsini silmek kadar, önceki seri iyi olduğu için bugünkü sorunları görmezden gelmek de yanlış. Benim beklentim, işe yarayan düzeni koruyup bu maçta açığa çıkan eksikleri ayıklayabilmek.
Seriler özgüven sağlayabilir; her yeni karşılaşmanın hazırlığını ise yeniden yapmak gerekir. Rakibin farklı özellikleri, maçın beklenmedik bir anda değişmesi ve son bölümlerdeki baskı, önceki sonuçlardan bağımsız cevaplar ister. Birkaç hafta iyi sonuç almak, oyun disiplininden vazgeçme hakkı vermez. Bu yenilgiyi toparlanmanın sonu saymak için erken; toparlanmanın kendiliğinden devam edeceğini düşünmek için de gerekçe yok.
Üç maçlık gol yememe dönemi de kapandı
Çaykur Rizespor'u 4-0, Hatayspor'u 3-0 ve kupada Darıca Gençlerbirliği'ni 1-0 yenen Galatasaray, önceki üç resmî karşılaşmasını gol yemeden tamamlamıştı. Karagümrük deplasmanında ise iki gol birden yedi. Bunların birinin ikinci yarının başlangıcında, diğerinin maçın son bölümünde gelmesi, benim açımdan yeniden oyuna odaklanma ve son dakikaları yönetme konularını özellikle önemli hale getiriyor.
Savunma başarısını sadece rakibin gol atamamasıyla ölçmek yerine bunun nasıl sağlandığına da bakmak isterim. Önde yapılan baskı, orta sahadaki yerleşim, geri koşular ve kalecinin müdahaleleri aynı sonucun farklı parçaları olabilir. Gol yemediğimiz günlerde de aksayan bir davranış bulunabilir. Onu önceden görebilirsek bir sonraki maçta tabelaya yansımasını engelleme şansımız artar.
Bu maçın iki golünü de tesadüf diyerek kenara bırakmak kolay, fakat yararsız. Takımın birbirine ne zaman yaklaşması, ne zaman geriye hareket etmesi ve hangi oyuncunun geride güvence oluşturması gerektiği çalışılmalı. Benim görmek istediğim savunma, yalnızca tehlike ortaya çıktığında kahramanca müdahale yapan değil, tehlikenin ortaya çıkmasını da zorlaştıran savunma.
Saracchi'nin açıklamaları: Rakibin planını bilmek, onu durdurmaya yetmedi
Saracchi maç sonrasında rakibin uzun top ve karşı atak tehdidine dikkat çekti; son paslarda ve vuruşlarda daha dikkatli olabileceklerini söyledi. Saha koşullarının ve rakibin bu ortama alışık olmasının etkisini de dile getirdi. Ayrıca kısa aralıklarla yaşadığı sakatlıkların performansını etkilediğini belirtti. Bunlar oyuncunun değerlendirmeleri; saha ölçülerine veya takımın bütün sorunlarının nedenine ilişkin bağımsız bir tespit olarak okunmamalı.
Benim için bu sözlerin önemli tarafı, rakibin temel tehdidinin tarif edilebilmesi. Uzun top ve hızlı çıkış tehlikesini biliyorsak bunu karşılayacak yerleşimin de oyunun her bölümünde korunmasını beklerim. Bir planı bilmek başka, yorgunluk ve heyecan altında uygulamak başka. Asıl çalışma, bu ikisi arasındaki mesafeyi azaltmak olmalı.
Saha koşulları futbolu etkileyebilir; fakat bundan kendi hatalarımızı ikinci plana iten bir sonuç çıkarmam. Alan dar geliyorsa pasın hızı, topsuz hareket ve pozisyon alma daha da önemli hale gelir. Oyuncunun fiziksel olarak ne kadar hazır olduğu da teknik planın parçasıdır. Bunları mazeret listesi olarak değil, hangi oyuncudan hangi görevin ne ölçüde istenebileceğini belirleyen hazırlık unsurları olarak değerlendirmek isterim.
Şampiyonluk hedefi için sakinlik de bir futbol becerisi
Galatasaray'ın 23 puanda kalması, bu maçtan puan çıkaramadığı anlamına geliyor; sezonun sonunda ne olacağını bugünden söylemiyor. Ben bir yenilgiden şampiyonluk ihtimalinin bittiği sonucunu çıkarmam. Fakat uzun bir yarışta, beraberliği son anda kaybetmenin hiç önemi yokmuş gibi davranmam da mümkün değil. Kazanmak kadar kötü giden bir karşılaşmanın zararını sınırlamak da değerli.
Beni rahatsız eden, sakinliğin bazen isteksizlikle karıştırılması. Doğru anda güvenli pas yapmak korkaklık değil; topu yeniden kazanabilecek düzeni korumak da hücumdan vazgeçmek değil. Takımın hangi riskin gerekli, hangisinin gereksiz olduğunu ayırt etmesini isterim. Son dakikada skor ararken bile oyunun temel sorumlulukları ortadan kalkmıyor.
Bu yüzden antrenmanda yalnızca gol bulma yollarının değil, farklı skorlarla son bölümlerin nasıl oynanacağının da çalışılmasını önemli görüyorum. Beraberlik yeni yakalandığında, rakip eksildiğinde veya teknik direktör saha kenarında olmadığında oyuncuların ortak bir davranış planı bulunmalı. Bunun her sonucu garanti etmeyeceğini biliyorum; ama belirsizliği azaltıp doğru karar ihtimalini artırabilir.
Göztepe hazırlığına taşınması gereken ders
Galatasaray'ın ligdeki sıradaki rakibi Göztepe. Karagümrük maçına ilişkin değerlendirme, yeni karşılaşmanın hazırlığını tüketen bir tartışmaya dönüşmemeli; hazırlığın içeriğini iyileştirmeli. Benim önceliğim, ilk ve son düdük arasında görevlerin aynı ciddiyetle korunması. Devre başlangıcındaki savunma paylaşımıyla maç sonundaki hücum güvenliği, bu yenilgiden çıkarılabilecek somut çalışma başlıkları.
Son pası ve vuruşu geliştirmek de gerekli. Ancak her eleştirinin sonunu yeni bir transfere bağlamak, mevcut takımın düzeltebileceği alanları görmezden gelmek olur. Kadro ihtiyacı ayrı değerlendirilebilir. Bugün elimizdeki oyuncuların daha doğru mesafelerle oynaması, birbirlerinin koşularını takip etmesi ve gerilimden sonra yeniden görevine dönmesi için yeni bir imza beklemek gerekmiyor.
Taraftar olarak desteğim sürer; bunun karşılığında kusursuzluk değil, öğrenme görmek isterim. Aynı riskin tekrar tekrar ortaya çıkmasına rağmen her seferinde farklı bir mazeret anlatılması beni ikna etmez. Teknik heyetin ve oyuncuların sorumluluğu, bu sonucun nedenlerini anlaşılır hale getirip bir sonraki maçta daha iyi uygulama göstermek. Verilecek en güçlü cevap, sahada görülebilecek düzeltmedir.
Sonuç: Son anda yıkıldık, ama hatayı sadece son anda aramamalıyız
Karagümrük deplasmanının hafızada kalacak görüntüsü Mevlüt Erdinç'in son golü olacak. Fakat Galatasaray'ın değerlendirmesi yalnızca o vuruştan başlamamalı. İlk yarıdaki hücum kararları, ikinci devreye giriş, değişikliklerden sonraki görev paylaşımı ve maçın gerilimiyle başa çıkma biçimi de sonucun parçaları. Tek bir pozisyona öfkelenip bütün hazırlığı incelemeden geçmek, aynı sorunun başka bir maçta yeniden karşımıza çıkmasına yol açabilir.
Benim Galatasaray'dan beklediğim, son dakikaya kadar inanmak kadar son dakikaya kadar düşünmek. Mücadele etmekten vazgeçmedik, beraberliği bulduk; fakat bu emeği puana çeviremedik. Şimdi ihtiyaç duyduğumuz şey taraftara daha büyük sözler verilmesi değil, doğru hücumla sağlam savunmanın birlikte kurulması. Bu yenilgi unutulacaksa açıklamalarla değil, sonraki maçlarda daha bilinçli ve daha kontrollü bir takım görmemizle unutulacak.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap