Gheorghe Popescu denildiğinde Galatasaray taraftarının gözünün önüne çoğu zaman Kopenhag’daki son penaltı gelir. Birkaç saniyelik vuruş, uzun bir Avrupa yolculuğunu kupayla tamamlamıştır. Fakat Popescu’nun sarı kırmızılı takıma katkısını yalnızca o ana bağlamak, dört yıllık savunma emeğini daraltır. O, golü engelleyen bir oyuncu olduğu kadar takımın topu nasıl kullanacağını etkileyen bir futbolcuydu. Savunmadan çıkan ilk pas, orta sahaya verilen destek ve baskı altında alınan kararlar, onun oyununun başka yüzlerini oluşturuyordu.

Popescu Galatasaray’a gelmeden önce Hollanda, İngiltere ve İspanya liglerinde oynamıştı. Bu geçmiş, İstanbul’da üstleneceği sorumluluğun önemli parçasıydı; yine de öz geçmişindeki büyük kulüpler, burada yaşayacağı başarıyı kendiliğinden üretmedi. Galatasaray’da yerleşik bir savunma düzenine, tanıdığı ve yeni tanıştığı takım arkadaşlarına uyum sağlaması gerekiyordu. Portresinin asıl konusu bu buluşma: Uluslararası deneyimi güçlü bir savunmacının, Avrupa’da daha ileri gitmek isteyen bir takımın ihtiyaçlarıyla nasıl birleştiği. Son penaltıya giden yolu anlamak için önce o günlük işe bakmak gerekiyor.

Romanya’dan Avrupa liglerine

9 Ekim 1967’de Calafat’ta doğan Popescu’nun ilk profesyonel yılları Universitatea Craiova ve Steaua ile bağlantılıydı. Ardından PSV Eindhoven ve Tottenham dönemleri geldi. Barcelona’nın oyuncu arşivi, 1990–1994 arasındaki PSV yıllarını, 1994–1995 Tottenham sezonunu ve daha sonra başlayan Barcelona dönemini ayrı ayrı kaydediyor. Aynı arşiv onu hem savunmacı hem orta saha oyuncusu olarak sınıflandırıyor. Bu çift görev, Galatasaray’da da fark edilen top kullanma becerisinin kariyerinde sonradan ortaya çıkmadığını gösteriyor.

Farklı liglerden geçmek, savunmacı için birbirinden ayrı sorunlarla karşılaşmak demektir. Bir yerde daha geniş alanı korumak, başka yerde daha sık fiziksel temasa girmek ya da topu baskı altında daha hızlı çıkarmak gerekebilir. PSV’den Tottenham’a ve Barcelona’ya uzanan yolunda farklı savunma ortaklarıyla çalıştı. Ayrıca savunmanın merkezinde ve önünde görev yapabilen bir oyuncunun, oyuna tek bir açıdan bakmadığı açık. Topu uzaklaştırmak ile takım arkadaşına kullanılabilir bir pas göndermek arasındaki seçimi yapabilmek, bu çok yönlülüğün temel değeridir.

Barcelona kaptanlığından Galatasaray’a

Kulüp kariyerinin yanında Romanya Millî Takımı’yla oynadığı büyük turnuvalar da Popescu’nun birikimine dahildi. Barcelona arşivi, 1990, 1994 ve 1998 Dünya Kupalarını; ayrıca 1996 ve 2000 Avrupa şampiyonalarını listeliyor. Bu beş turnuva, onun farklı dönemlerde ülkesinin üst düzey rekabetinin içinde kaldığını gösteriyor. Millî takımdaki tanışıklık, Hagi ile Galatasaray’da kurduğu ilişkinin başka bir katmanıydı. Uzun süre birlikte oynayan futbolcular, arkadaşlarının topu nerede istediğini ve baskı altında hangi seçeneğe yönelebileceğini daha çabuk okuyabilir. Yine de tanışıklık tek başına iyi savunma yaratmaz; kulüp takımındaki diğer oyuncularla bağlantının da kurulması gerekir. Popescu’nun İstanbul’daki rolünde uluslararası deneyim ile yerel takım düzenine uyum, bu nedenle birbirini tamamlayan iki ayrı unsur olarak görülmeli. Ne geçmişteki ünü tek başına yeterliydi ne de o geçmişin sağladığı birikim önemsizdi.

1995’te Barcelona’ya katılan Popescu, ilk sezonunda Johan Cruyff, ikinci sezonunda Bobby Robson ile çalıştı. Barcelona’nın resmî portresi, savunma güvenliği ile pas dağıtımını birlikte vurguluyor. 1996–1997 sezonunda takım kaptanı olarak görev aldı; Kupa Galipleri Kupası, İspanya Kupası ve İspanya Süper Kupası başarılarının içinde bulundu. Dolayısıyla Galatasaray’a geldiğinde, Avrupa finaline çıkan bir takımda sorumluluk almanın ne anlama geldiğini bilen bir futbolcuydu. Bu deneyim, transferinin yalnız teknik değil rekabet boyutunu da açıklıyor.

Popescu 1997’de Galatasaray’a geldi ve 2001’e kadar oynadı. Hagi ile yeniden aynı kulüpte buluşması, iki futbolcunun geçmişten gelen tanışıklığını yeni bir takım içinde sürdürmesi anlamına geliyordu. Onları İstanbul’da, farklı görevleri paylaşmaya alışmış ve şampiyonluk yaşamış bir takım karşıladı. Bülent Korkmaz’dan Suat Kaya’ya, Ergün Penbe’den hücumdaki isimlere kadar farklı görevleri üstlenen yerleşik bir kadro vardı. Popescu’nun katkısı, bu kadronun yerine geçmekte değil, savunma ve pas kalitesine yeni bir seviye eklemekte aranmalıdır.

Bülent Korkmaz ile aynı hattı paylaşmak

Savunma ortaklıkları çoğu zaman iki oyuncunun kişiliklerine ilişkin kolay karşıtlıklarla anlatılır. Birinin sert, diğerinin sakin olduğu söylenir ve konu kapanır. Oysa sahada daha somut bir iş bölümü vardır: Topa çıkan oyuncunun arkasındaki alanın korunması, rakip forvetin hareketinin paylaşılması ve savunma çizgisinin birlikte ayarlanması gerekir. Popescu ile Bülent Korkmaz’ın beraberliğini bu ihtiyaçlar üzerinden değerlendirmek daha verimli. Savunmanın iki merkezi, yalnızca kendi rakiplerine değil birbirlerinin kararlarına da cevap vermek zorundadır.

Bir savunmacının öne çıkması, arkasındaki oyuncunun zamanında yer değiştirmesiyle güvenli hâle gelir. Topla çıkışta ise pası veren futbolcu kadar, orta sahada o pası alacak arkadaşın konumu önem kazanır. Popescu’nun sakinliği, bu ortak hareketi kolaylaştıran bir özellik olarak okunabilir. Burada sakin olmak, yavaş olmak anlamına gelmez. Gereksiz müdahale yapmadan rakibin seçeneğini daraltmak ya da topu ilk fırsatta doğru yere vermek de hızlı çözümler üretir. Onun takım içindeki değerini açıklayan taraflardan biri, savunma işini hücumun başlangıcıyla birlikte düşünebilmesiydi.

Topu kazanmakla başlayan oyun

Galatasaray’ın Avrupa’daki rakiplerine karşı yalnızca dayanması yeterli değildi; topu kazandığında tekrar hemen kaybetmemesi de gerekiyordu. Savunmadan rastgele uzaklaştırılan top, baskının yeniden başlamasına yol açabilir. Popescu gibi pas bağlantısı kurabilen bir oyuncu, takımın birkaç saniye içinde nefes almasına yardımcı olabilecek bir seçenektir. Orta sahaya yerden gönderilen bir top ya da kanada çevrilen pas, savunma başarısını hücum fırsatına bağlar. Bu nedenle onun oyunu, sadece ikili mücadele ya da kafa topu sayısıyla eksiksiz biçimde açıklanamaz.

Pasla çıkışın değerini vurgulamak, her durumda kısa pasın doğru olduğu anlamına gelmez. Rakibin baskısı, skor ve takım arkadaşlarının yerleri farklı kararlar gerektirir. İyi savunmacı, risk almanın mümkün olduğu anla topu güvenli biçimde uzaklaştırması gereken anı ayırır. Popescu’nun tecrübesini sahada arayacaksak, bu seçimlere bakmalıyız. Büyük maçların bazı bölümlerinde gösterişli bir hamleden çok, tehlikeyi büyütmeyen karar değer taşır. Taraftarın güven duygusunun arkasında da çoğu zaman bu küçük fakat tekrar eden seçimler bulunur.

Kopenhag’da kupayı kesinleştiren vuruş

17 Mayıs 2000’de Arsenal ile oynanan finalin normal süresi ve uzatmaları golsüz tamamlandı. Penaltı serisinde Galatasaray adına Ergün, Hakan Şükür ve Ümit Davala’dan sonra Popescu topun başına geldi. Vuruşunu gole çevirdiğinde seri 4–1 bitti ve UEFA Kupası Galatasaray’ın oldu. Kulübün kupa arşivi, bu sıralamayı ve finalin sonucunu kaydediyor. Onun adı böylece savunma görevinden bağımsız, doğrudan kupayı kesinleştiren bir anla da kulüp tarihine bağlandı.

Bu vuruşun anlamı, yalnızca topun kaleye gitmesi değildir. Savunmacı olarak geçen uzun bir maçtan sonra, bambaşka bir beceriyi bütün dikkatlerin altında uygulamak gerekiyordu. Popescu’nun o anda ne düşündüğünü kendi anlatımı olmadan bilemeyiz; sakin görünen dış görüntüyü iç dünyasına ilişkin kesin hükme dönüştürmek doğru olmaz. Bildiğimiz, sorumluluğu aldığı ve yerine getirdiğidir. Penaltının son sırada olması, daha önce kullanılan vuruşları ya da Taffarel’in maç içindeki kurtarışlarını önemsiz kılmaz. Kupa, farklı görevlerin aynı sonuçta buluşmasıyla kazanıldı.

Süper Kupa ve yeni sezonun savunması

Popescu, 25 Ağustos 2000’de Real Madrid karşısında kazanılan UEFA Süper Kupası maçında da başlangıç kadrosundaydı. Galatasaray’ın maç arşivi, savunmanın merkezinde onunla Bülent Korkmaz’ı birlikte gösteriyor. Teknik direktör artık Mircea Lucescu, hücumun merkezindeki isim Jardel’di. Değişen parçaların yanında bazı ilişkilerin korunması, takımın yeni döneme geçişini kolaylaştırabilecek bir temeldi. Popescu’nun son sezonunu yalnızca önceki başarının devamı saymak yerine, yeni şartlarda yeniden görev alma dönemi olarak düşünmek gerekir.

3 Nisan 2001’de Real Madrid ile bu kez Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde karşılaşıldı. Galatasaray ilk yarısını 2–0 geride kapattığı maçı 3–2 kazandı; Popescu yine savunmadaydı. UEFA’nın kadro ve skor kaydı bunu doğruluyor. Rövanşta gelen 3–0 mağlubiyetle tur kaybedildi. İstanbul’daki geri dönüşte savunma ikinci yarıyı gol yemeden geçerken hücum üç kez sonuç üretti. Madrid’de ise rakibin baskısı durdurulamadı. Aynı savunma kadrosu, iki farklı maç akışı içinde birbirinden çok farklı sonuçlarla karşılaştı.

İstanbul’dan sonraki yıllar ve sportif miras

Galatasaray’dan sonra Popescu’nun yolu Lecce, Dinamo Bükreş ve Hannover’den geçti. Aralık 2001’de yayımlanan UEFA haberi onu Lecce oyuncusu olarak kaydediyor. Barcelona arşivi ise aktif kariyerinin 2003’te Hannover’de sona erdiğini belirtiyor. Bu son bölüm, Galatasaray döneminin kariyerindeki yerini daha iyi görmemizi sağlar: İstanbul, uzun Avrupa yolculuğundaki bir durak olmakla birlikte, çok büyük bir uluslararası kupanın doğrudan parçası olduğu dört yıllık özel bir dönemdi.

Mart 2019’dan bakıldığında Popescu’nun sportif mirasını iki görüntü birlikte anlatıyor. Birinde topu savunmadan çıkarıp arkadaşına ulaştıran oyuncu var; diğerinde finalin son penaltısını kullanan futbolcu. İlk görüntü hafta hafta tekrarlanan işi, ikincisi herkesin hatırladığı sonucu temsil ediyor. Galatasaray tarihindeki yerini anlamak için ikisini ayırmamak gerekiyor. Kupayı getiren vuruş hafızanın kapısını açıyor; o kapıdan içeri girildiğinde ise savunmayı yöneten, pas seçenekleri oluşturan ve değişen maç koşullarına cevap veren çok daha geniş bir futbol emeği görülüyor.

Kapak fotoğrafı: Gheorghe Popescu, 17 Mayıs 2000 UEFA Kupası finalindeki zafer sevincinde. Kaynak: Fanatik arşivi. Arşiv fotoğrafı