Galatasaray, 23 Şubat 2020’de Fenerbahçe’yi deplasmanda 3-1 mağlup ederek Kadıköy’de yirmi yılı aşan galibiyet bekleyişini bitirdi. Süper Lig’in 23. haftasında gelen bu sonuç, puanımızı 45’e taşıdı; Trabzonspor ve Sivasspor ile aynı puana ulaştık. Benim için derbinin en güçlü tarafı, geriye düştükten sonra da galibiyeti arayan bir takımın sahada kalmasıydı. Tarihî sonuç, o ısrarın sonunda geldi.
Bu karşılaşmayı yalnızca bir serinin sonu diye anlatmak, futbol tarafını eksik bırakır. Erken bulunan fırsatlar, kaçan gollerin ardından verilen tepki, Donk’un beraberliği, Falcao’nun penaltısı ve Onyekuru’nun son sözü birbirini tamamlayan bir hikâye oluşturdu. Arşive dönüp bakarken asıl ilgilendiğim, bu parçaların nasıl bir araya geldiği.
Derbinin künyesi ve Galatasaray’ın ilk on biri
- Tarih ve organizasyon: 23 Şubat 2020, Süper Lig 23. hafta.
- Stat: Ülker Stadyumu Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Spor Kompleksi.
- Hakem: Halil Umut Meler.
- Sonuç: Fenerbahçe 1-3 Galatasaray; ilk yarı 1-1.
- Galatasaray’ın ilk on biri: Muslera, Mariano, Donk, Marcao, Saracchi, Seri, Ömer Bayram, Belhanda, Feghouli, Onyekuru, Falcao.
Fatih Terim’in bu kadrosunda savunma arkasına hareketlenebilen Onyekuru ile ceza alanında bitiricilik arayan Falcao’nun birlikte bulunması dikkat çekiyor. Ben bu iki görevi birbirinden koparmam: Koşuyu gören pas olmadığında hız, doğru noktaya ulaşan top olmadığında santrforun kalitesi sınırlı kalır. Derbinin hücumlarını değerlendirirken pası verenle koşuyu yapanı birlikte konuşmak gerekir. Maç öncesindeki tercihleri ayrıca Terim’in derbi kadrosundaki değişiklikler başlığında ele aldık.
Hızlı başlangıç, kaçan fırsatlar ve Kruse’nin penaltısı
Galatasaray ilk dakikalarda Onyekuru ve Falcao ile tehlike üretti; buna rağmen ilk golü bulan Fenerbahçe oldu. Max Kruse, 21. dakikada penaltıyı gole çevirdi. İyi başladığın bir derbide geriye düşmek, oyunun psikolojik tarafını da sınar. Ben burada kaçırılan fırsatları yalnızca bitiricilik eleştirisi olarak görmüyorum; rakip kaleye tekrar gidebilme cesaretini koruyup koruyamadığın da belirleyici.
Onyekuru’nun erken koşuları, hücum için kullanılabilecek bir alan olduğunu gösteriyordu. Böyle bir durumda ilk fırsat sonuç vermedi diye aynı tehdidi tamamen terk etmek yanlış olur. Öte yandan her topu aceleyle arkaya atmak da çözüm değildir. Benim bu bölümden çıkardığım futbol dersi, rakibin zaafını ararken takımın pas bağlantılarını kaybetmemesi gerektiği. Skor gerideyken oyunu hızlandırma isteği anlaşılır; fakat hız ile telaşı ayırmak zorundasın.
Donk’un beraberliği neden önemliydi?
40. dakikada Ömer Bayram’ın kullandığı korneri Donk kafayla gole çevirdi ve devre 1-1 bitti. Galatasaray böylece soyunma odasına geride girmedi. Donk’un katkısını yalnızca savunmacının attığı sürpriz gol olarak okumam. Duran toplar, açık oyunda kaçırılan fırsatların ardından yeniden eşitlik kurabileceğin ciddi bir hücum imkânıdır.
Bu golün zamanlaması da değerliydi. İlk yarının sonuna yaklaşırken bulunan beraberlik, ikinci yarıda yeniden bir gol kovalamakla maçı kurtarmak arasındaki farkı yaratır. Bana göre takımın önündeki soru değişti: Artık yalnızca geriden gelmek değil, başladığı işi tamamlamak gerekiyordu. Donk’un ismi bu yüzden skor tabelasının yanında maçın akışında da büyük yer tutuyor.
Falcao’nun penaltısı ve son bölümdeki soğukkanlılık sınavı
İkinci yarıda Onyekuru’nun ceza alanında Jailson tarafından düşürülmesiyle penaltı kazanıldı. Falcao, 80. dakikada vuruşunu gole çevirdi: 1-2. Ardından yaşanan gerginlikte Belhanda ikinci sarı karttan, Deniz Türüç doğrudan kırmızı kartla oyun dışında kaldı. Muslera’nın Mehmet Ekici’nin serbest vuruşunu çıkarması da son bölümün kritik anlarından biriydi.
Öne geçtikten sonra maçın duygusuna kapılmak, kazanmak üzere olduğun avantajı zora sokabilir. Belhanda’nın atılmasını galibiyet geldi diye önemsiz saymam. İki takımın da eksilmesi bizim açımızdan disiplin sorununu ortadan kaldırmıyor. Aynı şekilde son dakikalardaki bir kaleci müdahalesinin değerini, üçüncü gol geldikten sonra küçültmemek gerekir. Ben derbinin başarısını, coşkuyu ve bu uyarıları aynı anda hatırlayarak değerlendirmeyi daha dürüst buluyorum.
Onyekuru son sözü söyledi: Koşunun ve ısrarın karşılığı
Uzatma bölümünde Donk’un uzaklaştırdığı topu takip eden Onyekuru, Jailson’u geride bırakıp Altay’ı geçerek üçüncü golü attı. Öncesinde değerlendiremediği fırsatlara rağmen yeniden koşuya çıkmış olması, benim açımdan bu golün en önemli yanı. Futbolda önceki hatayı zihninde taşırsan bir sonraki pozisyona geç kalabilirsin; bu hücum, denemeye devam etmenin karşılığını gösterdi.
Onyekuru’yu yalnızca son vuruşuyla değerlendirmek eksik olur. Penaltıyı kazandıran hareketi ve savunma arkasında oluşturduğu tehdit de sonuca katkı verdi. Buna karşılık kaçan fırsatları hiç konuşmamak da doğru değil. İyi bir performans değerlendirmesi, aynı futbolcuda hem etkili hareketleri hem geliştirilmesi gereken tarafları görebilmeli. Bir oyuncuyu tek pozisyonda değersizleştirmeye de tek golle kusursuz ilan etmeye de itirazım var.
Yedi galibiyetlik seri, 45 puan ve sezonun devamı
Bu derbiyle ligdeki galibiyet serisi yedi maça çıktı. Kadıköy zaferinden önce Antalyaspor, Denizlispor, Konyaspor, Kayserispor, Kasımpaşa ve Yeni Malatyaspor yenilmişti. Dolayısıyla zirve ortaklığı, tek gecelik bir sıçramanın değil, haftalardır biriken puanların sonucuydu. Derbinin ağırlığı büyük; fakat o noktaya gelmemizi sağlayan diğer maçların emeği de kaybolmamalı.
Ben bu 3-1’i Galatasaray’ın geçmişle hesabını kapatırken sezonun geleceğini yeniden açtığı bir galibiyet olarak görüyorum. 45 puana ulaşmak, şampiyonluğun kazanıldığı anlamına gelmiyordu; yarışın içinde daha güçlü durmak anlamına geliyordu. Sevinci değerli kılan da buydu: Bir yandan uzun bekleyiş sona ermiş, diğer yandan sıradaki maçın sorumluluğu büyümüştü. Bu derbiyi hafızamda özel yere koymamın nedeni, skora bu iki anlamı birlikte sığdırması.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap