Bülent Eken’in Galatasaray tarihindeki yerini anlatmak için tek bir mevki seçmek zor. Aynı biçimde onu yalnızca futbolculuk yıllarına sığdırmak da mümkün değil. Sarı kırmızılı formayla başlayan, İtalya’ya açılan ve teknik direktörlükle devam eden hayatı, Türk futbolunun farklı dönemleri arasında bir bağlantı kuruyor. Bu bağlantının merkezinde, oyuna bulunduğu yerden katkı sunabilen bir sporcu var. Savunmadaki görevinden antrenörlüğüne uzanan çizgi, öğrenmenin futbolcu için son düdükle bitmediğini hatırlatıyor.

Türkiye’den İtalya’ya uzanan yolculuğunda Salernitana ve Palermo, dönüşünde ise yeniden Galatasaray vardı. Millî takımda futbolcu olarak görev yaptığı dönemi, aynı takımın teknik direktörlüğü izledi. Galatasaray’ın İstanbul Ligi’nde yarıştığı yıllarda sahaya çıkan Eken, antrenör olduğunda ülke çapına yayılmış bir futbol düzeninin içinde çalışıyordu. Bu uzun çizgide hem kendi oyununu geliştirmesi hem de öğrendiklerini başkalarına aktarması gerekti. Kariyerinin çekiciliği, aynı mesleğin bu farklı taraflarını yaşamış olmasında.

Bir mevkiye sığmayan futbolcu

26 Ekim 1923’te doğan Eken, Galatasaray A Takımı’nda 1942’de oynamaya başladı. Kulübün 2009’da yayımladığı kısa biyografi, sağ bekten sol beke, stoperden orta sahaya uzanan görevlerini ve bir karşılaşmada kaleye de geçtiğini kaydediyor. Bu çeşitlilik, günümüzde sık kullandığımız çok yönlü oyuncu tanımının geçmişte de somut karşılığı bulunduğunu gösterir. Yalnızca farklı yerlere yazılabilmek değil, takımın değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmek söz konusudur.

Bu çok yönlülüğün en sıra dışı örneği, Fenerbahçe karşısında kaleci Necdet’in sakatlandığı karşılaşmadır. TFF’nin TamSaha portresinde aktarıldığı üzere kaptan Eken, o gün kaleye geçerek maçı bu görevde tamamladı; karşılaşma 2-2 bitti. Savunmacı olarak alıştığı müdahaleler yerine bu kez ellerini kullanıyor, takım arkadaşlarını arkasından izliyordu. Kaptanlığın somut karşılığı da burada ortaya çıktı: Takımın acil ihtiyacı doğduğunda alışılmış görevinin dışına çıkmak. Kariyeri boyunca sağda, solda ve merkezde kullanılabilmesi, bu sorumluluk alma biçiminin sürekliliğini gösteriyordu.

İstanbul futbolunun içinden yetişmek

Galatasaray’ın Eken için yayımladığı 2016 tarihli anma metni, sarı kırmızılı formayla bir İstanbul Ligi şampiyonluğu yaşadığını belirtir. Futbolculuğunun ana sahnesi, henüz ülke çapındaki lig başlamadan önceki İstanbul rekabetiydi. Aynı dönemde kardeşi Reha Eken’le Galatasaray formasını paylaşması, takım arkadaşlığının aile içinde de sürmesi anlamına geliyordu. Kulüp, bir kardeşin savunmadaki katkısını diğeriyle aynı kadroda birleştiriyordu. Bülent’in görev çeşitliliği, teknik adamların değişen kadro ihtiyaçlarına cevap vermesinde önemli bir imkândı.

Şehir futbolu, aynı rakiplerle yeniden karşılaşmanın yarattığı yakın bir rekabet ortamı sunar. Oyuncular yalnızca bir rakibin genel kuvvetini değil, karşısındaki futbolcunun alışkanlıklarını da tanıyabilir. Böyle bir çevreden başka bir ülkeye gitmek, bu tanıdık ilişkilerin tümünü yeniden kurmayı gerektirir. Eken’in İtalya’ya açılan yolculuğunun öncesinde İstanbul yıllarını görmek bu yüzden önemlidir. Transfer, yalnızca forma rengini değiştiren bir anlaşma değildir; futbolcunun bildiği oyunu başka bir rekabet düzeni içinde yeniden sınaması anlamına da gelir.

Londra 1948 ve takımın yönetilmesi

Eken, 2015’te yayımlanan olimpiyat hatırasında 1948 Londra yolculuğunu ayrıntılarıyla anlattı. Millî takımın hazırlığını yapan Ignác Molnár turnuvaya götürülmemiş, kafilenin sorumluluğunu Ulvi Yenal üstlenmişti. Takımda Şükrü Gülesin, Lefter, Cihat Arman ve Gündüz Kılıç gibi önemli futbolcular vardı. Çin karşısında alınan 4-0’lık galibiyetle çeyrek finale çıkıldı. Gündüz iki kez, Lefter ve Hüseyin Saygun birer kez gol buldu. Eken, savunmada rakibin hücumunu karşılayan oyunculardan biriydi.

Çeyrek finalde rakip Yugoslavya’ydı. Türkiye geriye düşmesine rağmen Şükrü’nün golüyle beraberliği yakaladı; ancak karşılaşmayı 3-1 kaybetti. Eken ve Şükrü’nün oyundan atılması, takımın işini daha da zorlaştırdı. Eken, yıllar sonra kendi sert müdahalelerini de eleştirerek anlatacak, kenarda oyuncuları sakin tutabilen bir teknik adamın önemini vurgulayacaktı. Kendi ifadesiyle, yetenekli bir kadro tek başına yeterli değildi. Londra tecrübesi onun için yalnızca kaçan bir madalya ihtimali olarak kalmadı; ileride üstleneceği antrenörlük görevine ilişkin düşüncelerinin de bir parçası oldu.

Salernitana ve Palermo ile açılan kapı

Eken 1950’de Salernitana’ya transfer oldu, ardından Palermo’da da oynadı. TFF’nin kariyer kaydı, Galatasaray ile birlikte bu iki İtalyan kulübünü futbolculuk hayatının ana durakları olarak sıralar. İstanbul’da kazandığı yerin ardından başka bir ülkenin kulüplerinde görev alıyordu. Yeni takım arkadaşları ve farklı rakiplerle çalışmak, deneyimli bir futbolcu için bile yeni bir başlangıçtı. Birbirini izleyen iki kulüp, İtalya macerasının kısa bir ziyaretin ötesine geçtiğini gösteriyor.

Palermo yolculuğunda Şükrü Gülesin’le olan tanışıklığının da payı vardı. TamSaha’nın portresi, Gülesin’in Eken’i İtalyan kulübüne tanıttığını aktarır. Londra Olimpiyatları’nda aynı kadroda yer alan iki futbolcunun yolları, böylece birkaç yıl sonra İtalya’da yeniden kesişti. Millî takım arkadaşlığı, başka bir ülkede kurulan meslek ilişkisine dönüşmüştü. Eken’in savunmadaki deneyimi bu kez Galatasaray’ın dışındaki bir takımın ihtiyacına cevap verecekti. Kendi kuşağının futbolcuları için yurt dışı kapısının açılmaya başladığı dönemde, bu adımı atan isimler arasında yer aldı.

Dönüş ve millî formanın anlamı

Eken 1953’te Galatasaray’a döndü ve bir yıl sonra futbolculuğunu noktaladı. 1954 Dünya Kupası için hazırlanan millî takım kadrosunda da yer aldı; 1948 ile 1954 arasında toplam 13 A millî karşılaşmada oynadı. İlk dönemin olimpiyat tecrübesini, Türkiye’nin Dünya Kupası finallerine katıldığı başka bir büyük organizasyon izliyordu. Kulübüne dönüşüyle millî kadrodaki varlığının aynı döneme rastlaması, İtalya’dan gelen futbolcunun tecrübesinin hâlâ önemsendiğini gösterir. Artık önünde, sahadaki bilgisini farklı bir görevde kullanacağı ikinci meslek dönemi vardı.

TFF’nin TamSaha portresi, futbolu bıraktıktan sonra teknik direktörlük eğitimi için yeniden İtalya’ya gittiğini kaydeder. Böylece aynı ülkeye bu defa oyuncu olarak değil, öğrenmek ve antrenörlüğe hazırlanmak için dönmüştü. Saha içinde bir rakibi durdurmakla, oyuncusuna bunu nasıl yapacağını anlatmak arasında fark vardır. Antrenörün görevi ayrıca takımı seçmeyi, hazırlığı düzenlemeyi ve oyunun tamamı için karar vermeyi gerektirir. Eken, bu yeni sorumluluğa yalnızca eski futbolculuğuna güvenerek yaklaşmadı; eğitimini de tamamladı.

Millî takım kulübesinde İtalya karşısına çıkmak

27 Mart 1963’te Türkiye, İstanbul’da İtalya ile karşılaştığında takımın teknik direktörü Bülent Eken’di. Federasyonun maç kaydı, 1-0 biten karşılaşmada İtalya’nın golünü Sormani’nin attığını, Türkiye kalesinde Turgay Şeren’in bulunduğunu gösterir. Eken’in futbolcu olarak tanıdığı ülkenin millî takımına bu kez teknik adam sıfatıyla rakip olması, hayatındaki iki dönemi aynı karşılaşmada buluşturur. Bu ayrıntı tek başına bir başarı hükmü değildir; mesleki yolculuğun somut bir kesişmesidir.

O karşılaşmada Eken’in sahaya sürdüğü takımda Galatasaraylı Suat Mamat ve Uğur Köken de bulunuyordu. Karşı tarafta Cesare Maldini, Giacinto Facchetti ve Giovanni Trapattoni gibi İtalyan futbolunun önemli isimleri vardı. Maçın tek golü 86. dakikada geldi. Bu, Eken’in antrenörlük hayatında doğrudan üst düzey bir rakiple karşılaştığı sınavlardan biriydi. Galatasaray’da yetişen bir savunmacı, şimdi farklı kulüplerden seçtiği oyuncularla millî takımın oyununu yönetiyordu. Futbolculuğunda alıştığı kişisel müdahalenin yerini, kenardan bütün takım adına verdiği kararlar almıştı.

Galatasaray’a başka görevlerle hizmet etmek

Kulübün teknik direktörler arşivinde Eken’in adı 1967-1968 döneminde de yer alır. Türkiye’nin farklı şehirlerindeki takımlarla çalışması, futbol bilgisinin Galatasaray sınırları içinde kalmadığını gösterir. Bu yüzden onu sadece eski bir futbolcu olarak sunmak eksik kalır. Teknik adamlık, başka oyuncuların gelişimine ve başka kulüplerin çalışma düzenine katılmak demektir. Bir kariyerin etkisi, kişinin attığı gol ya da oynadığı maçla ölçülemeyen bir alana da böylece yayılır.

Karşıyaka, Göztepe, Vefa, Adanaspor ve Orduspor, teknik adamlık yolculuğunun durakları arasındaydı. En somut başarılarından biri, 1970-71 sezonunda Adanaspor’u üst lige çıkarmasıydı. Galatasaray’da yetişen bir futbol insanı, bu kez başka bir şehrin takımının hedefini gerçekleştirmesine yardım etmişti. Teknik adamlığın oyunculuktan farklı ölçüsü de buydu: Kendi performansıyla öne çıkmak yerine, takımının sezon boyunca ürettiği ortak sonuçla değerlendirilmek. Eken’in mesleki birikimi, İstanbul’dan ve İtalya’dan sonra Adana’da da karşılık buluyordu.

9 Haziran 2009’daki Mustafa Sarp imza töreninde Bülent Eken de hazır bulundu. Florya’daki törende Murat Yalçındağ ve Haldun Üstünel’le birlikte yeni oyuncuyu karşıladı; Sarp, 16 numaralı formasını onun elinden aldı. Bir zamanlar sahada takım arkadaşlarını yönlendiren kaptan, yıllar sonra yeni bir Galatasaraylıya formasını veriyordu. Bu buluşmada Eken’in yeri, yalnızca geçmişi temsil eden bir konukluk değildi. Kulübün farklı görevlerde emek vermiş insanlarıyla yeni kadrosu arasında doğrudan bir bağ kuruyordu.

Bir futbol ömründen kalan ölçü

25 Temmuz 2016’da hayatını kaybeden Bülent Eken, arkasında sahadan kulübeye uzanan uzun bir futbol hayatı bıraktı. Galatasaray’da değişik mevkilerde görev yapması, millî takımdaki uluslararası sınavları ve İtalya’daki iki kulübü, oyunculuğunun ana duraklarıydı. Antrenör olarak millî takımın başına geçti, Galatasaray’a döndü ve Adanaspor’la yükselme sevinci yaşadı. Aynı formayı farklı sorumluluklarla temsil ederken başka şehirlerin futboluna da katıldı. Onun Galatasaraylılığı, meslek hayatını tek bir çevreyle sınırlamıyordu.

Eken’in portresini güçlü kılan, sorumluluğunun sürekli biçim değiştirmesidir. Bir maçta sakatlanan kalecinin yerine geçti; olimpiyatta savunma yaptı; yıllar sonra İtalya karşısına teknik direktör olarak çıktı. Yeni transferin formasını verirken de kulübün içindeydi. Galatasaray’a ait bir futbol ömrü, onun hayatında aynı görevi sürekli yapmakla değil, ihtiyaç duyulan yerde yeniden çalışmakla tamamlandı.

Kapak fotoğrafı: Bülent Eken, Galatasaray formasıyla bir arşiv fotoğrafında. Kaynak: Galatasaray SK. Arşiv fotoğrafı