Galatasaray tarihinde bazı futbolcuların adı söylendiğinde akla önce bir hareket gelir. Cevad Prekazi için bu hareket, topun başında duran sol ayağın kaleye gönderdiği şuttur. Fakat onun sarı kırmızılı takımdaki yerini yalnızca Monaco’ya attığı golle açıklamak, altı sezon boyunca kurduğu oyunun büyük bölümünü dışarıda bırakır. Prekazi, şampiyonluk bekleyen bir takımın hücumuna seçenek ekleyen, golcülerini besleyen ve duran topları başlı başına bir tehdide dönüştüren futbolcuydu.

1987’de lig şampiyonluğu, ertesi sezon unvanın korunması ve 1989’da Avrupa’da yarı final… Bu üç başarının içinde farklı teknik adamlar ve değişen kadrolar vardı. Prekazi ise hepsinde aynı temel niteliği taşıdı: Topu ayağına aldığında rakibin savunmak zorunda olduğu ihtimalleri çoğaltmak. Taraftarın sol ayağına duyduğu güven, tek bir gecenin heyecanından daha uzun bir zamana yayılıyordu.

Mitroviça’dan Partizan ve Hajduk’a

1957 doğumlu Prekazi’nin futbola başladığı yer, Mitroviça’nın Trepça takımıydı. 1975’te henüz on sekiz yaşındayken Partizan’a geçti. Belgrad’da gençlik yıllarından çıkıp üst düzey futbolun beklentileriyle karşılaştı; daha sonra Hajduk Split formasını giydi. TFF’nin Yugoslav futbolunu ele alan dosyasında da yer verilen bu güzergâh, Türkiye’ye gelişinden önceki birikiminin iki önemli kulüpte oluştuğunu gösterir. Galatasaray, yalnızca iyi şut çeken bir oyuncu değil, farklı takım ortamlarında sorumluluk almış bir futbolcu kazandı.

Hajduk’un 1983-84 sezonu bu geçmişin en dikkat çekici bölümüdür. Takım, Yugoslavya Kupası finalinde Kızılyıldız’ı geride bırakırken UEFA Kupası’nda da yarı finale ulaştı. Tottenham karşısında Split’teki 2-1’lik galibiyetin ardından Londra’da 1-0 kaybetti ve deplasman golü kuralıyla elendi. Prekazi, Londra’daki ilk on birde Simoviç ile birlikteydi. Galatasaray’da biri kaleyi, diğeri hücumun önemli bir bölümünü taşıyacak iki oyuncu, daha önce aynı Avrupa sınavını yaşamıştı. Bu ortak geçmiş, İstanbul’daki birlikteliklerine de somut bir zemin sağladı.

Galatasaray’ın hücumuna katılan başka bir ihtimal

Prekazi 1985-86 sezonunda Galatasaray formasını giymeye başladı. Kulübün kendisi için hazırladığı kariyer portresinde serbest vuruşları kadar Tanju Çolak ve Mirsad Kovaçeviç’e hazırladığı goller de öne çıkar. Bu tercih isabetlidir. Golcülerin ceza sahasında yaptığı son hareket görünür; o hareketi mümkün kılan pasın zamanı ve yönü ise kolayca ikinci planda kalır. Prekazi’nin katkısı, takım arkadaşının doğru noktada topla buluşmasına yardım eden teknik kalitesindeydi.

Sol ayaklı bir pasörün değeri, yalnızca topu düzgün kullanmasından doğmaz. Rakip, onun şut ihtimalini de hesaba katmak zorundadır. Üzerine çıkarsa arkasında alan bırakabilir; beklerse kaleye vuruş fırsatı verebilir. Prekazi’nin gol hazırlama becerisiyle serbest vuruş ustalığı, bu bakımdan birbirini tamamlıyordu. Galatasaray’ın hücumunda kalabalık savunmayı açmanın tek yolu ceza sahasına daha fazla oyuncu sokmak değildi. Topun başındaki oyuncunun becerisi de rakibin yerleşimini değiştirebiliyordu.

7 Haziran 1987: Şampiyonluk maçındaki ilk gol

Eskişehirspor karşısındaki son hafta maçı, Prekazi’nin Galatasaray’daki ağırlığını açık biçimde gösterir. On dört yıllık lig şampiyonluğu özleminin bitebilmesi için Galatasaray’ın bu karşılaşmayı kazanması gerekiyordu. Eskişehirspor maça tehlikeli hücumlarla başladı. Ardından İlyas Tüfekçi’nin ileri taşıdığı top sonrasında kazanılan serbest vuruşta Prekazi sahneye çıktı. Ertesi günkü Cumhuriyet’in maç anlatımı, onun bu kez sertlikten çok yerleştirmeyi seçtiğini özellikle kaydeder.

Bu, tekniğin karar vermeyle birleştiği andı. Kuvvetli şutlarıyla tanınan bir oyuncu, aynı vuruşu her pozisyonda tekrarlamıyordu. Kaleye ulaşmanın başka bir yolunu seçerek takımını öne geçirdi. Muhammed Altıntaş’ın topukla attığı ikinci golün de katkısıyla Galatasaray maçı 2-1 kazandı ve şampiyon oldu. İlk golün değeri, yıllardır beklenen sonuca giden maçta skoru açmasındaydı. Prekazi, takımın kolektif emeğini tek başına sahiplenmiyordu; fakat o emeğin son haftada karşılık bulmasını sağlayan belirleyici hareketlerden birini yaptı.

Tanju’yla ortaklık ve üst üste gelen şampiyonluk

Şampiyonluğun hemen ardından Prekazi’nin Galatasaray’da kalması, kendi kendine gerçekleşen bir devamlılık değildi. Haziran 1987’de sözleşme görüşmeleri gündeme geldi. 24 Haziran tarihli Cumhuriyet, Fenerbahçe ve Eskişehirspor’la da görüşen futbolcunun Galatasaray yönetimiyle henüz ücret konusunda anlaşamadığını yazıyordu. O aşamada görüşmeler sürüyordu; sonraki sezon sarı kırmızılı formayı giymeye devam etmesi, şampiyon kadronun önemli bir oyuncusunun elde tutulması anlamına geldi. Böylece Tanju’nun katıldığı yeni hücum düzeni, Prekazi’nin zaten takıma kazandırdığı pas ve duran top becerisini de korudu. Kadroya golcü eklemek kadar onu besleyecek oyuncuyu tutmak da önemliydi. Bir sezon önce son maçta sorumluluk alan sol ayak, bu kez şampiyonluğunu savunan Galatasaray’ın içinde görev yapacaktı. Bu devamlılık, yeni transferin çevresinde tamamen yeni bir takım kurma ihtiyacını azaltıyordu.

Tanju Çolak’ın gelişi, hücumdaki ilişkilerin yeniden kurulmasını sağladı. Ceza sahasında bitiriciliği yüksek bir oyuncuyla onu besleyebilen bir pasörün aynı takımda bulunması, iki ayrı yeteneğin yan yana durmasından fazlasıdır. Golcü koşuyu doğru anda başlatmalı, pasör de rakibin müdahale edemeyeceği aralığı bulmalıdır. Prekazi’nin Galatasaray’daki asistleri düşünüldüğünde, bu karşılıklı anlayış onun oyununu anlatan en önemli başlıklardan biri olur.

1987-88 sezonunda Tanju ligde 39 gol attı. TFF’nin gol kralları cetvelinde görülen bu sayı, şampiyonluğunu koruyan takımın bitiricilik gücünü gösteriyor. Elbette bütün golleri tek bir pasöre bağlamak mümkün değil. Uğur Tütüneker, Muhammed Altıntaş, Mirsad ve diğer hücum oyuncularının katkıları da vardı. Prekazi’nin değeri, bu kadronun içinde hem başkasına pozisyon hazırlayabilmesi hem de kendi vuruşuyla sonuç alabilmesiydi. Savunmanın yalnızca Tanju’ya odaklanmasını zorlaştıran seçeneklerden birini oluşturuyordu.

Xamax karşısında aynı hücum dilinin büyümesi

1988-89 Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Neuchâtel Xamax eşleşmesi, Galatasaray’ın hücum gücünü çok daha ağır bir sınavla karşılaştırdı. İsviçre’de alınan 3-0’lık yenilgiden sonra tur için önce farkı kapatmak, ardından avantajı sağlamak gerekiyordu. Galatasaray bunu İstanbul’daki rövanşta beş golle başardı. TFF’nin Avrupa kupaları dosyasında yer alan maç öncesi takım fotoğrafında Prekazi, Mirsad, Metin Yıldız, Tanju ve Uğur aynı sıradadır.

Bu fotoğraf, o günkü hücumun zenginliğini de anlatır. Birden fazla gol tehdidi bulunması, yaratıcı oyuncunun işini kolaylaştırır; savunmacı bütün dikkatini topu kullanan kişiye veremez. Prekazi, gol hanesine adını yazdırmadan da bu yapının önemli parçası olabiliyordu. Xamax zaferinin ardından gelen saha cezası, bir sonraki turun rövanşını İstanbul dışına taşıdı. Böylece Galatasaray’ın Avrupa yolculuğu, hem rakiple hem de alıştığı ev sahibi koşullarından uzaklaşmakla baş etmeyi gerektirdi.

Köln’de Monaco’ya karşı: Kaleyi düşünmek

15 Mart 1989’daki rövanşa Galatasaray, Monaco deplasmanında kazandığı 1-0’lık üstünlükle çıktı. Köln’deki Müngersdorfer Stadı’nda ilk yarı golsüz bitti. İkinci yarıda Muhammed’in pasıyla hareketlenen Tanju, Valery’nin müdahalesiyle yerde kalınca serbest vuruş kazanıldı. Prekazi, 51. dakikada uzak mesafeden kaleyi denedi ve Jean-Luc Ettori’yi geçti. Kulübün Monaco rövanşı anlatımındaki bu pozisyon, onun niçin büyük maçların oyuncusu olarak hatırlandığını açıklamaya yeter.

Kaleye uzak bir noktada karar çoğu zaman topu ceza sahasına göndermekle şut çekmek arasındadır. Prekazi, vuruşunun kalitesine güvenerek doğrudan sonuç aradı. George Weah’ın 65. dakikadaki beraberlik golünden sonra skor değişmedi ve 1-1, Galatasaray’ı yarı finale taşıdı. Bu yüzden Prekazi’nin golü estetik bir hatıranın ötesindedir: İki maçlık mücadelenin sonucuna doğrudan etki etti. O vuruşun ardından Galatasaray’ın savunması ve Simoviç de görevini sürdürdü; yarı final, hücumdaki cesaretle gerideki direncin birleşmesinden doğdu.

1991’de ayrılış, devam eden bağ

Prekazi 1991’de Galatasaray’dan ayrıldı; Türkiye’de Altay ve Bakırköyspor formalarını da giydi. Ancak sarı kırmızılı kulüple ilişkisi, futbolculuk sözleşmesinin bitmesiyle kapanmadı. Aralık 2011’de Türk Telekom Arena’da düzenlenen törende kendisine plaket verildi. Onu sahadaki yıllarından tanıyan Ergun Gürsoy’un bu törende bulunması, yalnızca eski bir oyuncunun çağrılması anlamına gelmiyordu. Aynı başarıların içinde yer almış insanların yeniden bir araya gelmesiydi.

Bir futbolcuya gösterilen sevginin kalıcılığı, ayrılıktan sonra yeniden karşılaştığı tribünlerde anlaşılır. Prekazi’nin dönüşlerinde hâlâ serbest vuruşlarıyla anılması doğaldır; o vuruşlar Galatasaray’ın hedefleriyle aynı yerde buluşmuştu. Eskişehirspor’a karşı şampiyonluk kapısını açmış, Monaco’ya karşı Avrupa’da ilerleme imkânını güçlendirmişti. Taraftarın hatırladığı sol ayak, bu nedenle bir teknik özelliğin yanında iki büyük eşikle de ilişkilidir.

2018’de bir müzede buluşan kuşaklar

7 Nisan 2018’de Prekazi bu kez Galatasaray Stadyum Müzesi’nde taraftarlarla buluştu. Kulübün imza günü haberinde eski posterler, defterler ve saklanan tişörtler yer alıyor. Prekazi, Xamax maçını hatırlatan beyaz retro formayı da imzaladı. Bir öğrencinin okul karnesindeki veli bölümüne imza istemesi, buluşmanın en ilginç ayrıntısıydı. Aynı masanın çevresinde hem o maçları yaşamış taraftarlar hem de futbolcuyu büyüklerinden dinlemiş çocuklar bulunabiliyordu.

Prekazi’nin Galatasaray’daki yerini güçlü kılan da bu aktarımın somut karşılığıdır. Birinin sakladığı poster, başkasının ilk kez gördüğü eski forma ve tekrar izlenen Monaco golü, aynı futbolcunun farklı kuşaklardaki izlerini bir araya getirir. Sahadaki değeri açıktı: Pas, serbest vuruş, şut ve belirleyici anlarda sorumluluk. Galatasaraylıların hafızasında kalan sol ayak, bu becerileri takımının en çok ihtiyaç duyduğu günlerde kullanabilmişti.

Kapak fotoğrafı: Cevad Prekazi, Galatasaray formasıyla futbolculuk yıllarından bir arşiv fotoğrafında. Kaynak: Ajansspor. Arşiv fotoğrafı