Hasan Şaş topu aldığında Galatasaray hücumunun ritmi değişebilirdi. Rakibine doğru giden, yön değiştiren ve savunmanın yerleşimini bozan bir oyuncuydu. Bu hareketlilik, her zaman aynı sonuca ulaşmadı; bazen etkili bir pası, bazen golü, bazen de top kaybını beraberinde getirdi. Fakat rakibin rahatça yerleşmesine izin vermeyen futbolu, takımın farklı dönemlerinde önemli bir araç oldu. Onun Galatasaray hikâyesini yalnızca hırsı ya da çalımları üzerinden anlatmak yerine, bu özelliklerin belirli maçlarda nasıl sonuç ürettiğine bakmak gerekiyor.
1998’den 2009’a uzanan sarı kırmızılı futbolculuk dönemi, tek bir başarılı kadronun ömründen daha uzun. Hasan, Avrupa kupalarını kazanan takımda da sonraki yıllarda yeniden lig şampiyonluğu arayan kadrolarda da yer aldı. Bu süre içinde görevleri, etrafındaki oyuncular ve teknik direktörler değişti. Oyun içindeki etkisini anlamak için farklı yıllara dönmek bu yüzden önemli. Real Madrid karşısındaki bir hamle ile lig yarışındaki bir deplasman golü, aynı oyuncunun farklı şartlarda takımına nasıl katkı verebildiğini gösteriyor.
Adana’dan başlayan yol
Hasan Şaş profesyonel futbola Adana Demirspor’da adım attı. Galatasaray’ın Adana Demirspor karşılaşmalarına ilişkin arşiv yazısı, 29 Nisan 1995’te Ali Sami Yen’de Galatasaray’a rakip olduğunu kaydediyor. Adana ekibinin 3–0 kaybettiği maçta 77. dakikada oyuna girmişti. Yıllar sonra kendi sahası olarak tanıyacağı stada önce konuk takımın genç oyuncusu olarak çıkması, kariyerinin başlangıcıyla sonraki büyük dönem arasındaki bağı somutlaştıran bir ayrıntı.
Ardından Ankaragücü dönemi geldi. Hasan, 1998–1999 sezonu öncesinde Galatasaray’a transfer oldu. Bu geçişte önemli olan, zaten oturmuş bir şampiyon kadronun içine katılmasıydı. Önünde Hagi gibi bir oyun kurucu, yanında ve çevresinde görevleri belirgin oyuncular vardı. Yeni gelen bir hücumcunun bütün takımın kendisine göre değişmesini beklemesi mümkün değildi. Hasan’ın farkını, bu düzenin içinde top taşıma ve rakip eksiltme becerisiyle göstermesi gerekiyordu. Dolayısıyla İstanbul’daki ilk sınavı, yeteneğini ortak oyuna bağlayabilmekti.
İlk sezonlarda görünür olan hareket
30 Ağustos 1998’de İstanbulspor karşısında attığı iki gol, Hasan’ın yeni takımındaki erken katkılarından biriydi. Kulübün gol dökümü, o karşılaşmada onunla birlikte Tugay Kerimoğlu ve Hakan Şükür’ü de gol atan isimler arasında gösteriyor. Bu tür kayıtlar, Hasan’ın yalnızca oyunu hızlandıran bir kenar oyuncusu olarak düşünülmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Hücumu taşımanın yanında ceza alanına girmek ve doğrudan gol üretmek de katkısının bir bölümünü oluşturuyordu.
Galatasaray’daki ilk sezonunda lig ve Türkiye Kupası şampiyonlukları yaşadı. Bir yıl sonra aynı iki kupaya UEFA Kupası eklendi. Hasan bu güçlü kadro içinde her karşılaşmada aynı görevle yer almadı. Büyük takımların hücum çeşitliliği de zaten bundan doğar: Bir oyuncu ilk düdükten itibaren ihtiyaç duyulan çözümü sunarken, başka bir maçta sonradan girerek farklı bir tempo yaratabilir. Hasan, ilk on birde oynadığında top taşıyan, sonradan girdiğinde yorulan savunmaya karşı yeni hareket getiren seçeneklerden biriydi.
Real Madrid karşısında oyunu değiştiren bölüm
3 Nisan 2001’deki Real Madrid karşılaşması, Hasan’ın Galatasaray kariyerindeki en somut Avrupa örneklerinden biri. İlk yarıyı 2–0 geride kapatan takım, ikinci devrede üç gol bularak kazandı. UEFA’nın maç değerlendirmesi, Hasan’ın önce penaltı kazandırdığını, ardından Fatih Akyel’in sağdan çevirdiği topu gole dönüştürdüğünü anlatıyor. Böylece hem ilk golün oluşumunda hem eşitliği getiren vuruşta doğrudan rol aldı. Geri dönüşün hücum tarafındaki temel isimlerinden biri oldu.
Bu maç, onun oyununu sadece bireysel çalım diye tarif etmenin neden yetersiz olduğunu gösteriyor. Penaltıyı getiren hücum hareketi rakibi müdahaleye zorladı; ikinci golde ise arkadaşının hazırladığı pozisyonu tamamladı. Aynı oyuncu bir durumda alanı kendi hareketiyle açıyor, başka bir durumda açılmış alanı kullanıyordu. Hasan’ın hareketliliği takım arkadaşlarının katkısıyla birleştiğinde sonuç üretti. Geri dönüşü tek kişinin kahramanlığına indirmek yerine, birbirini tamamlayan bu görevleri görmek daha açıklayıcı. Fatih Akyel’in oyuna kattığı genişlik ve diğer hücumcuların varlığı da aynı hikâyenin parçalarıydı.
2002 şampiyonluğunda hazırlayan ve bitiren oyuncu
3 Nisan 2002’de Trabzonspor deplasmanında kazanılan 2–0’lık maçta Hasan’ın katkısı iki ayrı biçimde geldi. İlk golde Arif Erdem’i pasıyla buluşturdu; maçın son bölümünde ise dışarı çıkacağı düşünülen topu takip ederek ikinci golü attı. Dönemin UEFA haberi, bu iki anı ayrı ayrı aktarıyor. Bu kez sahne bir Avrupa gecesi değil, lig yarışının zor deplasmanlarından biriydi. Hasan’ın enerjisi, şampiyonluk için gereken puanı getiren somut işlere dönüştü.
28 Nisan’da Kocaelispor karşısında elde edilen 2–0 galibiyet, Galatasaray’ın 15. lig şampiyonluğunu kesinleştirdi. UEFA’nın şampiyonluk haberi, ilk golü Hasan’ın kafa vuruşuyla attığını kaydediyor. Onu yalnızca yerde top süren oyuncu olarak hatırlayanlar için bu ayrıntı önemli. Doğru zamanda ceza alanına girmek ve gelen topu tamamlamak, hareketli hücum oyuncusunun başka bir görevidir. Sezonun sonuca bağlandığı gün de bu katkı görünür oldu.
Bu iki karşılaşma, Hasan’ın 2002 yazına sadece bir turnuva adayı olarak değil, kulübünde etkili bir sezon geçirmiş oyuncu olarak girdiğini gösteriyor. Millî takımdaki yükselişi boşlukta ortaya çıkmadı. Galatasaray’da sorumluluk almak, haftalık rekabet içinde formunu geliştirmek ve farklı rakiplere karşı çözüm üretmek, o yazdaki performansının kulüp tarafındaki zeminini oluşturdu. Bir Dünya Kupası oyuncuyu daha geniş kitlelere tanıtabilir; fakat turnuvaya gelene kadar yaptığı çalışma ve oynadığı maçlar, hikâyenin görünmez başlangıcı olmamalı.
Dünya Kupası ile büyüyen tanınırlık
2002 Dünya Kupası’nda Hasan Şaş, Türkiye’nin üçüncülük yolculuğunun dikkat çeken oyuncularından oldu. Brezilya’ya karşı grup maçında attığı gol, onu uluslararası futbol izleyicisine tanıtan güçlü görüntülerden biriydi. Çin karşısındaki 3–0 galibiyette de gol buldu. 14 Haziran 2002 tarihli maç değerlendirmesi, Çin karşılaşmasındaki etkisini dönemin gözünden aktarıyor. Kulüpte bilinen top taşıma ve rakibin dengesini bozma özellikleri, bu kez çok daha geniş bir izleyici karşısında görünür hâle gelmişti.
Büyük turnuvalar bir oyuncunun hayatındaki beklentiyi de değiştirir. Artık her karşılaşmada aynı zirveyi tekrar etmesi istenir, transfer ihtimalleri performansın önüne geçebilir. Hasan’ın sonraki sezonunu değerlendirirken bu bağlamı atlamamak gerekir. Dünya Kupası’ndaki iyi oyun, bütün bir kariyerin geri kalanını otomatik olarak aynı seviyeye taşımaz. Futbolcu yeni beklentiyle yaşarken gündelik takım görevlerini sürdürmek zorundadır. Hasan’ın Galatasaray’da devam eden hikâyesi, kısa süreli uluslararası parıltıyla uzun kulüp bağlılığının her zaman kolay biçimde örtüşmediğini de gösteriyor.
2003’te kalma kararı ve devam eden kariyer
12 Haziran 2003 tarihli UEFA haberi, Hasan’ın Galatasaray’da kalma kararını duyurdu. Haberde önceki aylarda transfer tartışmalarının yoğunlaştığı ve Dünya Kupası sonrasında formunun dalgalandığı da belirtiliyordu. Dünya Kupası’nın ardından kulüpte aynı ritmi korumakta zorlandığı bir dönem yaşamıştı. Aynı oyuncu bir yıl önce dünyanın dikkatini çekerken, ardından daha zor bir sezon geçirebilmişti. Buna rağmen sarı kırmızılı formayla devam etmeyi seçti ve hikâyesine yeni sezonlar ekledi.
Sonraki yıllarda Galatasaray 2005–2006 ve 2007–2008 lig şampiyonluklarını kazanırken Hasan hâlâ kadrodaydı. İlk şampiyonluklarını yaşadığı takım arkadaşlarının bir kısmı ayrılmış, yeni oyuncular gelmişti. Böyle dönemlerde tecrübeli futbolcunun görevi de değişir. Her hücumun ana taşıyıcısı olmak yerine belirli bölümlerde oyuna yön vermek, genç oyuncularla yeni bağlantılar kurmak ve takımın değişen temposuna uyum sağlamak gerekebilir. Hasan’ın uzun dönemini değerlendirirken farklı yaşlardaki rollerini aynı beklentiyle ölçmemek gerekir. Süreklilik, aynı hareketi değişmeden tekrar etmek anlamına gelmez.
Futbolculuktan kulübeye uzanan bağ
Hasan’ın ilk şampiyonluklarıyla son şampiyonlukları arasındaki mesafe, kariyerini tek bir oyuncu grubuna bağlamamayı gerektiriyor. 1998–1999 ve 1999–2000’de Hagi’nin oyun kurduğu hücumun parçasıydı; 2001–2002’de Arif ile kurduğu bağlantı öne çıktı. 2005–2006 ve 2007–2008’de ise kadronun deneyimli isimlerinden biriydi. Bu beş lig zaferini aynı satıra yazmak kolay, her birinin farklı takım düzeni içinde kazanıldığını görmek daha öğretici. Hasan’ın Galatasaray’daki devamlılığı, yalnızca uzun süre sözleşmeli kalmak değil, bu değişen kadroların içinde yeniden görev bulabilmek anlamına geliyordu. Hareketli futbolunun kulüp hafızasında kalmasının nedenlerinden biri de, farklı dönemlerde farklı oyuncularla aynı formanın hücum yüküne ortak olabilmesidir.
Hasan Şaş 2008–2009 sezonunun ardından aktif futbolu bıraktı. Kulübün 2012 tarihli kariyer dökümü, 11 sezon içinde beş lig şampiyonluğu, üç Türkiye Kupası ve iki Avrupa kupası yaşadığını kaydediyor. Bu tablo, sadece 2000 ve 2002 üzerinden hatırlanan bir futbolcunun aslında daha geniş bir Galatasaray dönemine yayıldığını gösteriyor. Kupa sayıları tek başına kişisel performansı anlatmaz; fakat hangi takımların başarısında yer aldığını ve kulüpteki sürekliliğini gösteren bir çerçeve sunar.
2011’de Fatih Terim’in teknik ekibine katılması, kulüple ilişkisinde yeni bir görev anlamına geldi. 2011–2012 şampiyonluğuna bu kez antrenör olarak ortak oldu. Futbolcunun enerjisini teknik ekibin işine dönüştürmesi, saha içindekinden farklı bir sorumluluk gerektirir. Nisan 2019’dan geriye baktığımızda Hasan Şaş’ı önce topu taşıyan, rakibi rahatsız eden ve önemli maçlarda sonucu etkileyen futbolcu olarak hatırlıyoruz. Galatasaray hücumundaki izi, hırsın kendi başına değil, doğru koşu, pas ve bitirişle birleştiğinde değer kazanmasının somut örnekleriyle dolu.
Kapak fotoğrafı: Hasan Şaş, 2000 UEFA Kupası zaferinin ardından madalyasıyla. Kaynak: UEFA Europa League arşivi. Arşiv fotoğrafı



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap