Galatasaray’ın futbola dönüş gecesi, beklediğimiz başlangıcın çok uzağında kaldı. 14 Haziran 2020’de Çaykur Rizespor’a deplasmanda 2-0 yenildik. Muslera’nın ambulansla sahadan ayrılması, ardından Andone’nin de sakatlanması, skordan daha ağır bir üzüntü yarattı. Galatasaraylı olarak puan kaybına elbette kızıyorum; ama bu maçın ilk cümlesini futbolcularımızın sağlığına ayırmak istiyorum. Böyle bir gecede insanın aklı yalnızca puan tablosunda kalmıyor.

Süper Lig’in 27. haftasındaki karşılaşma Çaykur Didi Stadyumu’nda oynandı. Milan Skoda 42. dakikada, Tunay Torun 53. dakikada gol attı. Galatasaray 50 puanda kaldı ve ligin ikinci yarısındaki ilk mağlubiyetini aldı. Uzun aranın ardından sahaya dönmenin zorluğu konuşulabilir; fakat maçın içinde yaşananları ayrıntılarıyla görmeden sonucu yalnızca buna bağlamak eksik olur.

Erken uyarılar ve Muslera’nın sakatlığı

Karşılaşmanın hemen başında Feghouli’nin geri pasında Skoda araya girdi; istediği vuruşu yapamayınca Muslera topu kontrol etti. Bu erken tehlike, geriden oynarken hata payının ne kadar dar olduğunu gösteriyordu. Topa sahip olma niyeti değerli olabilir; ancak pasın yönü ve şiddeti doğru değilse rakibe kaleye en kısa yolu biz açmış oluruz.

15. dakika civarında Skoda ile mücadelesinin ardından Muslera yerde kaldı. Oyun uzun süre durdu, kaptanımız hastaneye götürüldü ve Okan Kocuk 24. dakikada kaleye geçti. Aynı gece aktarılan ilk tetkik bilgileri, Muslera’nın sağ bacağındaki tibia ve fibula kemiklerinde kırık bulunduğunu gösteriyordu. Burada bir dönüş süresi tahmini yapmıyorum; yaşananın ciddiyeti zaten yeterince açıktı.

Ben bu anın takım üzerindeki etkisini görmezden gelemem. Yıllardır güven veren kalecinizin böyle ayrılması sıradan bir oyuncu değişikliği değildir. Bununla birlikte, kalan bölümde sahada olan futbolcuların yeni kaleciyi koruyacak düzeni kurması da gerekiyordu. Okan’dan bir anda Muslera’nın bütün alışkanlıklarını taşımasını beklemek yerine, önündeki savunmanın yükünü paylaşmasını beklerim.

Kurtarılan penaltı, tamamlanan ikinci top

Samudio’nun ceza alanında yerde kaldığı pozisyonda hakem Yaşar Kemal Uğurlu penaltı kararı verdi. Skoda’nın 42. dakikadaki vuruşunu Okan çıkardı; fakat dönen topu yine Skoda tamamladı. İlk yarı böylece 1-0 sona erdi. Kalecimizin ilk müdahalesi başarılıydı, ancak pozisyon ikinci vuruşla devam etmişti.

Bu golü değerlendirirken yalnızca penaltının kendisine takılıp kalmam. Kurtarıştan sonra oyunun devam ettiği gerçeği, savunma oyuncularının da aynı anda hazır olmasını gerektiriyor. Futbolda bir tehlikenin ilk bölümünü çözmek, bütün pozisyonu çözmek anlamına gelmiyor. Okan’ın müdahalesinin takıma nefes aldırabilecek değeri, ikinci topun ağlara gitmesiyle kayboldu.

Devre arasındaki iki hamle

İkinci yarıya Ahmet Çalık yerine Andone, Ömer Bayram yerine Emre Akbaba ile başladık. Andone kısa süre içinde Saracchi’nin ortasına kafayla vurdu, top dışarı çıktı. Ben bu değişiklikleri, geride olduğumuz maçta ceza alanındaki tehdidi ve hücum bağlantısını artırma arayışı olarak okuyorum. Fakat daha fazla hücumcu kullanmak, gerideki paylaşımı daha az önemli hâle getirmez.

53. dakikada Melnjak’ın ortasından seken top Tunay Torun’a geldi; vuruşunda fark ikiye çıktı. Hemen sonraki bölümde Feghouli’nin hazırladığı fırsatta Onyekuru kaleyi yokladı, Tarık Çetin müdahale etti. İkinci golün ardından bulduğumuz bu fırsatın değerlendirilmesi maçı yeniden açabilirdi. Olmadı; kalan sürede hem skoru hem artan aceleyi yönetmek zorunda kaldık.

Benim burada gördüğüm sorun, yalnızca son vuruş değil. Geriden gelirken her hücuma “hemen gol” baskısıyla bakmak, pas kararlarını da bozabiliyor. Bir golün maçı değiştireceği doğru; ancak o gole ulaşmak için topu doğru yere ve doğru zamanda taşımak gerekiyor. Hücum kalabalığıyla hücum düzeni arasındaki fark, böyle anlarda daha belirgin oluyor.

Andone’nin çıkışı ve daralan seçenekler

İkinci yarının ortalarında Andone, kaleci Tarık Çetin ile yaşadığı pozisyonun ardından oyuna devam edemedi. Sedye ile kenara alındı; yerini Belhanda’ya bıraktı. Devre arasında hücumu güçlendirmek için kullanılan bir seçeneğin kısa süre sonra zorunlu olarak kaybedilmesi, teknik ekibin planını bir kez daha değiştirdi.

Maçın bitimine doğru Lemina’nın kafa vuruşunu ve Emre Akbaba’nın şutunu da Tarık Çetin durdurdu. Galatasaray gol aramayı bırakmadı; fakat bu fırsatlar sonucu değiştirmedi. Ben değerlendirmeyi “hiç pozisyon bulamadık” noktasına götürmem. Daha doğru soru, bulduğumuz fırsatların neden düzenli bir baskıya ve gole dönüşmediğidir.

Rize’deki kayıp sonraki maça da taşındı

Donk gördüğü sarı kartla Gaziantep FK karşılaşması öncesinde cezalı duruma düştü. Adem Büyük ise son bölümde ikinci sarı karttan oyun dışı kaldı. Sakatlıkların yanında disiplin kaynaklı eksikler de oluştu. Böylece Rize gecesi, yalnızca o gün kaybedilen üç puanla sınırlı kalmadı; bir sonraki maçın kadro seçeneklerini de etkiledi.

Kalan sekiz haftaya yönelik şampiyonluk hesabında kadro sürekliliğinin önemini konuşuyorduk. İlk maçta yaşananlar, bu sürekliliğin ne kadar çabuk bozulabileceğini gösterdi. Ben zorlu bir gecenin ardından ilk iş olarak suçlu aramak yerine, elde kalan kadroyla görevleri yeniden netleştirmeyi ve gereksiz eksilmelerin önüne geçmeyi önemserim.

Rizespor 2-0’lık sonucu aldı; bizim önümüzde ise hem futbol hem moral açısından toparlanma işi kaldı. Muslera ve Andone’ye geçmiş olsun dilemek, oyundaki hataları konuşmaya engel değil. İkisini aynı anda yapabiliriz. Galatasaray’ın ihtiyacı, yaşadığı üzüntüyü küçümsemeden sahadaki sorumluluğunu da unutmayan bir duruştu.