Galatasaray, Süper Lig’de 26 hafta sonunda kalesinde gördüğü 20 golle savunma performansında öne çıkıyordu. 17 Mart 2020 itibarıyla ligde en az gol yiyen takım olmamız değerliydi. Fakat ben bu rakamı tek başına bir övgü cümlesine dönüştürmek istemiyorum. Aynı dönemde Sivasspor ve Beşiktaş karşılaşmalarından iki beraberlikle ayrılmıştık. Demek ki sağlam savunma yarışın önemli dayanağıydı; kazanmak için gerekenlerin tamamı değildi.

Asıl soru şu: Bu savunma başarısının ne kadarı rakibi kaleden uzak tutmaktan, ne kadarı Muslera’nın kritik müdahalelerinden geliyordu? Topu kazandıktan sonra hücuma ne kadar iyi çıkabiliyorduk? Rakamları son iki maçın somut pozisyonlarıyla birlikte okuyunca, hem takdir edilmesi hem geliştirilmesi gereken taraflar daha görünür oluyor.

26 haftanın savunma tablosu

Takımın 26 lig maçında yediği 20 gol, karşılaşma başına yaklaşık 0,77 gole karşılık geliyor. Muslera ise görev yaptığı 25 lig maçında 19 gol yemişti; onun maç başına ortalaması 0,76 idi. Bunlar toplamların maç sayısına bölünmesiyle elde edilen basit ortalamalar. Kaç net fırsat verildiğini veya kaleye gelen şutların zorluk derecesini tek başlarına ölçmüyorlar.

  • Takımın lig maç sayısı: 26.
  • Takımın yediği gol: 20.
  • Muslera’nın görev aldığı lig maçı: 25.
  • Muslera’nın yediği gol: 19.
  • Son iki lig sonucu: Sivasspor ile 2-2, Beşiktaş ile 0-0.

Galatasaray son on lig maçında yenilmemişti. Bu devamlılık, bir haftalık iyi sonucun ötesinde bir direnç gösteriyordu. Yine de yenilmezliği yalnızca maç sayısıyla anlatmak eksik kalır. Galibiyetle beraberliğin puan karşılığı aynı değil. Savunmanın kurduğu güveni hücumda değerlendiremediğimizde, yenilmeyen takım olarak kalırken yarışta istediğimiz hızda ilerleyemeyiz.

Mariano, Donk, Marcao ve Saracchi’nin dengesi

Savunma hattında Mariano, Ryan Donk, Marcao ve Marcelo Saracchi öne çıkan isimlerdi. Ben bu dörtlüyü değerlendirirken yalnızca rakibin atağını kimin kestiğine bakmam. Beklerin hücuma katıldığı anda stoperlerin yerleşimi, orta sahanın onlara verdiği destek ve topun kaybedildiği bölge de savunma kalitesinin içinde.

Bir bek ileri çıktığında arkasındaki alanın nasıl paylaşılacağı önceden bilinmeli. Stoper kenara açılmak zorunda kalıyorsa merkezdeki boşluğu başka bir oyuncu kapatmalı. Aksi hâlde iyi bireysel savunmacılarınız olsa bile rakip tek pasla uygun eşleşmeyi bulabilir. Bu nedenle 20 gollük tabloyu yalnızca dört futbolcuya yazmayı da, bütün kusurları onların üzerinde aramayı da doğru bulmuyorum.

Sivas’ta Muslera’nın kurtarışı skoru korumaya yetmedi

8 Mart’taki Sivasspor deplasmanında erken geri düşmüştük. Hakan Arslan’ın yedinci dakikadaki golüne Falcao 14’te karşılık verdi; Feghouli 37’de bizi öne geçirdi. İki hücumcumuz birbirinin golünü de hazırladı. İlk yarıyı 2-1 üstün bitirmemize rağmen karşılaşma aynı skorla tamamlanmadı.

59. dakikada Emre Kılınç’ın penaltısını Muslera çıkardı, fakat dönen topu yine Emre tamamladı ve skor 2-2 oldu. Bu pozisyon benim için savunma değerlendirmesinin çarpıcı örneklerinden biri. Kalecinin ilk müdahaleyi yapması, tehlikenin sona erdiği anlamına gelmiyor. İkinci topun kontrolü de aynı pozisyonun devamı. Sorumluluğu yalnızca penaltı anına sıkıştırırsak savunmanın tamamını konuşamayız.

Maçın uzatma bölümünde Muslera, önce içeri çevrilen topa müdahale etti, ardından Claudemir’in vuruşunu da durdurdu. Dolayısıyla beraberliğin içinde kalecimizin koruduğu bir puan da vardı. Ben Sivas maçına bakınca, gol yememe ortalamasından önce bu ayrıntıları hatırlamak gerektiğini düşünüyorum. Savunma bazen rakibe hiç fırsat vermemek, bazen de verilen fırsatta son engelin ayakta kalmasıdır.

Beşiktaş karşısında sıfır gol, sıfır tehlike demek değildi

15 Mart’ta Türk Telekom Stadyumu’nda seyircisiz oynanan Beşiktaş derbisi 0-0 bitti. Muslera, ikinci yarıda Burak Yılmaz’ın yerden gönderdiği topun ardından N’Koudou ile karşı karşıya kaldığı pozisyonda önemli bir kurtarış yaptı. Skorborddaki sıfırın arkasında, sonucu değiştirebilecek kadar tehlikeli bir an bulunuyordu.

Öte yandan bizim de maçı kazanabileceğimiz fırsatlar vardı. Ömer Bayram’ın serbest vuruşunda Falcao’nun kafası dışarı gitti. Daha sonra Marcao’nun derin pasıyla gelişen atakta Ömer’in şutunu Karius çıkardı; dönen topu Feghouli değerlendiremedi. Son bölümlerde Onyekuru da uzak köşeyi bulamadı. Savunmanın koruduğu eşitlik, hücumdaki bu fırsatlardan biri gol olsaydı çok farklı konuşulacaktı.

Ben burada iki tarafı birlikte tartıyorum. Rakibi golsüz tutmak takdiri hak ediyor; fakat evimizde kazanmak istediğimiz maçta bitiricilik sorusunu ortadan kaldırmıyor. Her puan kaybını savunmaya bağlamak nasıl haksızlıksa, az gol yediğimiz için hücumdaki eksikliği önemsiz saymak da aynı ölçüde yanıltıcı olur.

Benim için iyi savunmanın bir sonraki adımı

Galatasaray’ın savunma gücünü daha değerli kılacak şey, top kazanıldıktan sonraki ilk iki pasın kalitesi. Rakip hücumdayken bıraktığı alanı kullanabilirsek savunma yalnızca tehlikeyi uzaklaştıran bölüm olmaktan çıkar, kendi fırsatımızın başlangıcına dönüşür. Ancak her kazanılan topu aceleyle ileri yollamak da çözüm değil. Bazen geçiş, bazen kısa pasla kontrol doğru tercihtir.

Gençlerbirliği karşısındaki 3-0’lık galibiyet, gol yemeden kazanmanın puan tablosuna nasıl daha güçlü yansıdığını gösteren yakın bir örnekti. Son iki beraberlik ise aynı savunma güveninin her zaman üç puan üretmediğini hatırlattı. Ben 17 Mart tablosunda güçlü bir temel görüyorum; o temelin üzerine daha etkili hücum kararları koyma ihtiyacını da görüyorum.

Muslera’nın hakkını teslim edelim, savunma hattının sürekliliğini de küçümsemeyelim. Ama Galatasaray’ın hedefini yalnızca yenilmemeye indirmeyelim. Benim istediğim takım, kalesini korumanın verdiği cesaretle rakip kalede daha doğru tercihler yapan takım. Savunmadaki bu değerli rakamlar, ancak o zaman bütün oyunun gücüne dönüşür.