Tugay Kerimoğlu denince gözümün önüne önce bir pas geliyor. Topun sertliğinin koşan arkadaşına göre ayarlandığı, rakibin beklediği yerin dışında bir kapı açıldığı o paslardan biri. Galatasaray taraftarının hafızasında onun yeri biraz da burada: Takımın hızını yalnızca koşarak değil, topun yolunu değiştirerek artırabilen bir orta saha oyuncusu. Florya’dan yetişip kaptanlığa uzanan, ardından İskoçya ve İngiltere’de farklı futbol düzenlerinin içinde kendine yer bulan bir kariyerden söz ediyoruz. Bu yolculuğun başlangıcında sarı kırmızılı forma var; sonraki duraklar ise o formayla öğrenilenlerin başka sahalarda nasıl karşılık bulduğunu gösteriyor.

Florya’dan A takımın sorumluluğuna

Tugay, 1987–1988 döneminde Galatasaray altyapısından A takıma uzanan kuşağın içindeydi. Kalıcı bir yer edinmesi hemen olmadı. Önünde deneyimli futbolcular, şampiyonluk beklentisi ve Avrupa karşılaşmalarının getirdiği rekabet bulunuyordu. Genç oyuncunun yeteneğinin görülmesi, her hafta ilk on birde oynayacağı anlamına gelmiyordu. Antrenmanda öğrendiklerini maçın temposunda uygulaması, fiziksel mücadeleye alışması ve top kendisindeyken doğru tercihi yapması gerekiyordu. Tugay’ın sonraki yıllarda rahat görünen oyununu, bu ilk dönemin forma mücadelesinden ayrı düşünmek zor.

TFF’nin futbolcu sicili, ilk profesyonel sözleşmesini 16 Temmuz 1990 başlangıcıyla kaydediyor. Sonraki yıllardaki sözleşme yenilemeleri de aynı kulüpteki devamlılığını gösteriyor. Bir altyapı oyuncusu için sözleşme, yalnızca yeni bir statü değildir; kulübün beklentisinin daha açık hâle gelmesidir. Artık gelişme ihtimalinin yanında bugünkü performans da değerlendirilir. Tugay’ın Galatasaray orta sahasında giderek daha fazla sorumluluk alması, yeteneğin bu gündelik sınavlarla olgunlaşmasının sonucuydu. Kulübün içinde büyümek ona bir aidiyet sağlıyordu, fakat sahada bu aidiyeti her sezon yeniden karşılaması gerekiyordu.

Genç kaptanın golle büyüyen sezonu

Galatasaray’ın Tugay portresi, 1993–1994 sezonunda henüz 23 yaşındayken kaptanlığa getirildiğini belirtiyor. Aynı sezon ligde 26 maça çıkıp 10 gol attı ve şampiyonluk yaşadı. Bir orta saha oyuncusu için bu gol katkısı, oyunu hazırlama sorumluluğunun yanına bitiriciliğin de eklenmesi demekti. Takım arkadaşlarının koşularını besleyen futbolcu, uygun anlarda kendisi de ceza alanına yaklaşabiliyordu. Tugay’ı yalnızca geriden uzun pas çıkaran oyuncu olarak hatırlamak, kariyerinin bu daha ileriye dönük bölümünü eksik bırakır.

Kaptanlık, onun Galatasaray’la bağını görünür kılan önemli bir aşamaydı. Fakat sahadaki ağırlığını yalnızca kolundaki banda bağlamıyorum. Topu isteyen, sıkışan arkadaşına bir çıkış yolu açan ve oyunun yönünü değiştirebilen futbolcu, kaptanlık görevi olmasa da takımın kararlarına etki eder. Tugay’ın futbolunda bana değerli gelen taraf, bu kararların pasla anlatılması. Bir kısa pas takım arkadaşını baskıdan kurtarabilir; doğru zamanda gönderilen uzun top rakibin yerleşimini bozabilir. Aynı becerinin farklı mesafelerde çalışması, orta sahanın takım üzerindeki etkisini genişletir.

Berlin gecesi ve Galatasaray’daki son aylar

26 Ekim 1999’da Hertha Berlin deplasmanında alınan 4–1’lik galibiyet, Tugay’ın Galatasaray’daki son döneminin güçlü Avrupa hatıralarından biri. UEFA’nın maç kaydında onun 81. dakikada attığı gol, Galatasaray’ı 3–1 öne geçiriyor. Okan Buruk’un son bölümdeki golüyle skor 4–1 oluyor. Tugay, yıllardır içinde bulunduğu takımın önemli bir deplasman galibiyetinde doğrudan sonuç üreten isimlerden biriydi. Orta saha oyuncusunun rakip kaleye yaklaşması, pas seçeneklerinin yanına beklenmedik bir bitiriş ihtimali ekliyordu.

2000 yılının ocak ayında Rangers’a geçti. Böylece Galatasaray’ın UEFA Kupası finalini oynadığı mayıs ayında artık başka bir kulübün futbolcusuydu. İstanbul’daki uzun dönemin ardından gelen ayrılık, onu alıştığı takım arkadaşlarından ve yerleşik rolünden uzaklaştırdı. Yeni ülkede adıyla birlikte geçmişi de biliniyordu; yine de yeni teknik ekibe ve tribünlere kendisini sahada göstermesi gerekiyordu. Galatasaray’da oluşan futbol birikimi, bundan sonra farklı bir dilin, farklı rakiplerin ve başka bir maç temposunun içinde sınanacaktı.

Rangers’ta savunmanın gerisinden oyuna bakmak

Rangers’ın Monaco deplasmanını 1–0 kazandığı Avrupa karşılaşması, Tugay’ın görev çeşitliliğini gösteren güzel bir örnek. Rangers’ın kendi maç anlatısında, onun bu mücadelede savunmanın gerisinde süpürücü rolüyle kullanıldığı ve savunmacılara verdiği desteğin önem taşıdığı aktarılıyor. Orta sahada top dağıtan bir futbolcunun daha geriye yerleşmesi, sahayı başka bir açıdan okumasını gerektirir. Önündeki boşluk genişlerken bir hata sonrasında arkasında kalan güvence azalır. Pas becerisinin yanında rakibin koşusunu önceden görmek de belirleyici hâle gelir.

Bu örnek, Tugay’ın oyununu tek bir mevki kutusuna yerleştirmenin neden yetersiz olduğunu anlatıyor. Topu iyi kullanan her futbolcu savunmada aynı işi yapamaz; savunmada görev alan her oyuncu da hücumu aynı rahatlıkla başlatamaz. Tugay’ın farklı düzenlerde değerlendirilebilmesi, bu iki iş arasındaki bağı kurabilmesiydi. Galatasaray’daki yıllarından sonra yeni bir takımda kendisine başka sorumluluklar verildiğinde bunları karşılayabilmesi, kariyerinin devamı açısından da anlamlı. Değişen formayla birlikte görevini yeniden öğrenmeye açık kalmıştı.

27 Eylül 2000’de Ali Sami Yen’e Rangers formasıyla dönmesi ise başka bir sınavdı. Galatasaray’ın 3–2 kazandığı karşılaşmada eski arkadaşlarına rakip oldu. Yıllarca birlikte hücum kurduğu arkadaşlarına karşı bu kez Rangers’ın oyun planını uygulamak, profesyonel futbolun değişen taraflarını görünür kılıyordu. Tribün için tanıdık olan oyuncu, sahada artık karşı tarafın planını uyguluyordu. Bu buluşma, Galatasaray ile bağının devam etmesiyle yeni kulübünün sorumluluğunu üstlenmesinin aynı anda mümkün olduğunu gösteren özel bir karşılaşma olarak hatırlanıyor.

Blackburn’de kabul görmek ve kalıcı olmak

2001’de Rangers’tan Blackburn Rovers’a geçti. İngiltere dönemi, kısa bir denemenin ötesine uzandı. UEFA’nın 14 Haziran 2004 tarihli haberi, 2003–2004 sezonunda kulübün yılın oyuncusu seçildiğini ve sözleşmesini uzattığını kaydediyor. Türkiye’den gelen bir orta saha oyuncusunun başka bir futbol ortamında böyle bir karşılık bulması, kariyerinin önemli eşiklerinden biri. Bir transfer ilk gün merak uyandırabilir; birkaç sezon sonra duyulan güven ise tekrar tekrar verilen performansla kazanılır.

Premier League’in yoğun mücadelesi içinde teknik becerinin değerini koruyabilmek, topu ne zaman bırakacağını bilmeyi de gerektirir. Her pozisyonda uzun süre düşünme imkânı bulunmaz. İlk kontrolün yönü, pas öncesinde çevreyi taramak ve arkadaşının hareketini erken görmek bu yüzden önemlidir. Tugay’ın İngiltere’deki kabulünü, Galatasaraylı bir futbolcunun dışarıda sevilmesi kadar, yetiştiği oyunun başka şartlarda da işe yaraması bakımından değerli buluyorum. Taraftarın ona bağlanması, futbolun ortak dilinin yalnızca gol sevinçlerinden oluşmadığını gösteriyordu.

Dortmund’da millî formaya veda

5 Haziran 2007’de Dortmund’da oynanan Türkiye–Brezilya karşılaşması, Tugay’ın millî takıma vedası oldu. Maç golsüz bitti. UEFA’nın aynı gün yayımladığı maç haberi, onun onuncu dakikada alkışlar eşliğinde oyundan çıktığını anlatıyor. Bu kısa süre, yıllara yayılan bir millî takım ilişkisinin törensel sonuydu. Sonuç tabelası 0–0 gösterse de o akşamın anlamı yalnızca iki takımın birbirine gol atamaması değildi; bir kuşağın tanıdığı futbolcu, ay yıldızlı formayla son kez sahadaydı.

Veda maçlarında futbolcunun bütün kariyeri birkaç dakikaya sığdırılır. Oysa bu alkışın arkasında ilk davet, forma rekabeti, kazanılan karşılaşmalar ve istenen sonucun alınamadığı günler bulunur. Tugay’ın vedası da uzun süre üst düzeyde kalabilmenin nasıl bir birikim oluşturduğunu düşündürüyor. Kulüp taraftarlığının dışında başka bir ortak hafıza vardır; millî forma o hafızayı buluşturur. Galatasaraylıların kendi altyapılarından çıkan futbolcuya duyduğu yakınlık, o gece daha geniş bir tribünle aynı duyguda birleşiyordu.

Florya’ya bu kez yetiştirici olarak dönüş

Aktif futbolculuğunu 2009’da tamamladıktan sonra yolu yeniden Galatasaray’a döndü. 4 Mart 2010’daki kulüp açıklamasında, futbol altyapısının başına gelişi duyuruldu. Florya’daki törende Adnan Polat ve Fatih Terim de bulunuyordu. Genç oyuncu olarak kapısından girdiği yerde bu kez başkalarının gelişiminden sorumlu olacaktı. Bu dönüş, biyografisindeki halkayı tamamlayan bir görüntü sunuyor: Kulüpten aldığı futbol eğitimini, Türkiye dışında biriktirdiği deneyimle birlikte yeni kuşaklara aktarma imkânı.

İyi futbolcu olmakla iyi yetiştirici olmak farklı emekler ister. Bir hareketi kendiliğinden yapabilen oyuncunun, o hareketi öğrenen gence nedenini ve zamanını anlatabilmesi gerekir. Tugay’ın dönüşünü anlamlı kılan imkân da burada. Pasın yalnızca teknik biçimini değil, maçın içinde hangi sorunu çözdüğünü gösterebilecek bir deneyim vardı. Altyapı ile A takım arasındaki bağ güçlendiğinde genç oyuncu, ileride kendisinden ne bekleneceğini daha erken anlayabilir. Florya’da başlayıp başka liglerde genişleyen bir kariyerin kulübe sağlayabileceği katkı, bu deneyimin günlük çalışmaya dönüşmesinde bulunuyor.

Tribünün yeniden karşıladığı futbol aklı

Mayıs 2012’deki Trabzonspor karşılaşması öncesinde Tugay, Galatasaray’ın eski futbolcularını tribünle buluşturduğu programda ağırlandı. Kulübün tören haberi, kendisine plaket verildiğini ve Galatasaray döneminden görüntülerin gösterildiğini kaydediyor. Futbolcunun ayrılığından yıllar sonra aynı taraftarla yeniden buluşması, sahada kurulan bağın sözleşmeyle sona ermediğini gösteren sade bir an. Genç oyuncu, kaptan ve yurt dışında başarılı olmuş orta saha; aynı kişinin farklı dönemleri o karşılamada yan yana geliyordu.

Aralık 2018’den geriye baktığımda Tugay’ın Galatasaray tarihindeki yerini en iyi anlatan şeyin oyunu düşünme biçimi olduğunu görüyorum. Taraftarın hatırladığı bir gol ya da kaptanlık fotoğrafının yanında, daha sessiz kalan yüzlerce pas var. Takım arkadaşını rahatlatan, hücumun yönünü değiştiren, acele edilmesi gerekmeyen anda topun değerini koruyan kararlar. Galatasaray’dan çıkan bu futbol aklının farklı liglerde karşılık bulması, kulübün yetiştirici kimliğinin de parçası. Tugay’ın izi, Florya’da başlayan bir yeteneğin öğrenmeye devam ederek ne kadar uzun bir yola çıkabileceğinde saklı.

Kapak fotoğrafı: Tugay Kerimoğlu, Galatasaray formasıyla sevinirken. Kaynak: Turkuvaz arşiv görseli; aynı fotoğraf Football’s Finest / FCN Blog kaynaklı biyografide doğrulandı. Arşiv fotoğrafı