19 Mayıs 2019 akşamı Galatasaray, Başakşehir’i 2–1 yenerek ligdeki 22. şampiyonluğunu ilan etti. Kaledeki isim yine Fernando Muslera’ydı. Uruguaylı futbolcu için bu, sarı kırmızılı formayla beşinci lig şampiyonluğu anlamına geliyor. Sekiz sezon önce yeni kurulan bir takımın yeni kalecisi olarak İstanbul’a gelen Muslera, artık birden fazla başarılı kadronun ortak isimlerinden biri. Önündeki stoperler, hücum hattı ve teknik ekipler değişirken onun kalede bulunması, kulübün yakın dönemine belirgin bir süreklilik kazandırdı.

Muslera’yı özel kılan yalnızca büyük kurtarışların sayısı değil. İlk sezonundaki uyum sürecinden şampiyonluk belirleyen karşılaşmalara, Avrupa deplasmanlarından penaltı atışlarına kadar farklı sınavlardan geçti. Kalecilikte güven, her hafta yeniden kurulması gereken bir ilişki. Taraftar geçmişte yapılan kurtarışları hatırlar, fakat maç başladığında yeni topun da çıkarılmasını bekler. Muslera’nın Galatasaray’daki yerini anlamak için bu beklentinin nasıl oluştuğuna, belirli maçların içinden bakmak gerekiyor. Hikâye henüz sürüyor; şimdiden birikenler ise kapsamlı bir futbol portresi sunuyor.

Şampiyon bir millî takımdan yeni bir başlangıca

2011 yazında Lazio’dan transfer edilen Muslera, İstanbul’a Uruguay’ın Copa América zaferinin ardından geldi. Bir yıl önce Dünya Kupası’nda yarı final oynayan millî takımın da kalecisiydi. 8 Ağustos 2011’de GSTV’ye verdiği röportajda Fatih Terim ve kaleci antrenörü Claudio Taffarel ile çalışmanın önemini anlattı. Arjantin karşısındaki Copa América performansı da söyleşinin başlıkları arasındaydı. Galatasaray’a yalnızca gelecek vadeden bir isim değil, millî takımda ciddi turnuva deneyimi kazanmış bir kaleci geliyordu.

Yine de uluslararası başarı, yeni ligdeki başlangıcı kendiliğinden kolaylaştırmadı. Muslera ilk sezonun üçüncü haftasında Karabükspor karşısında kırmızı kart gördü. Ardından kalede yeniden düzenli görev alarak uyumunu sahada kurdu. Ujfalusi ile Semih Kaya’nın merkezde yer aldığı, beklerde Eboue ve Hakan Balta’nın oynadığı savunmanın arkasında çalışıyordu. Bu oyuncuların birbirlerini tanıması, kalecinin ne zaman çıkacağını ve stoperlerin hangi alanı kapatacağını belirleyen ortak alışkanlıklar oluşturdu. Takımın savunma gücü, bireysel reflekslerle bu uyumun birleşmesinden doğdu.

Taffarel ile ilişkisinin ayrıca dikkat çekici bir tarafı vardı. Galatasaray’ın 2000’deki Avrupa başarılarının kalecisi, bu kez yeni kalecinin antrenörüydü. Muslera ilk söyleşisinde onun vereceklerini öğrenmeye açık olduğunu belirtiyordu. Millî takımda başarı kazanmış bir futbolcunun yeni çalışma ortamında öğrenmeye devam etmesi, ilk sezonun gelişimini anlamak açısından değerli. Kalecilikte ülkeden ülkeye değişen yalnız şutların sertliği değildir; savunmanın yüksekliği, ortaların sıklığı ve topun oyuna hangi hızda sokulacağı da değişir. Muslera’nın çevikliğini Galatasaray’ın ihtiyaçlarıyla buluşturan çalışmalar, bu farklılıkları ortak bir düzene dönüştürmeye hizmet ediyordu.

İlk sezonun iki farklı sıfırı

2012 baharında Muslera’nın gol yemediği maçlar dikkat çekmeye başladı. Kulübün 1 Nisan tarihli değerlendirmesi, o aşamada ligde 15 karşılaşmayı gol yemeden tamamladığını kaydediyordu. Mersin İdman Yurdu karşısında André Moritz’in penaltısını çıkarması da bu dönemin somut örneklerinden biriydi. Galatasaray hücumda istediğini bulamadığında, kalesini kapalı tutması puanın tamamen kaybolmasını önleyebiliyordu. Bu katkı, farklı kazanılan maçlardaki gösterişli hücum performansları kadar değerliydi.

8 Nisan’da Manisaspor deplasmanındaki 4–0’lık galibiyette ise kalenin iki ucunda birden iz bıraktı. Kendi ağlarını yine korudu; karşı kaleye penaltıdan gol attı. Maç kaydı, normal sezonun sonunda gol yemeden tamamladığı karşılaşma sayısının 16’ya çıktığını gösteriyor. Kalecinin penaltı için ileri gidişi, taraftarın hatırlayacağı eğlenceli görüntüydü. Arkasındaki esas başarıysa haftalar boyunca biriken savunma istikrarıydı. Normal sezon liderliği, bu istikrarla hücumdaki üretimin birlikte yükselmesinden çıktı.

Kadıköy’de şampiyonluk kapısını kapatmak

12 Mayıs 2012’de Fenerbahçe ile oynanan Süper Final’in son karşılaşması, başka tür bir kalecilik sınavıydı. Galatasaray’a beraberlik yetiyordu. Böyle bir durumda takımın bütün kararları skorun ağırlığından etkilenir: Risk almak mı, topu korumak mı, baskıyı nerede karşılamak mı? Muslera’nın görevi bu kararların en gerisinde hata payını daraltmaktı. Anadolu Ajansı’nın aynı günkü haberi, özellikle ikinci yarıdaki Fenerbahçe baskısına karşı yaptığı kurtarışlara dikkat çekiyor.

Maç 0–0 bitti ve Galatasaray şampiyon oldu. Muslera’nın ilk sezonu, yalnızca iyi istatistiklerle değil, doğrudan şampiyonluğu belirleyen bir karşılaşmada kaleyi kapatmasıyla tamamlandı. Manisa’daki rahat galibiyet ile Kadıköy’deki gerilimli beraberlik aynı sonucu, gol yememeyi içeriyordu; fakat maçların kaleciden istedikleri farklıydı. Birinde hücumdaki üstünlüğün arkasını korudu, diğerinde rakibin maçı çevirmek için yükselttiği baskıya dayandı. İlk yılın güveni, bu farklı durumların ikisinde de görevini sürdürebilmesinden oluştu.

Schalke deplasmanında kurtarıştan hücuma

12 Mart 2013’te Galatasaray, Schalke’yi deplasmanda 3–2 yenerek Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale yükseldi. Hamit Altıntop, Burak Yılmaz ve Umut Bulut’un golleri kadar, ikinci yarıdaki Alman baskısına direnilmesi de önemliydi. UEFA’nın maç anlatımı, Muslera’nın Michel Bastos karşısındaki müdahalelerini ve son golün gelişimindeki rolünü kaydediyor. Kalecinin görevi burada topu durdurmakla bitmedi; kazanılan topun yeni bir hücuma dönüşmesine de katkıda bulundu.

Umut’un uzatmada attığı golün başlangıcında Muslera vardı. Ardından Selçuk İnan’ın pası geldi ve Galatasaray son vuruşla turu kesinleştirdi. Bu akış, onun oyununu değerlendirirken yalnız kurtarış görüntülerine bakmanın eksik kalacağını gösteriyor. Baskı altındaki bir takım topu aldığında hemen uzun vurabilir veya doğru çıkışı bekleyebilir. Muslera’nın başlattığı atak, savunmadan hücuma geçişin sonucu nasıl değiştirebildiğini somutlaştırdı. Aynı maçta iki gol yemiş olması, kritik anlardaki katkısını silmedi; kaleciliğin değeri yalnız tabeladaki toplamdan ibaret değildi.

Dördüncü yıldız ve Konya’daki penaltılar

Galatasaray 2014–2015 sezonunda 20. lig şampiyonluğuna ulaşarak formasına dördüncü yıldızı ekledi. Muslera, 2012 ve 2013’ten sonra üçüncü kez lig zaferi yaşıyordu. Kulübün 25 Mayıs 2015 tarihli duyurusu, Beşiktaş karşısındaki 2–0’lık galibiyetin ardından gelen şampiyonluğu ilan ediyordu. İlk sezonun savunma kadrosu değişmişti; buna rağmen kalede aynı futbolcu bulunuyordu. Kalecinin sürekliliği, takımın yeniden kurulma dönemlerinde en geride tanıdık bir dayanak sağladı.

13 Ağustos 2016’da Beşiktaş ile oynanan Süper Kupa ise farklı bir final sundu. Normal süre golsüz, uzatmalar 1–1 tamamlandı; Galatasaray penaltı atışlarını 3–0 kazandı. Kulübün final haberi, Atiba’nın atışını kurtaran Muslera’nın kupayı kesinleştirdiğini anlatıyor. Birkaç saniyelik kararlar bu kez karşılaşmanın sonucunu belirledi. Muslera’nın bekleyişi, yön seçimi ve müdahalesi, takım arkadaşlarının başarılı vuruşlarıyla birleşti. Kalecinin bütün takımın önüne çıktığı anlardan biriydi; yine de kupa, vuruşları gole çeviren oyuncularla ortak kazanıldı.

Kupa finallerinin dışındaki katkıları da aynı derecede somuttu. 2016 sonbaharındaki Gençlerbirliği deplasmanında Galatasaray, Bruma’nın golüyle 1–0 kazandı. Kulübün maç anlatımı, Muslera’nın 54. dakikadaki müdahalesini ve 80’de İrfan Can’ın sağ çaprazdan şutunu çıkarmasını öne çıkarıyordu. Dar farkla götürülen böyle bir maçta kaleci, hücum oyuncusunun tek golünü üç puana dönüştüren son korumayı sağladı. Takımın her deplasmanda çok sayıda gol atması mümkün değildi; bazı haftalar kazanmanın yolu, bulunan bir golü korumaktan geçiyordu.

Ankara’daki bu karşılaşma ile Konya finalini yan yana koyunca, Muslera’nın farklı ölçeklerdeki katkısı görülüyor. Birinde kupa için son vuruşlarla karşı karşıyaydı, diğerinde uzun lig yolculuğunun tek bir haftasını oynuyordu. Fakat golün değeri her iki durumda da büyüktü. İrfan Can’ın denemesinde zamanında yer almak, bütün sezonu tek başına açıklamaz; o gün kazanılan puanın nasıl korunduğunu açıklar. Taraftarın kalecisine duyduğu güven de yalnız büyük finallerden değil, bu tür sıradan görünen haftalarda tekrar tekrar yaptığı müdahalelerden besleniyordu.

Değişen kadroların ortak kalecisi

2017–2018 şampiyonluğu, Muslera’nın Galatasaray’daki dördüncü lig zaferiydi. 2011’de birlikte başladığı oyuncuların önemli bölümü artık kadroda değildi. Hücumda Gomis, kanatlarda Rodrigues ve Feghouli gibi farklı isimlerle yeni bir yapı oluşmuştu. Kaleci açısından bunun anlamı, yalnız savunmanın değil, bütün takımın top kaybı ve baskı alışkanlıklarının değişmesiydi. Galatasaray’ın önde çoğaldığı anlarda geride hangi boşlukların bırakıldığını okumak, çizgide yapılacak kurtarıştan önce gelen bir işti. Muslera’nın deneyimi, bu yeniden tanışma sürecini kolaylaştıran unsurlardan biri oldu.

Kulübün 2018 şampiyonluğu sonrasındaki değerlendirmesi, o tarihte Galatasaray ile kazandığı resmî kupa sayısını 11 olarak veriyordu. Bu birikim, lig şampiyonluklarının yanı sıra Türkiye Kupası ve Süper Kupa başarılarını da kapsıyordu. Farklı organizasyonlarda benzer sorumluluklar almak, bir oyuncunun takım içindeki ağırlığını artırır. Muslera’nın tecrübesi yalnız geçmişte kazanılan madalyalardan oluşmuyordu; farklı final gerilimleri, deplasmanlar ve sezon sonu yarışları hakkında sahada edinilmiş bir bilgi taşıyordu.

19 Mayıs 2019: Beşinci şampiyonluğun kalesi

Başakşehir karşılaşması bu birikime yeni bir sayfa ekledi. Dokuzuncu dakikada Bajić karşısında açıyı kapatıp gole izin vermeyen Muslera, aynı oyuncunun 17. dakikadaki kafa vuruşunda mağlup oldu. 19 Mayıs tarihli maç raporu, ikinci yarıda Feghouli ve Onyekuru’nun golleriyle gelen dönüşü kaydediyor. Galatasaray geriden geldi, kazandı ve son haftaya girilmeden şampiyonluğu kesinleştirdi. Muslera’nın önünde bu defa Luyindama ile Marcao vardı; ilk yılından oldukça farklı bir savunmanın arkasında aynı hedef için oynuyordu.

20 Mayıs sabahında onun Galatasaray yolculuğunu değerlendirirken en güçlü sözcük süreklilik. Bu, her maçta kusursuz olmak anlamına gelmiyor. Kırmızı kartla, yenilen golle veya zor geçen bir dönemle karşılaştığında yeniden kaleye dönüp sorumluluk alabilmek anlamına geliyor. 2012’de Kadıköy’de kapanan kale, 2013’te Schalke baskısına direnen takım, 2016’daki penaltılar ve dün akşamki şampiyonluk aynı futbolcunun farklı sınavları. Muslera bu sınavların içinden geçerek taraftarın güvenini kazandı. Galatasaray’daki hikâyesi bugün de o güvenin üzerinde ilerliyor.

Kapak fotoğrafı: Fernando Muslera, 2016 Süper Kupa zaferinin ardından. Kaynak: Anadolu Ajansı. Arşiv fotoğrafı