Galatasaray’ın 1980’lerin sonundaki yükselişini anlatırken golleri, yabancı yıldızları ve değişen teknik anlayışı hatırlıyoruz. Cüneyt Tanman ise bu hikâyenin daha uzun zamana yayılan tarafını temsil ediyor. Şampiyonluk bekleyen takımda da vardı, bekleyişi bitiren kadroda da. Avrupa’da tur arayan Galatasaray’ın kaptanlığını yaparken gerektiğinde rakip kalede sonucu değiştirdi. Onun kariyeri, kulübün zor yıllarından büyük Avrupa karşılaşmalarına uzanan yolun bir futbolcunun hayatında nasıl birleştiğini gösteriyor.
Genç takımda başlayan bağ
Cüneyt’in Galatasaray’daki başlangıcı, 1972–73 sezonunun genç takımına uzanıyor. Cumhuriyet’in 15 Aralık 1990 tarihli söyleşisi, bir subay çocuğu olarak ailesiyle Türkiye’nin farklı yerlerinde yaşadığını, ardından İstanbul’da sarı kırmızılı kulübün genç takımına girdiğini aktarıyor. Aynı yazı, 1975–76 sezonundaki kiralık Giresunspor dönemini de kaydediyor. Galatasaray’la özdeşleşmiş bir kariyerin içinde bu kısa Karadeniz durağı da vardı.
Altyapıdan yetişen bir oyuncunun A takımda kalıcı olması kolay bir süreç değildir. Genç takımda tanınmakla profesyonel kadronun sorumluluğunu taşımak arasında ciddi bir mesafe bulunur. Cüneyt bu mesafeyi bir anda kazandığı ünle değil, yıllara yayılan oyunculuğuyla aştı. Giresunspor dönemi de sonraki uzun Galatasaray kariyerini kesen bir kopuştan çok, başka bir takımda üst düzey maç tecrübesi edinilen ara durak olarak okunabilir.
1990’daki söyleşide mesleğini, futbolcunun günlük yaşamından ayrı düşünülemeyecek bir sorumluluk olarak ele alıyordu. Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu oluşu da aynı portrede yer alıyor. Sahadaki uzun devamlılığının yanında eğitimini sürdürmüş olması, onu yalnızca maç günleriyle tanımlamayan bir biyografi sunuyor. Kaptanlığa uzanacak hayatında kulüp, meslek ve eğitim birlikte yer tutmuştu.
Değişen görevler, değişmeyen takım ihtiyacı
Cüneyt’i sadece savunmacı diye tanımlamak, kariyerindeki hücum katkısını eksik bırakıyor. Galatasaray’ın farklı ihtiyaçlarına cevap veren bir oyuncuydu; orta saha ve ileri hatta üstlendiği görevler, savunmada kazandığı deneyimle birlikte anılıyor. Onun çok yönlülüğü, aynı kişinin her pozisyonda aynı oyunu oynaması anlamına gelmiyordu. Rakip ceza sahasına yaklaşınca gol aramak, geriye geçtiğinde takımın dengesini korumak gerekiyordu. Bu görevler arasında geçiş yapabilmek, hem oyunu okumayı hem takım arkadaşlarının hareketlerine uyum sağlamayı gerektirir.
1988–89 Avrupa kadrosu bu çeşitliliğin çevresini gösteriyor. Alman Futbol Federasyonu’nun sezon kaydında kalede Simoviç, savunmada Erhan Önal, İsmail Demiriz ve Semih Yuvakuran; orta sahada Uğur Tütüneker ve Prekazi; hücumda Tanju Çolak ve Mirsad gibi isimler bulunuyor. Cüneyt bu oyuncuları birbirinden kopuk yıldızlar olarak değil, aynı takımın parçaları olarak sahada bir araya getiren kaptandı.
Bu kadro dağılımı, başarının tek bir yeteneğe bağlanamayacağını da gösteriyor. Golcüye gelen topun hazırlanması, kaybedilen topun geri kazanılması ve hücum sırasında geride kalan boşluğun kapatılması birbirine bağlı işlerdi. Cüneyt’in değeri, gerektiğinde farklı işlerden birini üstlenebilmesinde ve takımın değişen ihtiyaçlarına cevap verebilmesinde aranmalı.
Derwall’le birlikte çalışma biçiminin değişmesi
1984’te Jupp Derwall’in gelişi, Galatasaray’ın futboluna yeni bir çalışma düzeni getirdi. Cüneyt, bu dönüşümün hem oyuncusu hem daha sonra tanıklığını aktaran isimlerinden biriydi. UEFA’nın 2014 tarihli Derwall incelemesinde, antrenman sahasının çime dönüşmesinden sonra çalışma standardının yükseldiğini anlatıyor. Burada değişim yalnızca teknik direktörün adından kaynaklanmıyordu; futbolcuların her gün nasıl ve hangi koşullarda hazırlandığı da yenileniyordu.
1985’te kaptanlığı üstlenen Cüneyt için bu gelişme özel bir sorumluluk taşıdı. Teknik ekibin istediği düzenin sahadaki karşılığını vermek, yeni alışkanlıkları bütün takımla birlikte uygulamak gerekiyordu. UEFA incelemesi, baskı ve alan savunması çalışmalarını bu dönemin belirgin unsurları arasında sayıyor. Galatasaray 1985–86 ligini yenilgisiz bitirdiği hâlde averajla Beşiktaş’ın gerisinde kaldı. İlerleme ile kupa kazanmanın aynı anda gerçekleşmediği, sabır isteyen bir sezondu.
Derwall, 1986–87 şampiyonluğundan sonra teknik direktörlüğü Mustafa Denizli’ye bıraktı; sonraki şampiyonlukta danışman olarak katkı verdi. Cüneyt iki dönemin de kaptanıydı. Böylece değişimin devamlılığı, kulübede görev paylaşımı değişirken sahadaki deneyimin korunmasıyla desteklendi.
1987 ve 1988: Bekleyişten sürekliliğe
7 Haziran 1987’de Eskişehirspor karşısında alınan 2–1’lik galibiyet, Galatasaray’ın uzun lig şampiyonluğu bekleyişini bitirdi. Prekazi ve Muhammed Altıntaş’ın golleriyle gelen sonuç, Cüneyt’in yalnızca başarılı sezonlardan oluşmayan kariyerinde ayrı bir yere sahipti. Kaptan, kulübün şampiyon olamadığı yılların büyük bölümünü de içeriden yaşamıştı. Bu yüzden kazandığı ilk lig kupası, dışarıdan bakıldığında görülen tek sezonluk yarıştan daha uzun bir emeğin karşılığıydı.
Kulübün 1987 şampiyonluğu yazısı, son haftalarda yarışın nasıl değiştiğini hatırlatıyor. Beşiktaş’ın Denizlispor karşısında puan kaybetmesi ve Galatasaray’ın Antalyaspor deplasmanını kazanması, liderliğin el değiştirmesinde belirleyici olmuştu. Eskişehirspor karşılaşması bu sürecin son adımıydı. Takımın sezon boyunca yaptığı iş, son maçta korunacak bir avantaja dönüşmüştü.
1987–88’de ikinci şampiyonluk geldi. Bir önceki yılın sevincini tekrar edebilmek, uzun bekleyişi bitirmek kadar önemliydi. İlk başarıyı geçici bir çıkış olmaktan çıkarıyor, Galatasaray’ı yeniden yarışın merkezine yerleştiriyordu. Cüneyt’in kaptanlığı da bu iki farklı sınavı içerdi: Önce yılların yükünü aşmak, ardından şampiyon takım olarak aynı ciddiyeti sürdürebilmek.
Rapid Wien karşısında kaptanın golü
1988–89 Şampiyon Kulüpler Kupası’nın ilk turunda Galatasaray, Rapid Wien deplasmanından 2–1 yenik döndü. 5 Ekim 1988’de Ali Sami Yen’de oynanan rövanşta Tanju Çolak ve Cüneyt Tanman’ın ikinci yarı golleriyle 2–0 kazanarak tur atladı. Cüneyt’in golü, bir savunma oyuncusunun hücuma katkısının yalnızca teorik bir özellik olmadığını gösteren en açık örneklerden biri. Kaptan, Avrupa sezonunun devam etmesini sağlayan iki golün birini atmıştı.
Bu eşleşmenin önemini sonraki turları düşünerek görebiliyoruz. Neuchâtel Xamax, Monaco ve Steaua karşılaşmaları henüz ortada yokken aşılması gereken ilk engel Rapid’di. Avrupa hikâyeleri çoğu zaman en büyük geceyle hatırlanır; o geceye ulaşabilmek için daha önce çözülmüş maçların payı geride kalır. Cüneyt’in Rapid golü, o yolculuğun başlangıcındaki somut katkısıdır.
İki maçlı elemede farkı kapatırken gol yememek de gerekiyordu. Galatasaray bunu başardı. Kaptanın golü, Simoviç’in koruduğu kaleyle ve diğer oyuncuların savunma emeğiyle aynı sonucun parçalarıydı. Hücum ve savunma sorumluluğunu birlikte düşünmek, bu karşılaşmayı Cüneyt’in kariyerine uygun bir örnek hâline getiriyor.
Xamax’tan Avrupa yarı finaline
Galatasaray ikinci turda Neuchâtel Xamax karşısındaki 3–0’lık deplasman yenilgisini İstanbul’da 5–0 kazanarak aştı. Beş farkla kazanılan bu rövanş, takımın Avrupa hafızasına yerleşti. Kulübün Avrupa turları kaydına göre, çeyrek finalde Monaco deplasmanındaki 1–0’lık galibiyetin ardından Köln’de alınan 1–1, yarı finali getirdi. Bu aşamalarda Cüneyt’in işi yalnızca ileri çıkmak değildi; farklı skor ihtiyaçlarına göre değişen maçlarda takımın dengesini koruyabilmekti.
9 Kasım 1988 tarihli Xamax maçının kaydı, Galatasaray’ın devreye 1–0 önde girdiğini gösteriyor. Üç gollük ilk maç farkı düşünüldüğünde, devre arasında tur henüz çevrilmiş değildi. İkinci yarıdaki dört gol, hem toplam skoru hem eşleşmenin sonucunu değiştirdi. Kaptanın sahada olduğu takım, yalnızca erken bir golün heyecanıyla kazanmadı; ilk yarıda başlayan geri dönüşü ikinci yarıda da sürdürdü. Beş golün zamana dağılımı, bu rövanşı sonuca kadar devam eden bir mücadele olarak hatırlatıyor.
Yarı finalde Steaua Bükreş’e deplasmanda 4–0 kaybedildi. 19 Nisan 1989’daki İzmir rövanşında Galatasaray’ı öne geçiren gol yine Cüneyt’ten geldi; maç 1–1 tamamlandı ve Avrupa yolculuğu sona erdi. Kulübün Avrupa karşılaşmaları dökümü, kaptanın hem ilk turdaki hem son turdaki golünü kaydediyor. İzmir’deki gol ilk maçın farkını kapatmaya yetmedi. Galatasaray’ın kaptanı Avrupa sezonunu golle tamamladı; takımının ulaştığı son aşama yarı final oldu.
1991’de Tugay’a uzanan forma
Cüneyt Tanman, 26 Temmuz 1991’de İnönü Stadı’nda oynanan Galatasaray–Trabzonspor karşılaşmasıyla futbolculuğa veda etti. Cumhuriyet’in ertesi günkü haberi, sahadan ayrılırken dört numaralı formasını ve kaptanlık bandını Tugay Kerimoğlu’na verdiğini aktarıyor. Törende gerçekleşen bu teslimi, sonraki bütün sezonların resmî kaptanlık sıralaması gibi okumamak gerekir. Asıl anlamı, deneyimli bir futbolcunun kendi vedasında kulübün genç bir oyuncusunu işaret etmesiydi.
Jübile haberinde Rıdvan Dilmen ve Rıza Çalımbay’ın da onu yalnız bırakmadığı görülüyor. Kulüpler arası rekabetin içinden gelen bu katılım, Cüneyt’in saygınlığının kendi taraftarıyla sınırlı kalmadığını gösteriyordu. Aynı sayfadaki değerlendirmeler, gösterişten çok görevini yapmasıyla öne çıkan bir futbolcuyu anlatıyordu. Kaptan, son kez futbolcu olarak sahaya çıktığı gün hem takım arkadaşlarının hem rakiplerinin yanında olduğu bir vedayla karşılandı.
Sahanın ardından kulübe hizmet
2011’de sportif direktörlük görevini üstlendiğinde Cüneyt, oyuncu izleme, futbol okulları, altyapı ve A takım arasındaki bağlantıya dikkat çekti. Galatasaray Televizyonu’na verdiği söyleşide, bu birimlerin aynı anlayışla çalışmasının gerekliliğini anlatıyordu. Futbolculuğunda farklı görevleri birbirine bağlayan oyuncunun, yönetim tarafında da takımın bütününü düşünmesi dikkat çekiciydi.
Aynı konuşmada Bülent Ünder’in jübilesinde formayı kendisine verdiğini, Tugay’ın ise kendi son yıllarında genç takımdan çıktığını hatırlattı. Ünder, Tanman ve Tugay’ın yeniden kulüp içinde görev alması, üç farklı oyuncu kuşağını aynı çalışma ortamında buluşturuyordu. Bu bağlantı, Galatasaray altyapısının yalnızca futbolcu yetiştirmekle kalmayıp kulübü tanıyan insan kaynağı da oluşturduğunu gösteriyor.
Cüneyt Tanman’ın Galatasaray’daki yeri, kupa kaldıran kaptan fotoğrafının ötesinde bu süreklilikte saklı. Zor yılların oyuncusu, şampiyon takımın kaptanı, Avrupa’da gol atan savunmacı ve sonra kulübün futbol yapılanmasına katılan eski futbolcu. Her görev aynı başarı ölçüsüne sahip değildi; fakat hepsini birbirine bağlayan, yıllar boyunca Galatasaray’ın içinde edinilmiş deneyimdi.
Kapak fotoğrafı: Cüneyt Tanman (sağda), 18 Mayıs 2013’te Galatasaray’ın kendisini onurlandırdığı törende. Kaynak: Galatasaray SK. Arşiv fotoğrafı



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap