Galatasaray 2020 yılını ligde lider bitiriyor; fakat yılı yalnızca bu cümleyle anlatırsak yaşanan büyük dalgalanmayı eksik bırakırız. Aynı takvim yılı içinde Kadıköy’de tarihî bir galibiyet, salgın nedeniyle duran futbol, ağır sakatlıklar, kupasız bir sezon sonu ve yeniden kurulan bir kadro var. Benim için 30 Aralık’taki tablo, rahat bir başarı hikâyesinden çok, kırılan bir düzenin tekrar toparlanma çabasını anlatıyor.
Takvim yılı ile futbol sezonunu ayırmak da önemli. Yıl sonundaki liderlik, 2019-2020 sezonunun şampiyon bitirildiği anlamına gelmiyor. O sezon altıncı sırada tamamlandı; aralıkta konuştuğumuz sıralama ise yeni sezonun devam eden yarışı. Bu iki dönemi birbirine karıştırmadan baktığımızda hem kayıpları hem toparlanmayı daha dürüst değerlendirebiliriz.
Rakamlarla yılın genel tablosu
Galatasaray 2020’de lig, Türkiye Kupası ve Avrupa Ligi elemelerinde toplam 39 resmî karşılaşmaya çıktı. Bu maçlarda 22 galibiyet, sekiz beraberlik ve dokuz yenilgi aldı; 70 gol atıp 40 gol yedi. Takım yılı kupasız kapatırken, 2019-2020 lig sezonunun 56 puan ve altıncı sırayla bitmesi en belirgin sportif kayıplardan biri oldu.
Ben bu toplamları bir başlangıç noktası sayıyorum. Çünkü aynı sayıların içinde birbirinden çok farklı dönemler bulunuyor. Düzenli kazanılan haftalarla kadronun sakatlıklar nedeniyle zorlandığı haftaları tek ortalamada eritmek, asıl sorunu görmeyi engelleyebilir. Bir sonraki yıl için ders çıkaracaksak, performansın nerede ve hangi koşullarda değiştiğine de bakmamız gerekiyor.
Kadıköy gecesinin ayrı yeri
23 Şubat’ta Fenerbahçe deplasmanında alınan 3-1’lik galibiyet, uzun yıllardır süren kazanamama serisini bitirdi. Ben bu sonucun değerini yalnızca üç puanla ölçemem. Taraftarın zihninde büyüyen bir engelin aşılması, takımın kendine güvenini de etkiler. Bununla birlikte tek bir büyük galibiyetin sezonun bütün yükünü taşımasını beklemek doğru olmaz.
O geceye dair ayrıntıları Kadıköy zaferi değerlendirmesinde ele aldım. Yıl bilançosundaki yeri ise şu: Galatasaray’ın yüksek baskı altında sonuca gidebildiğini gösterdi. Sonraki aylarda yaşanan sorunlar bu galibiyeti değersizleştirmez; bu galibiyet de sonraki sorunları görmezden gelmemize gerekçe olmaz.
Ara öncesi ve sonrası aynı Galatasaray değildi
Ligler durmadan önce takımın on maçlık yenilmezlik dizisinde sekiz galibiyet ve iki beraberlik vardı. Hazirandaki dönüşten sezon sonuna kadar oynanan sekiz lig maçında ise bir galibiyet, üç beraberlik ve dört mağlubiyet geldi. Bu keskin fark, yılın en önemli kırılmasını oluşturuyor. 14 Haziran’daki Rize maçında Muslera ve Andone’nin sakatlıkları da bu dönemin ağır başlangıcıydı.
Burada bütün nedenleri tek bir olaya bağlamak istemem. Bir kalecinin kaybı savunmayı doğrudan etkiler; ancak takımın reaksiyonu, kadro seçenekleri ve maç içindeki kararları da değerlendirilmelidir. Sakatlığı kabul etmekle sonrasındaki her hatayı açıklanmış saymak farklı şeyler. Ben geleceğe dönük asıl dersi, zorunlu değişikliklere ne kadar hazırlıklı olduğumuzda arıyorum.
Bu nedenle geniş kadroyu yalnızca oyuncu sayısıyla tanımlamam. Bir futbolcu devre dışı kaldığında onun görevini üstlenebilecek hazırlık bulunmalı. Aynı özelliklere sahip birebir yedek her zaman mümkün değildir; bazen oyun biçimini değiştirmek gerekir. Haziran ve temmuz ayları, Galatasaray’ın bu esnekliği daha güçlü kurması gerektiğini düşündürüyor.
Avrupa’da açılan kapı erken kapandı
Yeni sezonda Neftçi ve Hajduk Split engelleri aşıldı, ancak Rangers karşısındaki play-off yenilgisi Avrupa yolunu bitirdi. Lig başlangıcındaki olumlu hava ile Avrupa hedefinin erken sona ermesi aynı sonbaharın parçalarıydı. Ben bu tabloyu, yerel yarışta iyi görünen bir oyunun daha farklı rakipler karşısında ayrıca sınanması gerektiğinin hatırlatıcısı olarak okuyorum.
Avrupa karşılaşmalarında küçük bir gecikme daha pahalıya mal olabilir: Pasın yönünü geç değiştirmek, savunmanın koşuya geç cevap vermesi veya ceza alanında ikinci topu takip etmemek. Bütün bunları yalnızca fiziksel güç başlığına indirgemek istemem. Karar hızı ve oyuncuların birbirini anlaması da takımın uluslararası düzeydeki rekabetini belirler.
Trabzon’da alınan galibiyet neden değerliydi?
26 Aralık’ta Trabzonspor deplasmanı 2-0 kazanıldı. Arda Turan 44. dakikada Emre Kılınç’ın vuruşundan dönen topu tamamladı; Oğulcan Çağlayan 55’te Ömer Bayram’ın pasıyla ikinci golü attı. Oğulcan’ın pozisyonunda kaldırılan ofsayt bayrağı, VAR incelemesinden sonra gol kararına dönüştü. Yılın son maçında hem sonuç hem deplasman direnci açısından değerli bir galibiyet geldi.
Bu maçta Feghouli’nin sakatlanarak çıkması ve Ömer’in oyuna girmesi de önemli bir ayrıntıydı. Zorunlu değişikliğin ardından takımın gol üretebilmesi, yılın daha önceki bölümünde tartıştığımız esnekliğe olumlu bir örnek sundu. Ben bu katkıyı sadece asist sayısı olarak değil, maç içinde göreve giren oyuncunun düzeni devam ettirmesi olarak değerlendiriyorum.
Okan Kocuk’un yaptığı kurtarışları da skorun arkasında bırakmamak gerekir. Galibiyetin anlatısı çoğu zaman iki gol üzerinden kurulur; oysa rakibin bulduğu fırsatlarda kalenin korunması da aynı sonucun parçasıdır. Hücumdaki verim ile savunmadaki dayanıklılık birlikte gelince, zor deplasmanlardan alınan puanların değeri daha sağlam bir temele oturur.
Liderliğin ardından beklediğim yaklaşım
2020’nin sonunda zirvede olmak yeni yıl için moral veriyor. Benim beklentim, bu moralin eksikleri örten bir rahatlığa dönüşmemesi. Galatasaray’ın yıl boyunca yaşadığı değişimler, iyi gidişin ne kadar hızlı bozulabileceğini gösterdi. Kadro hazırlığı, maç içi disiplin ve farklı oyunculardan katkı alma becerisi sürekli korunmalı.
Bu yüzden yılı ne sadece Kadıköy sevinciyle ne yalnızca yazdaki kayıplarla hatırlamak isterim. Hepsi aynı hikâyenin içinde. Galatasaray aralıkta yeniden güçlü bir yarışın içinde olduğunu gösterdi; bundan sonraki görev, bu çıkışı devamlılığa çevirmek. Ben taraftar olarak yeni yıla umutla bakıyorum, ama umudun sahada her hafta yeniden kazanılması gerektiğini de unutmuyorum.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap