Galatasaray’ın golcülerini konuşurken bazı isimler tek bir rekorla, bazıları ise bir dönemin hücumunu sürekli ayakta tutmalarıyla öne çıkar. Gökmen Özdenak ikinci grupta düşünülmesi gereken futbolculardan biridir. Metin Oktay’ın son yıllarında sarı kırmızılı formayı giymeye başladı; kulübün üst üste üç şampiyonluk kazandığı kuşağın içinde yer aldı; ardından daha zor sezonlarda da takımın gol yüküne ortak oldu. Böylece birbirinden farklı Galatasaray dönemleri arasında devamlılık sağlayan oyunculardan birine dönüştü.

Onun kariyerinde Rapid Wien’e karşı gelen bir Avrupa turu, lig açılışlarındaki goller ve güçlü rakiplere karşı üretilen sonuçlar var. Bu somut örnekler, santrforluğunun takım için ne ifade ettiğini anlatmaya yeter. Gökmen’i yalnızca sonradan çok tanınan ekran kimliğiyle hatırlamak, saha içindeki uzun emeği geri plana iter. Galatasaray tarihindeki asıl yeri, değişen hücum ortaklarıyla birlikte rakip kalenin önünde üstlendiği sorumluluktadır. Bu sorumluluk da bir sezonun parlayan performansından daha uzun sürmüştür.

İstanbulspor’dan gelen iki kardeş

Gökmen ile kaleci kardeşi Yasin Özdenak’ın yolu İstanbulspor’dan Galatasaray’a uzandı. TFF’nin futbolcu kardeşleri ele alan TamSaha dosyası, ikisinin 1965’te İstanbulspor’da oynamaya başladığını ve 1967’de birlikte Galatasaray’a transfer olduğunu kaydeder. Aynı aileden gelen iki oyuncu, takımın iki uzak noktasında görev yapıyordu: Yasin golü önlemeye, Gökmen golü bulmaya çalışacaktı. Sarı kırmızılı forma altında ortak başarıların içinde yer almaları, Özdenak soyadını dönemin kadrolarında belirgin hâle getirdi.

Gökmen geldiğinde hücumun merkezindeki büyük isim Metin Oktay’dı. Genç bir golcü için böyle bir takımda yer edinmek, hem önemli bir öğrenme imkânı hem de yüksek bir beklenti demekti. Metin Oktay’ın takımda bulunduğu son yılları yaşayan Gökmen, onun vedasından sonra da hücumun içinde kalacaktı. Galatasaray, değişen kadrosuyla gol üretmeye devam ederken genç santrforun sorumluluğu da büyüyecekti. Gökmen’in uzun süre takımda kalması, bu devamlılığın kurulmasında kendisine yer açabildiğini gösterir.

Şampiyonluk kuşağında bir hücum oyuncusu

1968-1969 sezonunun ardından 1970-1971, 1971-1972 ve 1972-1973 şampiyonlukları geldi. Son üçü, Galatasaray’ın ülke liginde üst üste üç kez zirvede kaldığı ilk seriydi. Kulübün lig tarihi, bu dönemde Coşkun Özarı ile Brian Birch’ün görev aldığı ilk sezonu ve ardından Birch yönetiminde kazanılan unvanları ayrı ayrı anlatır. Gökmen, teknik yönetimdeki bu gelişmelerin ve takımın devam eden başarısının içinde yer aldı.

O kadronun hücumunu tek kişiye bağlamak mümkün değil. Mehmet Oğuz, Bülent Ünder, Metin Kurt ve Mehmet Özgül gibi isimler aynı takımın farklı ihtiyaçlarını karşılıyordu. Gökmen’in santrfor olarak varlığı, onların hazırladığı hücumların bitirilebileceği bir hedef sunuyordu. Bir golcünün çevresinde pası taşıyan, genişlik sağlayan ve ikinci topları takip eden oyuncular bulunması, ceza alanındaki işini kolaylaştırır. Şampiyonluk serisinin anlamı da aynı oyuncuların isimlerini tekrar etmekten öte, birbirini tamamlayan bu yapının birkaç sezon boyunca rekabet gücünü koruyabilmesidir.

Başarı sürdükçe rakiplerin Galatasaray’a hazırlanma biçimi de değişir. Şampiyonu yenmek isteyen takımlar, onun en belirgin tehditlerini sınırlamaya çalışır. Dolayısıyla bir santrforun sonraki sezonda da katkı vermesi, önceki yılın alışkanlıklarını aynen tekrar edebilmesine bağlı değildir. Takım arkadaşlarıyla bağını ve pozisyon alma kararlarını yeni karşılaşmalara uyarlamak zorundadır. Gökmen’in birden fazla şampiyon kadroda bulunması, bu sürekliliğin kariyerindeki önemini artırır.

Bayern karşısındaki zorlu ölçü

1972 sonbaharında Galatasaray, Şampiyon Kulüpler Kupası’nda Bayern Münih ile eşleşti. İstanbul’daki 1-1’in ardından Almanya’da 6-0 kaybedildi. Alman Futbol Federasyonu’nun sezon kaydı, Gökmen’i Metin Kurt ve Mehmet Özgül ile aynı hücum grubunda gösterir. Bu karşılaşmalar, ligde şampiyonluğa alışan bir takımın Avrupa’da başka bir rekabet düzeyiyle karşılaşmasının açık örneklerinden biridir.

Rövanştaki rakip kadroda Sepp Maier, Franz Beckenbauer, Gerd Müller ve Uli Hoeneß gibi isimler bulunuyordu. Böyle bir takıma karşı gol aramak, yerel ligdeki birçok karşılaşmadan farklı bir savunma baskısı ve topa sahip olma dengesi yaratıyordu. İstanbul’daki beraberliğin ardından rövanşta alınan ağır yenilgi, şampiyon Galatasaray’ın Avrupa’da karşılaştığı güçlükleri ortaya koydu. Gökmen için maçın büyük bölümü, üstünlüğü elinde tutan rakibe karşı hücum fırsatı aramakla geçti. Yerel başarı, böylesi bir eşleşmede aynı üstünlüğü kurmaya yetmiyordu.

Rapid Wien gecesinde turun değiştiği an

1 Ekim 1975’te Rapid Wien karşısında alınan 3-1’lik galibiyet, Gökmen’in Avrupa hatıraları içindeki en güçlü örneklerden biridir. İlk maç Viyana’da 1-0 kaybedilmişti. İstanbul’daki rövanşta Galatasaray’ın yalnızca kazanması yetmiyor, toplam skor ve deplasman golü hesabında da üstünlüğü bulması gerekiyordu. Karşılaşma 2-1 devam ederken tur rakibe yakındı. Gökmen’in son bölümde attığı gol, galibiyeti bir üst tura geçişe dönüştürdü.

2 Ekim 1975 tarihli Milliyet’in maç sayfası, Gökmen’in iki gol attığını, ilk golün pasını verdiğini ve üçüncü golde Mehmet Oğuz’un gönderdiği topu kafayla tamamladığını kaydeder. Bu, bir santrforun katkısının yalnızca son dokunuştan oluşmadığı bir karşılaşmadır. Başkasının golünü hazırlamış, kendisi iki kez bitirmiş ve eşleşmenin sonucunu değiştirmiştir. Futbolcuyu tanımlamak için soyut övgülerden daha güçlü bir kanıt sunar.

O son vuruşun değeri, takımın ihtiyaç duyduğu anda gelmesindeydi. Golcü, maç boyunca fırsat arasa bile her pozisyonu aynı rahatlıkla değerlendiremez; süre azaldığında savunmanın kalabalığı ve kendi takımının aceleciliği artar. Böyle bir anda doğru topa doğru yerde ulaşmak, ceza alanındaki oyuncunun temel işidir. Gökmen’in Rapid karşısındaki katkısı, fiziksel mücadelenin, zamanlamanın ve takım arkadaşının servisinin birlikte sonuca dönüşmesini gösteren bir örnek olarak hafızada kaldı.

Avrupa’nın başka yüzü: Anderlecht

Bir yıl sonra Avrupa yolunda çok daha sert bir eşleşme yaşandı. Galatasaray, 1976-1977 Kupa Galipleri Kupası’nda Anderlecht’e iki karşılaşmada da 5-1 yenildi. UEFA’nın iki kulübün geçmişini inceleyen dosyası, İstanbul’daki kadroda Gökmen’in yanında Fatih Terim, Mehmet Oğuz, Bülent Ünder ve Şevki Şenlen’in bulunduğunu doğrular. Rakibin kadrosunda ise Rensenbrink, Arie Haan ve Van der Elst gibi güçlü isimler vardı.

Gökmen iki maçta da Galatasaray’ın golünü attı. Rövanşın ertesi günkü gazete kaydı, İstanbul’daki tek golün ona ait olduğunu açıkça gösterir. Bireysel olarak gol bulmak, takımın savunma ve oyun sorunlarını tek başına çözememişti. Bu örnek, santrfor değerlendirmesinde önemli bir sınırı ortaya koyar: Gol atmak oyuncunun görevini yapmasıdır, fakat takımın sonucu birçok görevin birlikte yerine gelmesine bağlıdır. Gökmen’in Avrupa kariyerinde Rapid zaferiyle Anderlecht yenilgilerini birlikte görmek, rolünü daha gerçekçi anlatır.

Lig açılışlarında yeniden başlayan golcülük

Gökmen’in sürekliliği için yalnızca kupa maçlarına bakmak gerekmiyor. Galatasaray’ın lig açılışlarına ilişkin istatistik dosyası, yedi ayrı sezonun ilk haftasında gol attığını gösterir. Altınordu, PTT, Boluspor, Trabzonspor, Zonguldakspor, Diyarbakırspor ve Göztepe bu listenin rakipleridir. 1972-1973 sezonunun ilk haftasında PTT’ye karşı iki kez gol bulmuştur. Son üç açılışı ise 1977-1978, 1978-1979 ve 1979-1980 sezonlarında art arda gelmiştir.

Bu liste, bir futbolcunun yalnızca kariyerinin ilk parlak döneminde değil, yıllar sonra da takımı için başlangıç yapabildiğini gösterir. Yeni sezon, kadro ve antrenör değişiklikleriyle birlikte alışkanlıkların yeniden kurulduğu zamandır. Açılış maçlarındaki gol, sezonun nasıl biteceğini garanti etmez; fakat santrforun hazırlık döneminden yarışmaya geçişte katkı sunduğunu gösterir. Gökmen’in birbirinden uzak yıllarda aynı istatistikte görünmesi, Galatasaray hücumundaki uzun varlığını somutlaştırır.

Güçlü rakiplere karşı ürettiği goller

1977-1978 sezonu, önemli rakiplere karşı gol katkısı açısından dikkat çekicidir. Kulübün büyük maç istatistiklerine göre Gökmen o sezon Fenerbahçe’ye bir, Beşiktaş’a üç, Trabzonspor’a iki gol attı. Bu üç rakibe karşı toplam altı gol, onun ligdeki etkisini yalnızca sıradan bir toplamın ötesine taşır. Şampiyonluk yarışında ve taraftar beklentisinde ağırlığı bulunan karşılaşmalarda üretim yapmıştır.

Bir golcünün büyük maçtaki değeri, tek bir unutulmaz vuruştan da oluşabilir. Gökmen’in bu sezonu ise katkının farklı rakiplere yayıldığını gösterir. Rakip savunmaların oyuncu özellikleri değişirken gol bulmaya devam etmek, aynı çözümün her karşılaşmada yeterli olmadığını düşündürür. Buradan onun bütün gollerinin aynı teknikle geldiğini çıkaramayız; tam tersine, rakip ve maç çeşitliliği üzerine düşünmek gerekir. Santrforun kalıcı yararı, takımın karşılaştığı farklı sorunlarda sonuç üretebilmesidir.

Uzun bir dönemin tanığı ve aktörü

Gökmen’in sarı kırmızılı futbolculuğu 1980’de sona erdi. Metin Oktay ile başlayan takım arkadaşlığı, ilerleyen yıllarda başka hücum ortakları ve başka teknik direktörlerle devam etmişti. 2005’te kulübün yüzüncü yılı için hazırlanan Rüya Takımları organizasyonunun kadrosunda da adı bulunuyordu. Farklı kuşakların aynı etkinlikte buluşması, onun Galatasaray içindeki yerinin futbolculuk günleriyle kapanmadığını gösterdi.

Bugün Gökmen Özdenak’ın Galatasaray’a bıraktığı iz, yalnızca attığı gollerin toplamında durmuyor. Şampiyonluk serisinin içindeki emeği, Rapid Wien karşısındaki belirleyici katkısı ve zor dönemlerde devam eden golcülüğü birlikte bir değer oluşturuyor. Sarı kırmızılı takımın hücum hafızasında onun adına yer açan şey, bir dönemin başlangıcına da sonuna da katkıda bulunabilmesidir. Galatasaray’ın ihtiyacı değişirken Gökmen, yıllar boyunca gol aranan yerde olmaya devam etti.

Kapak fotoğrafı: Gökmen Özdenak, Galatasaray’da futbol oynadığı yıllardan bir arşiv fotoğrafında. Kaynak: Galatasaray SK. Arşiv fotoğrafı