Galatasaray’ın 1980’lerin sonunda büyüyen iddiasını anlatırken önce kalabalık tribünler, Tanju’nun golleri ve Prekazi’nin sol ayağı hatırlanır. Uğur Tütüneker ise bu fotoğrafın tam ortasında durur. Hücumun yalnızca son vuruştan oluşmadığını, orta sahadan gelen desteğin de sonuç kadar belirleyici olduğunu gösteren isimlerdendir. Onun Galatasaray’daki yerini, topu ileriye taşıyan futbolcuyla ceza alanına yaklaşınca sorumluluk alan futbolcuyu birlikte düşünerek anlamak gerekir. Uğur, takımın oyununa katılırken gol tehlikesini de yanında taşıyordu. Bu yüzden sarı kırmızılı yılları, tek bir unutulmaz karşılaşmanın çevresine sığmayacak kadar geniştir.
Onu özel kılan, birbirinden farklı Galatasaray takımlarında karşılık bulabilmesidir. Derwall döneminin şampiyonluk arayışında da, Mustafa Denizli’nin Avrupa yolculuğunda da, 1990’ların başındaki kadro değişiminde de adı vardır. Bir dönemin yıldızları ayrılırken ve başka oyuncular sorumluluk alırken orta sahadaki bağ bütünüyle kopmamıştır. Uğur’un hikâyesi, bu geçişin futbol üzerinden anlatılabilecek en iyi örneklerinden biridir.
Bursa’dan gelen, Avrupa’da yetişen bir futbolcu
Uğur Tütüneker, 2 Ağustos 1963’te Bursa’da doğdu. Futbol gelişimini Avrupa’da sürdüren ve Türkiye’ye gelerek üst düzey takımlarda yer bulan kuşağın içindeydi. TFF’nin Erdal Keser söyleşisi, Erhan Önal, İlyas Tüfekçi ve Keser ile birlikte Uğur’u da bu kuşağın öncü isimleri arasında sayar. Aynı yıllarda Galatasaray’da buluşan bu oyuncular, farklı futbol ortamlarında edinilmiş alışkanlıkları aynı takıma taşıyordu. Uğur’un gelişi böyle bir kadro anlayışının parçasıydı.
Bir orta saha oyuncusu açısından bu buluşmanın değeri, çevresindeki futbolcuların hareketlerini okuyabilmesinde yatar. Takım arkadaşı pas için yaklaşacak mı, savunmanın arkasına mı koşacak, yoksa topu saklamak için mi duracak? Oyunun akışı, bu soruların her pozisyonda yeniden cevaplanmasını ister. Uğur gibi hücumla bağlantı kuran bir oyuncunun işi yalnızca ayağındaki topu temiz kullanmak değildir. Pası verdikten sonra tekrar oyuna girmek, arkadaşına ikinci seçeneği göstermek ve hücumun devamında yeniden ulaşılabilir olmak da aynı görevin içindedir.
Derwall’in son sezonunda kazanılan şampiyonluk
1986-1987 sezonunda Uğur, Savaş Koç ve Mirsad Kovaçeviç ile birlikte Galatasaray kadrosuna katılan isimler arasındaydı. Jupp Derwall’in üçüncü sezonu, on dört yıllık lig şampiyonluğu bekleyişinin sona erdiği dönem oldu. Kulübün Derwall anlatısı, orta sahadaki baskıyı ve savunmadan hücuma verilen desteği bu takımın özellikleri arasında gösterir. Uğur, yalnızca şampiyon olacak bir kadroya eklenmedi; birlikte hareket etme alışkanlığı gelişen bir takımın hücum seçeneklerinden biri oldu.
Orta sahadan gol aramak, böyle bir düzende ilave sorumluluk getirir. Oyuncu ileri çıktığında gerisindeki boşluğun nasıl kapanacağını bilmek zorundadır. Aksi halde hücuma yapılan her katkı, rakibin kullanabileceği yeni bir koridora dönüşür. Uğur’un şampiyon kadrodaki yerini değerlendirirken bu karşılıklı bağlılık önem kazanır. Takımın bir bölümü hareketlenirken diğer bölümün dengeyi koruması gerekir. Derwall’in Galatasaray’ında oyuncuların birbirine yakın çalışması, yaratıcı futbolun disiplinle birlikte yürüyebileceğini gösteriyordu. Uğur da bu birlikteliğin hücuma dönük yüzlerinden biriydi.
Neuchâtel gecesinde iki farklı eşik
9 Kasım 1988’de Neuchâtel Xamax karşısında alınan 5-0’lık galibiyette Uğur iki, Tanju üç gol attı. Uğur’un ilk golü maçı açtı; ikinci golü toplam skordaki üç gollük farkı kapattı. Kulübün Avrupa maçları dosyasında yer alan bu dağılım, gecenin neden yalnızca bir golcünün hikâyesi olmadığını anlatır. Galatasaray’ın geri dönüşü, orta sahadan gelen bitirici katkıyla santrforun üretiminin birleşmesiyle gerçekleşti.
İlk gol ile skoru eşitleyen gol, aynı karşılaşmada farklı psikolojik yükler taşır. Birincisi arayışı somutlaştırır: Rakip kalenin açılabileceği görülür. Diğeri ise artık ulaşılamaz sanılan farkın kapandığını gösterir. Uğur iki noktada da doğrudan sonuca dokundu. Bu başarıyı, yalnızca takım arkadaşlarına top dağıtan bir oyuncunun tesadüfen ileri çıkması gibi okumak eksik olur. Orta sahanın skor tehdidi taşıması, savunmanın bütün dikkatini Tanju’ya vermesini zorlaştıran ayrı bir hücum imkânıdır.
Uğur’un o akşamdaki payı, merkez oyuncusunun ceza alanıyla ilişkisini de görünür kılar. Bir savunma çizgisi, önündeki santrforu takip ederken geriden gelen hareketi gözden kaçırabilir. Orta sahadan yapılan katılımın değeri, yalnızca sayısal fazlalık değildir; rakibin eşleşme düzenini değiştirmesidir. Neuchâtel maçının gol tablosu, Galatasaray hücumunun tek kişiye kapanmadığını bütün açıklığıyla gösterir.
Avrupa’da bir maçtan daha uzun yol
Galatasaray aynı sezon Monaco’yu da geçerek Şampiyon Kulüpler Kupası’nda yarı finale ulaştı. Yarı finalde Steaua Bükreş’e karşı oynanan ilk maç 4-0 kaybedildi; İzmir’deki rövanş 1-1 bitti. Uğur, kulübün yayımladığı yarı final kadrolarında yer alıyordu. Karşı tarafta Hagi, Lacatuş, Piturca ve Dimitrescu gibi isimler bulunuyordu. Yolculuk, büyük bir yükseliş kadar, Avrupa’nın en güçlü takımlarıyla karşılaşıldığında ortaya çıkan zorlukları da içeriyordu.
Bu iki maç, hücum bağlantısının güçlü rakip karşısındaki sınırlarını düşünmek için de anlamlıdır. Orta saha baskı altında geriye itilirse, ileriye gönderilen top çoğu zaman takım arkadaşından çok rakibe yaklaşır. Hücum oyuncuları arasındaki mesafe uzadığında ikinci topu toplamak ve yeniden pas seçeneği olmak zorlaşır. Uğur’un bulunduğu kuşağın Avrupa tecrübesi, yalnızca cesaret kazanmakla açıklanamaz. Bu kadro, topu istediği bölgeye taşıyamadığı karşılaşmalar da oynadı; yarı final seviyesi, takımın gelişiminin yanında henüz aşamadığı mesafeyi de gösterdi.
Monaco eşleşmesinin iki ayağı ise farklı bir sınavdı. Deplasmandaki 1-0’lık galibiyetin ardından rövanş, ceza nedeniyle Köln’de oynandı ve 1-1 sona erdi. Böylece Galatasaray aynı Avrupa sezonunda hem üç gollük farkı kapatmayı hem de elindeki üstünlükle tur geçmeyi başarmıştı. Orta sahadaki görev, skorun istediği oyuna göre değişiyordu. Sürekli ileri gitmek gereken bir akşamla rakibin risk aldığı karşılaşmada aynı kararları vermek mümkün değildi. Uğur’un kadrodaki sürekliliği, bu farklı ihtiyaçların içinde anlam kazanır.
1993 finalinde değişen rol
1990’ların başında Galatasaray’ın hücumunda yeni isimler belirginleşti. Arif Erdem ve Hakan Şükür ileri uçta, Tugay Kerimoğlu orta sahada daha büyük sorumluluk alıyordu. Uğur bu değişimin içinde kalmayı sürdürdü. 1993 Türkiye Kupası finalinin iki karşılaşmasında da oyuna sonradan katıldı. İlk maçta Suat Kaya’nın, rövanşta Hakan Şükür’ün yerine girdi. Galatasaray, Beşiktaş karşısındaki 1-0 ve 2-2’lik sonuçlarla kupayı aldı. Bu değişiklikler TFF’nin final dosyasında kayıtlıdır.
Bu tablo, deneyimli bir futbolcunun takımdaki değerinin ilk on birde başlamaktan ibaret olmadığını gösterir. İki ayaklı finalde oyuna giriş anı, başlı başına ayrı bir görevdir. Takımın o dakikadaki ihtiyacını hızla okumak, ritme uyum sağlamak ve topun kıymetini bilmek gerekir. Uğur artık yalnızca yeni kurulan bir takımın hücum gücü değildi; değişen oyuncu grubuna deneyim taşıyan isimlerden biriydi. Bu rolü, geçmişteki büyük gecelerin itibarına yaslanarak değil, sahadaki güncel ihtiyaca cevap vererek sürdürmek gerekiyordu.
Üstelik rövanş sıradan bir final değildi. Suat Kaya ve Falko Götz kırmızı kart görmüş, Galatasaray dokuz kişi kalmıştı. Uğur, böyle bir ortamda yetmiş beşinci dakikada oyuna girdi. Eksik takımda pas istasyonu olmak, topu aldığında yalnızca ileriye bakmaktan daha fazlasını gerektirir. Rakibin baskısını bir anlığına kırabilmek bile takım arkadaşlarına yerleşme zamanı kazandırır. Uğur’un bu finaldeki görevi, geçmişteki golcü katkısından farklıydı; elindeki avantajı korumaya çalışan takımın oyun içinde kalmasına yardım etmekti.
Forma değişince sorumluluk da değişti
Tütüneker’in Galatasaray dönemi 1996’ya kadar uzandı. TFF futbolcu kaydındaki son sözleşmesi, 1994-1996 aralığını gösterir. Ardından teknik direktörlük hayatında farklı kulüplerde görev aldı. Sarı kırmızılı takımın bir dönem oyun kuran futbolcusu, bu kez kendi takımına Galatasaray karşısında çözüm aratıyordu. 2014’teki Çaykur Rizespor karşılaşması öncesinde kulübün hazırladığı dosya, Yozgatspor, Kasımpaşa ve Konyaspor ile Galatasaray’a rakip olduğu dönemleri de hatırlatıyordu.
Özellikle Kasımpaşa’nın 2007-2008 sezonundaki 1-0’lık galibiyeti, bu ilişkinin sahada duygusal bir törene dönüşmediğini gösteren örneklerden biridir. Eski kulübünü tanımak bir avantaj olabilir; fakat teknik direktörün önceliği elindeki oyuncuların yapabildikleridir. Uğur’un farklı kadrolarla yaşadığı bu deneyim, futbolculuğundaki oyun bağlantılarını artık başka bir yerden değerlendirmesini gerektiriyordu. Oyuncuyken bizzat verdiği kararı, teknik adamken takımına uygulatması gerekiyordu.
Orta sahadan kulübeye taşınan birikim
2013-2014 sezonunun son bölümünde Çaykur Rizespor’un başında ligde kalma mücadelesi verdi. TFF’nin sezon değerlendirmesine göre Rizespor, onun yönetimindeki son on üç haftada yirmi bir puan topladı. Galatasaray’daki büyük hedeflerin ardından bu defa başka bir tablonun baskısı vardı. Her puanın alt sıralardaki mesafeyi etkilediği yarışta, oyuncuların güvenini korumak ve kısa sürede uygulanabilir bir düzen kurmak gerekiyordu.
Futbolculukla teknik adamlık arasındaki fark burada belirginleşir. Orta sahada top kendisindeyken çözümü doğrudan üretebilen Uğur, kulübede aynı çözümün başka oyuncular tarafından bulunmasını bekliyordu. Bu nedenle deneyimi aktarmanın yolu, kendi oynadığı yılları sürekli hatırlatmaktan değil, takımın o günkü sorununu açık biçimde tarif etmekten geçer. Galatasaray’da farklı görevlerle uzun süre forma giymiş olması, bu değişkenliğin ne anlama geldiğini yakından tanımasını sağlıyordu. Sahadaki rol değişimi, kulübede de karşısına çıkan bir gerçekti.
Galatasaraylıların hafızasında ise Uğur’un yeri hâlâ orta sahadadır. Neuchâtel gecesinde skoru değiştiren, farklı kuşaklarla aynı formayı paylaşan ve hücuma bağlantı sağlayan futbolcu olarak hatırlanır. Bence onun sarı kırmızılı hikâyesinin en güçlü tarafı, bu görevlerin birbirini dışlamamasıdır. Pas vermek, gol aramak ve değişen takıma uyum sağlamak aynı futbolculuğun parçalarıdır. Uğur Tütüneker, Galatasaray’ın oyun aklını anlatırken adının geçmesini, tam da bu sorumlulukları birlikte taşımasına borçludur.
Kapak fotoğrafı: Uğur Tütüneker’in Galatasaray futbolculuk yıllarından arşiv fotoğrafı. Kaynak: üzerinde oyuncunun adı yazılı dönem posteri / Kitantik. Arşiv fotoğrafı



Yorumlar (0)
Bu yazıya ilk yorumu sen bırak. Sarı kırmızıya dair fikrini paylaş.
Yorum yap