Galatasaray’ın 28 Mayıs 2020 itibarıyla önündeki hesap açıktı: Süper Lig’de sekiz maç kalmıştı, lider Trabzonspor 53 puandaydı ve sarı kırmızılı takım üç puan geriden geliyordu. Hedef, üst üste üçüncü ve toplamda 23. lig şampiyonluğuydu. Bu hedefi güçlü biçimde sahipleniyorum. Ancak araya giren uzun duraklamadan sonra aynı takımı aynı form düzeyinde bulacağımızı varsaymak yerine, yeniden başlamanın kendine özgü güçlüklerini konuşmak gerektiğini düşünüyorum.
O gün takım, bir günlük aranın ardından çift antrenmanla hazırlıklarını sürdürecekti. Ligin 12 Haziran’da yeniden başlaması planlanıyordu. Dolayısıyla konu artık yalnızca maçların dönmesini beklemek değildi; sınırlı hazırlık süresini sahadaki rekabete çevirmekti. Şampiyonluk sözü taraftara heyecan verir, fakat o sözün karşılığı antrenmandan maç içindeki son tercihe kadar uzanan ayrıntılarda bulunur.
50 puanın anlamı: Yarışın içinde olmak
Galatasaray üçüncü sıradaydı. Liderle aradaki üç puan, yarışın hâlâ yakın olduğunu gösteriyordu. Fakat yalnızca liderin sonucunu bekleyen bir takım hâline gelmek istemem. Sekiz karşılaşmanın toplam puan değeri 24’tü; kendi maçlarımızda üreteceğimiz sonuçlar, rakiplerden gelecek haberlerden daha fazla kontrol edebileceğimiz alandı.
Bu hesapta beraberliğin bedeli de büyüyordu. Galibiyet yerine bir puan aldığınızda, o maçtan kazanabileceğiniz iki puanı geride bırakıyorsunuz. Elbette her karşılaşmanın şartı farklı; zor bir deplasmanda alınan puanın değeri küçümsenemez. Yine de kısa kalan bir yarışta sürekli “yenilmedik” diyerek hedefe yaklaşmak kolay değil. Ben Galatasaray’dan, riski doğru zamanda alan bir kazanma iradesi beklerim.
Uzun aradan dönüşte antrenman ile maç aynı şey değil
Dönemin haberlerinde oyuncuların bireysel çalışmalar sonrasındaki fizik durumunun teknik heyeti memnun ettiği aktarılıyordu. Falcao, Ömer Bayram ve Onyekuru da olumlu değerlendirilen isimler arasındaydı. Bunu sevindirici bir hazırlık haberi olarak okurum. Ancak resmî maç temposunun bütün cevaplarını, antrenmana ilişkin olumlu izlenimlerden çıkarmam.
Bir pas çalışmasında doğru yere gitmekle, rakibin baskısı altında aynı pası doğru şiddetle vermek farklı sınavlar. Savunma çizgisinin birlikte hareket etmesi, top kaybından sonra ilk tepkinin verilmesi, ceza alanına giren oyuncunun zamanlaması maç içinde sürekli değişen koşullara bağlı. Ben yeniden başlangıcın en kritik bölümünü, bu ortak alışkanlıkların ne kadar çabuk geri kazanılacağında görüyorum.
Bu yüzden ilk maçta her şeyin kusursuz görünmesini beklemek yerine, oyundaki bağlantıları izlerim. Takımın boyu uzuyor mu? Hücumcularla orta saha arasında gereksiz mesafe oluşuyor mu? Bir futbolcu baskıya çıktığında arkasındaki alan kapanıyor mu? Skoru etkileyen pek çok ayrıntı, televizyon ekranında ilk bakışta göze çarpmayan bu mesafelerde saklı.
Aradan önceki savunma gücü korunmalı
Galatasaray’ın 26 haftada 20 gol yediği savunma tablosu, yeniden başlangıç için değerli bir dayanak oluşturuyordu. Ben bu gücün bozulmasını istemem. Ancak az gol yemenin, otomatik olarak her maçı kazandırmadığını son iki lig karşılaşması zaten göstermişti: Sivasspor deplasmanında 2-2, Beşiktaş karşısında 0-0.
Şampiyonluk yarışında savunma güvenliği ile hücum cesaretini birbirinin düşmanı gibi sunmayı doğru bulmuyorum. Hücum sırasında geride doğru yerleşirseniz daha fazla ikinci top kazanabilir, rakibi yeniden baskı altında tutabilirsiniz. Böylece savunma tedbiri oyunu yavaşlatan bir yük olmaktan çıkar, hücumun devamını sağlayan bir unsur hâline gelir. Benim aradığım denge tam olarak bu.
Falcao ve Onyekuru için doğru servis
Falcao’dan gol, Onyekuru’dan koşu beklemek doğal. Ama beklentiyi yalnızca oyuncunun bireysel becerisine bırakınca takımın sorumluluğunu eksik konuşmuş oluruz. Falcao ceza alanında doğru yerdeyse topun oraya zamanında gelmesi gerekir. Onyekuru savunma arkasına hareketleniyorsa pası veren futbolcunun başını doğru anda kaldırması gerekir. Hücum, bu iki kararın buluşmasıyla değer kazanır.
Ben özellikle hücumun tek seçeneğe sıkışmamasını önemserim. Rakip geriye çekildiğinde sürekli savunma arkasına pas denemek top kaybı üretebilir. Rakip öne çıktığında da gereğinden fazla hazırlık pası fırsatı ortadan kaldırabilir. Kalan haftalarda rakibe ve skora göre değişebilen bir oyun, aynı hareketi daha fazla tekrarlamaktan daha anlamlı olur.
Gelecek sezon gündemi bugünün hedefini gölgelememeli
Mayıs sonunda yeni sezon planlaması da gündemdeydi. Yerli ve genç oyunculara yönelme, yüksek maliyetlerden kaçınma ve kiralık futbolcuların geleceği üzerine haberler çıkıyordu. Bu başlıkların tartışılmasını normal buluyorum. Yine de adı geçen her futbolcuyu tamamlanmış transfer gibi yazmak ya da mevcut oyuncuların geleceğine ilişkin haberleri kesin karar saymak doğru olmaz.
Yönetim gelecek sezonu düşünürken teknik ekibin bugünkü kadroyla yarışması gerekiyor. Ben bu iki işi birbirine karıştırmadan yürütebilen kulüp düzenini önemserim. Takımda kalan oyuncunun önündeki sekiz maça ilişkin görevi açık olmalı; dışarıda konuşulan ihtimaller, içerideki günlük sorumluluğun yerine geçmemeli. Planlama yapmakla devam eden sezonu erkenden kapatmak aynı şey değil.
Şampiyonluk hedefini sahaya taşıyacak ölçü
Benim 28 Mayıs tablosundan çıkardığım sonuç, Galatasaray’ın yarışın güçlü biçimde içinde olduğudur. Üç puanlık fark ulaşılmaz değildi; ancak geçmiş başarılarımızın bize fazladan puan kazandırmayacağı da açıktı. Yeniden başlayacak bölüm, hazırlık kalitesini, kadro kullanımını ve maç içindeki kararları tekrar sınayacaktı.
Galatasaraylı olarak hedefimi küçültmem: Şampiyonluk isterim. Fakat bunu yalnızca yüksek sesle söylemenin yetmediğini de bilirim. Topu gereksiz kaybetmediğimiz, fırsat geldiğinde doğru tercihi yaptığımız, geriye düştüğümüzde düzenimizi kaybetmediğimiz bir takım görmek isterim. Sekiz haftalık yarışın benim için gerçek karşılığı, bu işlerin her maçta yeniden yapılmasıdır.



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap