Bir kalecinin kulüp tarihindeki yeri, yalnızca kaç gol yemediğiyle ölçülmüyor. Takımı hücuma çıktığında geride bıraktığı güven, zor bir deplasmanda ayakta tuttuğu skor ve büyük maçta verdiği doğru karar da bu tarihin parçası. Zoran Simoviç, Galatasaray’da 1984 ile 1990 arasındaki altı sezonunda böyle bir yer edindi. Lig şampiyonluklarının ve 1989 Avrupa yarı finalinin kalecisi olarak hatırlanıyor; fakat onu özel kılan, aynı yılların daha az konuşulan maçlarında da görülebiliyor.

İstanbul’a Avrupa tecrübesiyle geldi

Simoviç’in Galatasaray’dan önceki önemli durağı Hajduk Split’ti. Hajduk’un maç arşivi, onu 1980–81 sezonunda takımın kalesinde gösteriyor. Yugoslav futbolunun güçlü rekabet ortamından gelen kaleci, Türkiye’ye yalnızca bir yabancı transferi olarak ulaşmadı. Büyük kulüp beklentisini, uluslararası eşleşmeleri ve iki maç üzerinden oynanan Avrupa turlarının baskısını daha önce yaşamıştı. Bu birikim, yeniden şampiyon olmak isteyen Galatasaray’ın ihtiyacıyla örtüşüyordu.

Hajduk’un resmî tarih incelemesi, 1983–84 UEFA Kupası’nda Universitatea Craiova karşısındaki katkısını somut biçimde anlatıyor. İlk maçı 1–0 kaybeden Hajduk, rövanşı aynı skorla kazandı. Uzatmalarda eşitlik bozulmayınca penaltılara gidildi; Simoviç iki penaltı kurtardı ve Split takımı turu geçti. O sezon Hajduk, Tottenham’a elendiği yarı finale kadar ilerledi.

Bu deneyimin Galatasaray yıllarıyla güçlü bir bağlantısı var. Skorun uzun süre dengede kaldığı ya da tek golün bütün eşleşmeyi değiştirebildiği karşılaşmalarda kalecinin payı büyür. Simoviç, İstanbul’a gelmeden önce bu tür bir turun doğrudan belirleyicisi olmuştu. Birkaç yıl sonra sarı kırmızılı takımın Avrupa yürüyüşünde üstleneceği sorumluluk, ona bütünüyle yabancı değildi.

1984 transferi ve değişen Galatasaray

Simoviç, 2010’da Galatasaray medyasına verdiği söyleşide transferini kendi ağzından anlattı. 1984 Avrupa Şampiyonası’nın ardından Nottingham Forest’a gitme ihtimali oluşmuş, ancak anlaşma gerçekleşmemişti. Sonrasında Tomislav İviç’in kendisini aradığını ve Galatasaray’a geldiğini aktardı. Bu anlatı, kariyerindeki İstanbul sayfasının başlangıcını açıklıyor: Gerçekleşmeyen bir İngiltere yolculuğunun ardından başka bir futbol ortamında uzun süreli bir bağ kuruldu.

Aynı yaz Galatasaray’ın teknik yönetiminde Jupp Derwall dönemi başladı. Kadronun yeniden yapılanması, antrenman alışkanlıklarının gelişmesi ve şampiyonluk beklentisi bir aradaydı. Kaleci transferi de bu bütünün parçasıydı. Takımın ileride daha cesur oynayabilmesi için, savunmanın arkasında güvenebileceği bir oyuncuya ihtiyacı vardı. Simoviç’in Galatasaray’daki yerini yalnızca sonradan kazanılan kupalarla değil, bu başlangıç şartlarıyla birlikte düşünmek gerekiyor.

İlk sezonunda Türkiye Kupası kazanıldı. Derwall yönetimindeki Galatasaray’ın 1985 finalinde Trabzonspor’u geçmesi, uzun bir dönüşümün ilk somut sonuçlarından biriydi. Simoviç’in kalede olduğu yıllar daha sonra iki lig şampiyonluğu ve Avrupa’da daha ileri hedeflerle devam edecekti.

Kaleyi savunmak, oyunu yeniden başlatmak

Simoviç’in dikkat çeken özelliklerinden biri, topu oyuna sokma biçimiydi. Kulübün kalecilik portresi, uzun degajlarını ve gerektiğinde libero gibi oyuna katılmasını özellikle vurguluyor. Bu nitelikler, kaleciyi yalnızca çizgi üzerinde şut bekleyen bir oyuncu olmaktan çıkarır. Topu kazandıktan sonra verilen ilk pas veya yapılan uzun vuruş, hücumun nerede ve hangi hızla başlayacağını etkiler.

Galatasaray’ın farklı hücum seçenekleri bulunan kadrosunda bunun karşılığı vardı. Rakibin yerleşmesini beklemeden ileriye gönderilen top, savunma arkasını değerlendirmek için fırsat yaratabilirdi; daha kontrollü bir başlangıç ise takımın yeniden birlikte hareket etmesini sağlayabilirdi. Bu, her uzun topun isabetli olduğu anlamına gelmez. Simoviç’in oyununa ilişkin önemli nokta, kalecilik görevinin kurtarıştan sonra da sürmesiydi.

Altı sezona yayılan 188 lig karşılaşması, bu rolün kısa bir form dönemine dayanmadığını gösteriyor. Kalecilikte devamlılık, yalnızca sahaya çıkmak değildir; değişen savunmacılarla iletişim kurmayı, farklı rakip hücumlarına hazırlanmayı ve yapılan hatanın ardından yeniden oynamayı da içerir. Simoviç, Galatasaray’ın değişen kadroları içinde bu sürekliliği sağlayan isimlerden biri oldu.

Bu devamlılığın bir örneği, 1985–86 sezonunun ilk yarısında ortaya çıkmıştı. 18 Ocak 1986 tarihli Cumhuriyet değerlendirmesi, Simoviç’in oynadığı 18 lig maçında yalnızca sekiz gol yediğini kaydediyor. Bu tablo, henüz lig şampiyonluğu gelmeden önce kalede kurulan düzeni gösteriyor. Başarısı sadece Avrupa gecelerindeki birkaç önemli kurtarıştan oluşmuyordu; haftalar boyunca sürdürülen bir performans vardı. Savunmanın rakibe verdiği fırsatlarla kalecinin müdahaleleri birlikte sonuç üretmiş, Galatasaray sezonun ilk bölümünde rakiplerine kolay gol imkânı tanımayan bir takım olmuştu.

Şampiyonluk kadar, zor deplasmanda kazanılan puan

1987’de Eskişehirspor karşısında gelen 2–1’lik galibiyet, Galatasaray’ın on dört yıllık lig şampiyonluğu bekleyişini bitirdi. Simoviç, yıllar sonra kendisi için unutulmaz maç sorulduğunda bu karşılaşmayı öne çıkarıyordu. Ardından 1988’de bir lig şampiyonluğu daha yaşadı. Kulübün yeniden zirveye yerleştiği bu dönemde kalenin aynı isme emanet olması, takımın sürekliliğinin önemli parçalarından biriydi.

Ancak her değerli kaleci performansı kupanın kazanıldığı güne denk gelmez. 19 Şubat 1989’daki Adanaspor deplasmanı bunun iyi bir örneği. Galatasaray’ın Avrupa’da Monaco ile karşılaşmaya hazırlandığı dönemde oynanan lig maçı 0–0 bitti. Yusuf Altıntaş’ın kırmızı kartından sonra sarı kırmızılı takım on kişi kaldı. Cumhuriyet’in ertesi günkü maç haberi, özellikle ikinci yarıda Simoviç’in performansını öne çıkarıyor ve Galatasaray’ın yenilmeden dönmesindeki payını belirtiyor.

Bu karşılaşma, kaleciye duyulan güvenin nasıl oluştuğunu açıklıyor. Önündeki takım istediği oyunu kuramadığında, hücum üretimi azaldığında veya eksik kaldığında kalecinin görevi büyür. Adana’daki bir puan, şampiyonluk fotoğraflarında görünmez; fakat uzun bir sezonun gerçek işi böyle maçlarda da yapılır.

1989 Avrupa yolunun sessiz yarısı

Galatasaray’ın 1988–89 Şampiyon Kulüpler Kupası yolculuğu, Rapid Wien karşısındaki 2–1’lik deplasman yenilgisinden sonra İstanbul’da 2–0 kazanılmasıyla sürdü. Neuchâtel Xamax önünde ise 3–0’lık yenilgi, Ali Sami Yen’de 5–0’lık galibiyete dönüştü. İki rövanşın golleri sık sık anlatılıyor. Aynı maçlarda Galatasaray kalesinin gole kapalı kalması da turun hesabını belirledi. Özellikle Xamax eşleşmesinde yenilecek tek gol, gereken gol sayısını ve maçın bütün psikolojisini değiştirebilirdi.

Avrupa kupaları arşivindeki sonuçlar, bu takımın farklı biçimlerde kazanabildiğini gösteriyor. Bir turda geriden gelip çok sayıda gol buluyor, sonraki turda deplasmanda elde ettiği dar avantajı koruyordu. Simoviç’in görevi de her maçta aynı değildi: Bazen ileri çıkan takımın arkasında kalıyor, bazen rakibin baskısı altında son engel oluyordu.

Monaco deplasmanında alınan 1–0’lık galibiyet, yarı final yolunun en değerli sonuçlarından biriydi. Rakip sahada gol bulmanın yanında, avantajın tek gol olarak korunabilmesi ikinci karşılaşmanın şartlarını değiştirdi. Köln’deki rövanşa Galatasaray eşit başlangıçla değil, elinde savunulacak bir üstünlükle çıktı.

Köln’de Monaco karşısında verilen sınav

15 Mart 1989’da Köln’de oynanan Monaco rövanşı 1–1 sonuçlandı ve Galatasaray yarı finale yükseldi. Prekazi’nin uzak mesafeden attığı gol bu gecenin simgesi oldu. Fakat maçın kalecilik tarafını görmek için dönemin haberine bakmak yeterli. 16 Mart tarihli Cumhuriyet, Simoviç’in Amoros’un şutları karşısındaki başarısını ve ikinci yarıda Sonor’un önüne atılarak engellediği tehlikeyi anlatıyor.

Monaco’nun George Weah ile eşitliği yakalamasının ardından bir gol daha bulması, eşleşmenin sonucunu değiştirebilirdi. Galatasaray kalan bölümde bu gole izin vermedi. Böyle bir maçta kalecinin müdahalesi, yalnızca tek pozisyonun sonucu değildir; sonraki dakikaların oynanabilir kalmasını sağlar. Simoviç’in önündeki savunmayla birlikte üstlendiği iş, Prekazi’nin golünün tur getiren değerini korudu.

Simoviç daha sonra bu karşılaşmayı anlatırken yaşadığı yoğun stresi ve zamanın geçmek bilmemesini hatırlıyordu. Dışarıdan güven veren bir kalecinin içeride baskı hissetmesi çelişki değil. Güven, heyecanın yokluğundan değil, o heyecanın içinde görevi sürdürebilmekten doğuyor. Köln karşılaşması onun Galatasaray’daki yerini bu yönüyle de açıklıyor.

Kahramanmaraşspor’a atılan sıra dışı gol

Simoviç’in sarı kırmızılı yıllarında rakip kalede de küçük ama unutulmaz bir iz var. 1988–89 sezonunda Ali Sami Yen’de oynanan Kahramanmaraşspor maçında penaltıdan gol attı. Kulübün 2012 tarihli maç dosyası, Tanju Çolak’ın bulunmadığı karşılaşmada Simoviç’in 38. dakikadaki vuruşuyla skorun 5–0 olduğunu, maçın 6–0 tamamlandığını kaydediyor.

Bir kalecinin golü, doğal olarak daha çok hatırlanır; çünkü alışılmış görev dağılımını kısa süreliğine tersine çevirir. Simoviç, ceza sahasının karşı tarafında bu kez golü önleyen değil, atmaya çalışan oyuncuydu. Galatasaray’ın farklı galibiyetine eklenen bu penaltı, onun hücumdaki kısa ziyaretiydi. Asıl işi altı sezon boyunca kendi ceza sahasındaydı: Rakibin son vuruşunu karşılamak, savunmanın arkasını korumak ve kazanılan topu yeniden takımına vermek.

Muslera ile buluşan iki kaleci kuşağı

27 Şubat 2017’de Beşiktaş derbisi öncesinde Simoviç yeniden Galatasaray taraftarının karşısına çıktı. 188 lig maçına ulaşarak kendisinin sayısını yakalayan Fernando Muslera’ya ödül verdi; kendisi de kulübün teşekkür plaketini aldı. Resmî tören haberi, iki kalecinin birlikte taraftarı selamladığı bu buluşmayı kaydediyor.

Bu görüntü, aradan geçen yıllara rağmen Simoviç’in Galatasaray kalesi konuşulurken neden hâlâ anıldığını gösteriyor. Onun döneminde tribünde olanlarla Muslera’yı izleyerek büyüyenler, aynı mevkideki iki uzun soluklu emeği birlikte gördü. Kaleciler farklı takımlarla, farklı futbol şartlarında çalışmıştı; ortak noktaları, taraftarın geriye baktığında güven duymak istediği yerde bulunmalarıydı.

Simoviç’in mirası bu yüzden tek bir kurtarışa veya bir rekora sığmıyor. Hajduk’ta edindiği deneyim, İstanbul’daki şampiyonluklar, Adana’da korunan beraberlik ve Köln’de taşınan Avrupa avantajı birbirini tamamlıyor. Galatasaray ileriye giderken arkasında durabilen bir kaleci vardı; kulübün Avrupa hikâyesinde o eldivenlerin izi hâlâ belirgin.

Kapak fotoğrafı: Zoran Simoviç, Galatasaray kalecisi olduğu döneme ait arşiv fotoğrafında. Kaynak: Ajansspor. Arşiv fotoğrafı